Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 230. Sayı >> GÜNDEM >> Kardeşlik yolu: İslam

Kardeşlik yolu: İslam

Dinimiz herkesi Allah’ın kulu olarak görür. Kişilerin ırkı, rengi, cinsiyeti,
zengin veya fakir olması ve benzeri konularda eleştirilmesi ve ayrımcılık
yapılması toplumsal barışa zarar verir.

İnsan, Allah’ın yarattığı birçok özelliklerle donat-
tığı, kendi ruhundan bir nefha verdiği,
(Hicr, 29)
büyük bir emaneti yüklediği
(Ahzab, 72)
ve yeryü-
züne “halife" kıldığı
(Bakara, 30)
şerefli bir varlıktır.
(İsra, 20)
İnsana meleklerin secde etmesini Allah
Teala’nın emretmiş olması da, onunu için başka
bir üstünlük emaresidir.
(Hicr, 29)
Hoşça bak zatına kim zübde -i âlemsin sen
Merdum-i dide-i ekvan olan âdemsin sen
Şeyh Galip (ö. 1799) bu dizelerinde “Ey insa-
noğlu kendini iyi tanı, alıcı gözle bak, göreceksin
ki sen âlemin özüsün. Sen kâinatın göz bebeği
olan insansın. Bunun kıymetini bil ve onun şanı-
na uygun hayat sür." mealinde insanın değerine
atıfta bulunmaktadır. İnsan, bu dünyada sürekli
olmadığı bilinciyle sonsuzluğa adaydır. Ancak
bu gerçeği insana fısıldayan dindir. Din ise insa-
nın erdeme , ulaşmasının kurallarını, yöntemlerini
ortaya koyar. Kur’an’da “O hanginizin daha gü-
zel amel yapacağını sınamak için ölümü ve
hayatı yaratandır. O mutlak güç sahibidir, çok
bağışlayandır."
(Mülk, 2)
buyrulur.
İslam’a göre din, Allah’ın insanlara peygamber-
ler aracılığıyla ile gönderdiği bir sistemdir. Bu
sistem, akıl sahiplerini kendi istekleriyle dünyada
huzur ve saadete , ahirette sonsuz mutluluğa
ulaştırır. Din duygusu, insanın fıtratında, özünde
mevcut bir duygudur. İnsan her zaman ve her
yerde yüce, kudretli bir varlığa sığınma ve ondan
yardım isteme ihtiyacı hissetmiştir. Bu ihtiyaç
din ile karşılanır. Kur’an’da bu şöyle ifade edilir:
“Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine
çevir. Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata
sımsıkı tutun . Allah ’ın yaratmasında hiçbir
değişme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat
insanların çoğu bilmezler. "
(Rum, 30)
İşte böylece
din, kaynağını Allah’tan alan bir ahlak sistemidir.
Din ve inanç sistemi, toplumsal bütünleşmenin
en etkili araçlarından birisidir.
Din, ferdin ve toplumun ihtiyacı olan bir kurum-
dur. Tarih boyunca dinsiz toplumlara rastlanma-
mıştır. Çünkü din, insanların düşünce ve davra-
nışlarını yönlendirir. İnsanın bedeni ihtiyaçlarını
gidermek nasıl sağlığı için gerekliyse, ruhi ihti-
yaçlarını da gidermesi ruh sağlığı için aynı dere-
cede gereklidir. İnançsızlık, mutlak yalnızlık ve
huzursuzluk getirir. Batı’daki intiharların temelin-
de dinsizlik yatar.
Din, bireylerin kutsal duygu, ortak bilinç ve vic-
dan etrafında birleşmesini sağlar. Bu suretle ay-
nı düşünce ve inanç etrafında şekillenen toplu-
mun yaşaması, gelişmesinde bağlı oldukları di-
nin etkisi görülür. Fertleri, bir dinin manevi otori-
tesine kalben ve fikren bağlanmış toplumlarda
ise zayıf, aciz, yoksul ve kimsesizler daima hi-
maye görür. Yalnızlıklarını unuturlar.
Dinimiz İslam, bu manada eşsiz prensipler va-
zetmiştir. Asırlarca bu değerlere bağlı Müslü-
manlar, insanlığın hayran kaldığı İslam medeni-
yetini kurmuşlardır. İslam’a göre insanlık farklı
özelliklere sahip bir aile gibidir. Bu ailedeki fark-
lılıklar zenginlik sayılır. Her insan bütün renkleriy-
le bir halının ya da kilimin desenindeki çizgi ve
motif gibidir. Birlik Allah’a mahsustur. Yaratıklar-
da çokluk ve çeşitlilik vardır. Kur’an’da: “Gökle -
rin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerini-
zin de farklı olması da, O’nun (varlığının ve kud-
retinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler
için elbette ibretler vardır."
(Rum, 22)
buyrulmak-
tadır. Farklılık bir övünme veya yerinme vasıtası
değildir. Bunların hepsi Allah’tandır. İmam-ı Tir-
mizi’nin “hasen-sahih" dediği Ebu Musa el-Eşa-
ri (r.a.)’nin şöyle rivayet ettiği, bir hadiste: “Allah,
Âdem’i yeryüzünün hepsinden avuçladığı bir
avuç (toprak) tan yarattı. Bunun için Âdemoğul-
ları yeryüzünün (renkleri ve tabiatları) kadar (de -
ğişik şekillerde) geldiler. Onlardan kimi kızıl, kimi
beyaz, kimi siyah, kimi bunların karışımı, kimi
yumuşak, kimi sert, kimi kötü, kimide iyi geldi."
(Sünen-i Tirmizi, Kitabu Tefsiri’l-Kur’an, 3/2955)
Bu ayetler ve hadiste ifade edildiği gibi, insanlı-
ğın farklı ırk, renk, düşünce ve karakter sahibi
olması, yüce Allah’ın azametini, sonsuz ilim ve
kudret sahibi olduğuna delalet etmektedir. Aksi-
ne insanlığın bu farklılığını görmemek veya bu
yönünü yok farz etmek “yaratılışa müdahale ye"
yeltenmek olur. Farklılık, eşyanın tabiatında var-
dır. Dinimiz herkesi Allah’ın kulu olarak görür.
Kişilerin ırkı, rengi, cinsiyeti, zengin veya fakir ol-
ması ve benzeri konularda eleştirilmesi ve ay-
rımcılık yapılması toplumsal barışa zarar verir.
Cümle yaradılmışlara bir göz ile bakmayan
Halka müderris olsa hakikatte âsîdir.
(Yunus Emre)
İslam’a göre ırk ve etnik yapıya bağlı bir ayrım-
cılık hoş görülmemiştir. Bu sebeple insanlar ara-
sında görülen yaratılıştan gelen dil, renk, ırk ya
da din ve inanç gibi farklılıklar sebebiyle dışlana-
maz ve kınanamaz.
İslam inancı gereği bütün “Müslümanlar Kardeş-
tir."
(Hucurat, 10)
Bu nesebi bir kardeşlik olmayıp,
ortak inançtan gelen bir kardeşliktir. Nesebe da-
yalı kardeşlik, şu dünyada bile geçerli olmamakta
aynı anne-babadan gelen kimseler birbirlerine
düşman olabilmektedir. Hatta bu nesebi bağ ya-
rın kıyamet gününde dahi bir mana ifade etmeye-
cektir. Kur’an’da: “Sur’a üfürüldüğü zaman (işte)
o gün ne aralarında soy-sop yakınlığı kalacak ne
de birbirlerini arayıp soracaklardır."
(Mü’minun, 101)
buyrularak o gün herkesin kendi derdinde olaca-
ğı ifade edilmektedir.

İnsana değer kazandıran, soy, sop, mal gibi
şeyler değil ilim, ahlak ve fazilet gibi değerlerdir.
Hz. Âdem (a.s.)’e secde etmekten imtina eden
şeytanın tavrı da sırf bu tür üstünlük duygusun-
dan kaynaklanmaktadır: “Ben ondan hayırlıyım.
Çünkü beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan
yarattın."
(A’raf, 12)
Bu yaklaşımın tezahürlerini
günümüz toplumlarında görmek mümkündür.
Milli şairimiz Mehmet Akif merhum bu tür yakla-
şımlara karşı tutumunu aşağıdaki mısralarda ifa-
de etmiştir:
“Arab’ın Türk’e Laz ’ın Çerkez’e yahut Kürd’e
Acem’in Çinliye rüçhanı mı varmış nerde
İslamiyet’te anasır mı olurmuş ne gezer
Fikir-i Milliyeti tel’in ediyor peygamber
En büyük düşmanıdır ruh-u Ne bi tefrikanın
Adı batsın onu İslam’a sokan kaltabanın."
İnsanlar arasındaki her türlü ayrımcılığın İslam di-
ninde yeri yoktur. Kişiler beden yapıları itibarıyla
farklı olduğu gibi inanç ve düşünceleri itibarıyla
da farklıdır. Kur’an buna işaretle şöyle buyurur:
“...Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koy-
duk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir
ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imti-
han etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyilik-
lerde yarışın..."
(Maide, 48)
Farklılıklar, insanlar
arasındaki birliğe, eşitliğe , barışa ve diyaloğa
götüren unsurlardır. Sonuçta İslam evrensel bir
dindir. Bütün insanlık âlemi onun muhatap kitle-
sidir. Te rcih insanlarındır. Kimi inanır, kimi inan-
maz. Yaratıkları Yaratandan ötürü sevmek say-
mak gere kir.
Asırlarca aynı coğrafyada birlikte bir arada yaşa-
mış bir milletin fertleri olarak bizlerin birçok ortak
değerleri mevcuttur. Rabbimiz bir, kitabımız bir,
peygambe rimiz bir, kıblemiz birdir. Bir arada biz
olmak için bu birler yeter ve artar. Bu birliğin bo-
zulması, o toplumun zayı amasına, güçsüzleş-
mesine sebep olur. M. Akif’in ifadesiyle:
“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez."
Hz. Peygamber ( s.a.s.), İslam toplumunu bir be-
dene benzeterek “ Onlardan bir uzuv rahatsız
olursa, diğer uzuvlar uykusuzluk ve harare tle
ona iştirak ederler."
(R. Salihin, 2/271)
buyurduğu
üzere, cemiyetin fertleri birbirleriyle düzenli ve
ahenkli olurlarsa, o toplumda huzur ve barış te-
şekkül eder. Biz diyenler, kendilerini diğerinin bir
parçası sayanlardır. “Bir elin nesi var, iki elin se-
si var" sözü bizim biz olursak neler yapabilece-
ğimize işaret eder.
Toplum arasında birliği tesis etmekte dinimizin
ibadet anlayışının ayrı bir yeri vardır. Mesela,
günde beş vakit kıldığımız namazın her rekâtın-
da “Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden
yardım dileriz ."
(Fatiha, 5)
, hitabında “ederim, dile -
rim “ye rine" ederiz, dileriz" denilmesinde tevhit
ehlinin bir bütünlüğüne işaret vardır. Bu suretle
“sen, ben değil, biz varız" ilkesi ön plana çık-
makta ve fert-toplum arasında denge korun-
maktadır. “Biz"i oluşturan bağ, imandır, kardeş-
liktir.
(Buhari, Nikah, 45)
Bu kardeşlik ise yardımlaş-
mayı ve dayanışmayı gerektirir.
(Kur’an Yolu, Türkçe
Meal ve Tefsiri, I/62)
Zekât’ın hedefinde de yine muhtaç insanlar var-
dır. Onların huzuru, toplumun huzurudur. “ Sev-
diğiniz şeyle rden Allah yolunda harcamadıkça
iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız
Allah onu bilir."
(Al-i İmran, 92)
ayeti İslam toplumu-
nu oluşturan fertlerin birbiriyle yardımlaşmasını
ön görmektedir.
Hac topluca icra edilen dünya Müslümanlarının
meselelerinin konuşulduğu ve çözüm arandığı
bir yıllık kongredir. Burada bizim olan meseleler
görüşülüp tartışılmaktadır.
Ramazan ayında tüm inananların bir ay boyun-
ca tuttukları oruç, toplumsal bir irade eğitim
mektebidir. Toplum içindeki yoksulların, fakirle-
rin ve muhtaçların daha yoğun hatırlandığı bir
hayır ve iyilik mevsimidir.
Birlikte eda edilen cemaatle kılınan beş vakit na-
mazlar, bayram namazları ile haftalık cuma na-
mazının hedefi de toplum fertlerinde biz şuuru-
nun yerleşmesidir.
Yunus’un dizeleri ile söylersek:
“Bir hastaya vardın ise bir içim su verdin ise
Yarın anda karşı gele Hak şerbetin içmiş gibi."
Kısa dünya hayatında hayatı güzelleştirmek
“ben" den uzaklaşıp, “biz" olabilmekle mümkün-
dür. Biz olmak, başarının ve mutluluğun sırrına
ermektir. Sonuçta hepimiz er veya geç dünya-
mızdan göçüp ebedi âleme, ahiret yurdumuza
gideceğiz. Bu hır-gür, kavga niye...
Yunus’la son noktayı koyalım:
“Gelin tanışık edelim işin kolay kılalım
Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz."

Dr. Ahmet Akın - Eskişehir Müftüsü



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97