Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 229. Sayı >> CAMİLERİMİZ >> Çok katmanlı bir yapı: Kastamonu’da Nasrullah Camii

Çok katmanlı bir yapı: Kastamonu’da Nasrullah Camii

Karadeniz Bölgesi’nin köklü şehirlerinden olan Kas-
tamonu, 12. Yüzyılda Danişmendliler eliyle bir İslam
yurdu hâline gelmeye başlamıştır. Daha sonra sıra-
sıyla Selçuklular, Çobanoğulları, Candaroğulları ve
Osmanlılar eliyle İslam medeniyetine has unsurlarla
yeniden yapılanan şehir, bu süreç boyunca bir cami-
ler beldesi olmuştur.
Onun bu niteliğini, bünyesinde barındırdığı köklü iba-
det mekânlarını bir kalemde sayıp dökmekle izah et-
memiz mümkündür. Türk mimarlığının yüksek eser-
leri arasında da zikredebileceğimiz bu yapılar şöyle
sıralanabilir: Kasım Bey Camii (Taşköprü-Çaycevher
köyü; Beylikler yahut Selçuklu eseri), Atabey Camii
(1273), İbn-i Neccar Camii (1353), Halil Bey Camii
(Kemah –Duduçay- Köyü, 1363), Mahmut Bey Ca-
mii (Kasaba Köyü, 1366), İsmail Bey Külliyesi (1451),
Küre-i Hadid Camii (Araç - Küre-i Hadid köyü,
1451), Hoca Şemseddîn Camii (1473), Nasrullah
Camii (1506), Yakub Ağa Külliyesi (1547), Sinan Bey
Camii (1571), Şeyh Şaban-ı Velî Camii (1580), Ab-
durrahman Paşa Camii (Tosya’da 1584)…

Bu yazımızda dikkatlere sunacağımız Nasrullah Ca-
mii, çeşitli bakımlardan öneme sahiptir. Doğrusu,
Nasrullah Camii ile ilgili çalışmalarımızın son aşama-
sı olan bu yazıyı oluşturma aşamasına geldiğimde,
caminin söz konusu önemleriyle ilgili olarak, beni
bekleyen tehlikenin farkına vardım. Caminin birbirin-
den baskın özellikleri, “benden başla!" emrini verip
dururken, hangisinden başlayacaktım?! Osmanlı dö-
neminde yapılan ilk camii oluşu iyi bir bahane olabi-
lirdi. İyi de, Mehmet Akif Ersoy’un Milli Mücadele’yi
ateşlediği meşhur vaazını verdiği bir camiydi Nasrul-
lah Camii; bununla başlamak da yazımın artı puan
kazanmasına yarayacaktı. Yahut, adının Kastamo-
nu’yla bütünleşmesinden, şehrin en büyük camii ve
önde gelen simgelerinden olmasından dem vurup,
sözü ilerletebilirdim…
Devlet-i âliye-yi Osmani’ye ait ilk cami…
İlkinden başlayalım, sonrası Allah Kerim… Nasrullah
Camii, yukarıda söyledik, Osmanlılar tarafından bu
şehre yapılan ilk cami. Madem bunu belirttik, Kasta-
monu’nun Osmanlılarla ilgili geçmişine de bir baka-
lım. Şehrin Osmanlılar eline ilk geçişi 1392’de Yıldı-
rım Bayezid zamanında olmuştur. Fakat Ankara Sa-
vaşı sonrasında belde Timur tarafından Candaroğlu
İsfendiyar Bey’e verilmiştir. Nihayet 1461’de Fatih,
Candaroğulları’nın yönetimine son vermiş, Kasta-
monu ve çevresini Osmanlı topraklarına katmıştır.
Nasrullah Camii’nin inşası bundan sonradır. Yapı, ki-
tabesinden anlaşıldığına göre, II. Bayezid dönemin-
de, zamanın kadısı Yakuboğlu Nasrullah tarafından
inşa ettirilmiştir.
Bununla birlikte, Nasrullah Camii’nin inşası ile ilgi-
li çalışmalar yapan bazı araştırmacılar, muhtemelen
aynı yerde daha önce Selçuklular tarafından yapılmış
bir caminin bulunduğunu öne sürmektedir. Bu ka-
naati dile getiren araştırmacılardan birisi olan Z. Ke-
nan Bilici, bu caminin tahrip olması veya ihtiyaca ce-
vap verememesi sebebiyle yıkılarak, yerine şimdiki
caminin inşa edildiği görüşündedirler. Bu arada,
ibadet mekânının ilk inşasında altı kubbeyle örtülü
iken, sonradan üç kubbe daha ilave edilerek bugün-
kü dokuz kubbeli yapı meydana çıkmıştır.

Caminin banisini tanıyalım…
1506’da Osmanlı döneminin ilk camii olarak Kasta-
monu’ya bu güzide eseri kazandıran zamanın kadısı
Nasrullah, Karamanlı müderris Yakup Efendi`nin oğ-
ludur. Nasrullah, İstanbul’un değişik medreselerinde
müderrislik, Diyarbakır, Manisa ve Belgrad gibi bel-
delerde ise kadılık yapmıştır. Kastamonu’ya Nasrul-
lah Camii’yle birlikte bir köprü (Nasrullah Köprüsü) ve
bir çifte hamam yaptırmış, bunları camiye vakfetmiş-
tir. Hizmetlerinden ötürü kendisine Gelibolu’nun Şe-
hir Köyü arpalık olarak verilmiştir.
Aşamalı kuruluş…
Kastamonu şehir merkezinde bulunan Nasrullah Ca-
mii, bir külliyenin ana unsuru olarak çok kubbe-
li ulu cami tipinde inşa edilmiştir. İlk inşasında 6 kub-
beli bir harime sahip olan yapı, değişik tarihlerde
(1746, 1875, 1945) gördüğü tamiratlarla özgün hâli-
ni kaybetmiştir. Camii özellikle 1746 tarihinde Re-
is’ül Küttab Hacı Mustafa Efendi tarafından yapılan
büyük çaplı bir onarımla genişletilmiştir. Doğu yönü-
ne doğru yapılan bu genişletme çalışmasıyla üç kub-
be daha eklenerek harim 9 kubbeyle örtülü hâle ge-
tirilmiş bir son cemaat yeri eklenmiştir. Genişletmey-
le ilgili izler bugünkü yapıda belirgin şekilde görülür.
Batı duvarının güçlendirilmesi için buraya destek pa-
yandası eklenmesi, son cemaat yerinin batı tarafın-
da harime göre çıkıntılı olması büyümeyle ilgili önemli
delillerdir. Ayrıca, kesme taş ve moloz taşın kullanıldı-
ğı yapıda moloz taşlı kısmın eklemelerin olduğu kısım
olduğunu da belirtelim.
Nasrullah Camii’ne dışarıdan bakıldığında, batı cep-
hesi hariç tutulursa, göze ilk çarpan simetrik bir dü-
zen olmaktadır. Caminin sonradan eklenen son ce-
maat yeri on sütun üzerinde yükselen yedi kemerle
bölünmüştür. Ortadaki dördüncü kemer, caminin
ana giriş kapısının üstündedir. Bu girişin üstünde
yüksekçe bir kubbe bulunmaktadır. İki tarafındaki
bölümler ise aynalı manastır tonozu ile kaplanmıştır.
Doğu taraftaki kemerli kısım kadınlara tahsih edilmiş,
batıda kalan üç kemerlik birim ise ortadan ikiye ayrıl-
mış ve birisi kitabevi hâline getirilmiş, diğeri ise cami
görevlilerinin hizmetine verilmiştir. Son cemaat bölü-
müne girişi sağlayan kapının karşısında harime girişi
sağlayan orijinal ana kapı vardır. Bu kapı zıvana-
lı geçmelere sahip olup oldukça sadedir.
Ana mekânda gezinti…
Caminin harimi muntazam üç sahna ayrılmıştır. Ha-
rim, dört köşeli altı paye üzerinde duran sivri kemer-
lere oturtulmuş dokuz kubbeyle örtülüdür. Kubbele-
rin üzerine oturduğu dört köşeli payeler kare şekil-
li olup her bir kenar 160 cm.’dir. Kubbe geçiş unsu-
ru olarak pandantifler kullanılmıştır.
Nasrullah Camii’nin mihrabı oldukça sadedir. Minbe-
ri ise Kastamonu’ya has ağaç işçiliğinin güzide bir ör-
neğidir. Minberin üzeri birbirine geçme geometrik
motiflerle bezenmiştir.
Caminin iç duvarlarını süsleyen Esmaü’l-Hüsna, Hu-
lefa-i Raşidin ve Aşere-i Mübeşşere hatları ihtişamla
zarafetin, heybetle inceliğin birbirlerine nakşedilmiş
hâli kabul edilir. Bu hatların büyük bir kısmı Kastamo-
nu’lu hattat Ahmet Şevki Efendi’nin eseridir.
Harimin karanlıkta kalmaması için gereğince pencere
açıklığı bulunması harimin yeterince ışık olmasını sağ-
lamakta başarılı olmuştur. Cami, kubbe gövdesinde
bulunanlar da dâhil toplam 40 pencere ile aydınlatıl-
maktadır. Bu pencereler son şekillerini 1945’teki res-
torasyonda almıştır.

Harimin kuzey doğusunda kadınlar mahfili bulun-
maktadır. Buraya doğu ve batı taraflarında yer alan
merdivenlerle çıkılır. Bunlara ek olarak sonraki za-
manlarda harimin doğu cephesinin orta kısmında
üçüncü bir merdiven daha yapılmıştır.
Minare, şadırvan, medrese…
Caminin kuzey-batı köşesinde bulunan tek şerefe-
li minarenin tamamı kesme taştan yapılmıştır. Cami-
den 7-8 metre aralık bırakılarak yapılmıştır.
Caminin kuzeyinde bulunan şadırvanı ise Kadı Nas-
rullah yaptırmıştır. Şadırvan köşe payeleri ve sütunlar
üzerine oturan dikdörtgen bir yapı olup, kasnak-
lı iki ayrı kubbesi ile dikkati çekmektedir. Halk arasın-
da bu şadırvandan su içen kişinin, Kastamonulu bir
eşi olacağı inancı yaygındır.
Nasrullah Külliye’sinin yukarıda saydığımız unsurları
dışında bir de medresesi bulunmaktadır. Münire
Medresesi yahut Bayraklı Medrese adıyla anılan bu
yapı, sonraki dönemlerde, külliyenin genişletilmesine
bağlı olarak, Reisü’l-Küttap Hacı Mustafa Efendi ta-
rafından 1824 yılında yaptırılmıştır. Bu medrese, bir
süre öğrenci yurdu olarak kullanılmış, geçtiğimiz yıl-
larda ise turizm amaçlı El Sanatları Çarşısı’na dönüş-
türülmüştür.
Nasrullah camii ve Âkif’in Türk milletine hitabı
Nasrullah Camii, Milli Mücadele yıllarında önemli bir
hamleye ev sahipliği yapmıştır. 19 Kasım 1920 gü-
nü Mehmet Âkif, bu camiden “Türk Milletine hitap"
etmiş ve Milli Mücadele’yi ateşlemiştir. Mehmet
Âkif, işgal edilmiş olan İstanbul`da Sebilürreşad’ı ya-
yınlayamayacağını anlamış ve 10 Nisan 1920 günü
sabah namazından sonra ailesiyle vedalaşmış, on
iki yaşındaki oğlu Emin’i de yanına alarak bu şehir-
den ayrılmıştır. Birinci Meclis`in açılışının ertesi günü
(24 Nisan) Ankara`ya varan Âkif, Burdur milletvekili
seçilmiş, ardından halkı Milli Mücadeleye ikna ve
teşvik için Anadolu`nun muhtelif şehirlerini dolaşma-
ya ve oralarda vaazlar vermeye başlamıştır. Bu va-
azlardan Kastamonu Nasrullah Camii`nde verileni
çok önemlidir. Sebilürreşad`da da yayınlanan bu va-
az, akabinde memleketin her bir camiinde okunmuş
ve çeşitli kereler basılarak geniş halk kesimlerine
ulaştırılmıştır.
Eşref Edip, Âkif’in Kastamonu`ya gidiş serüvenini an-
lattıktan sonra, sözü onun Nasrullah Camii`nde verdi-
ği vaaza getirir: “Üstat, Sevr muahedesinin (anlaşma-
sının) öldürücü maddelerini herkesin anlayabileceği
bir tarzda anlattı. Vatanın geçirdiği tehlikeleri halkın
gözü önüne koydu. Vahdete davet etti, tefrikayı yerin
dibine batırdı."
Bu vaazdan bir bölümü iktibas edelim: “Ey Cemaati
Müslimin! Milletler topla, tüfekle, zırhlı ordularla, tay-
yarelerle yıkılmıyor ve yıkılmaz. Milletler ancak arala-
rındaki rabıtalar çözülerek herkes kendi başının der-
dine, kendi havasına, kendi menfaatini temin etmek
sevdasına düştüğü zaman yıkılır. Atalarımızın ‘kale
içinden alınır’ sözü kadar büyük söz söylenmemiştir.
Evet, dünyada bu kadar sağlam, bu kadar şaşmaz
bir düstur yoktur. İslam tarihini şöyle bir gözümüzden
geçirecek olursak cenupta, şarkta, şimalde, garpta
yetişen ne kadar Müslüman hükûmetleri varsa hepsi-
nin tefrika yüzünden, aralarında hadis olan fitneler,
fesatlar, nifaklar, şikaklar yüzünden istiklallerine veda
ettiklerini, başka milletlerin esareti altına girdiklerini
görürüz. Emeviler, Abbasiler, Fatımiler, Endülüslüler,
Gazneliler, Moğollar, Selçukiler, Mağribiler, İraniler,
Faslılar, Tunuslular, Cezayirliler… hep bu ayrılık gay-
rılık hislerine kapıldıkları için saltanatlarını kaybettiler.
Biz Türkiye Müslümanları dünyanın üç büyük kıt’ası-
na hakim idik. Koca Akdeniz, koca Karadeniz hük-
mümüz altında bulunan cesîm cesîm memleketlerin
ortasında birer göl gibi kalmıştı. Ordularımız Viyana
önlerinde gezerdi. Donanmalarımız Hind okyanusla-
rında yüzerdi. Müslümanlık rabıtası, ırkı, iklimi, lisanı,
âdâtı, ahlâkı büsbütün başka olan birçok milletleri
yekdiğerine sımsıkı bağlamıştı. Boşnak Slavlığını, Ar-
navut Lâtinliğini, Pomak Bulgarlığını… elhasıl her ka-
vim kendi kavmiyetini bir tarafa atarak İslâm camiası
etrafında toplanmış, Kelimetullahı îlâ için canını, kanı-
nı, bütün varını güle güle, koşa koşa feda etmişti. Fa-
kat sonraları aramıza Avrupalılar tarafından türlü türlü
şekiller, türlü türlü isimler altında ekilen fitne, tefrika,
fesad tohumları bizim haberimiz bile olmadan filizlen-
meğe, dallanmağa, budaklanmağa başladı. O demin
söylediğim rabıta gevşedi. Artık eski kuvveti, eski te-
siri kalmadı. Kalemizin içinden sarsılmaya yüz tuttu-
ğunu gören düşmanlar kendi aralarında birleşerek,
yani biz Müslümanların memur olduğumuz vahdeti
onlar vücuda getirerek birer hücumda yurdumuzun
birer büyük parçasını elimizden alıverdiler. Bugün bi-
zi Asya’nın bir ufacık parçasında bile yaşayamayacak
hâle getirdiler."
Nasrullah Camii, Mehmet Âkif’in yüksek yankılar
uyandıran hitabına ev sahipliği yapmakla kalmamış,
buna bağlı olarak, Kastamonu insanının ve aziz mille-
tin kahramanlığına ortak olma şerefini de yaşamış bir
eserdir...

Cevat Akkanat



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97