Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 230. Sayı >> SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER >> "Bir giden bir dahi gelmez ne acep hikmetdir Âlem-i râhata benzer gibi iklîm-i adem"

"Bir giden bir dahi gelmez ne acep hikmetdir Âlem-i râhata benzer gibi iklîm-i adem"

Bir giden bir dahi gelmez ne acep hikmetdir
Âlem-i râhata benzer gibi iklîm-i adem
Koca Râgıp Paşa

Ne garip hikmettir ki, bir giden bir daha gelmiyor.
Adem diyarı (yokluk ülkesi/ölümden sonrası)
galiba rahatlık âlemi (huzur ülkesi) gibi...

Ölüm... Hayatın, diriliğin, canlılığın tezadı... Her canlının tadaca-
ğı bir hikmet...
Ölüm, insanın bakış açısına göre şekillenen mutlak bir gerçek...
Ölüm, kimine göre ebedî bir yok oluştur. Dünyadan kopuş, so-
nu belli olmayan bir gidiş. Sevdiklerimize, sevmediklerimize;
acılarımıza, sevinçlerimize son veda. Bir daha görülemeyecek,
tadılamayacak lezzetlerden, bir daha kavuşulamayacak güzel-
liklerden ebedî bir ayrılık... Adı üstünde ölüm. Meçhullerle dolu
bir âlemin başlangıcı bir yolculuk.
Ölüm, yeni ve sonsuz bir âlemin başlangıcıdır. Yalanın sona erip
gerçeklerle yüzleşme vakti. Hakiki hayatın, adaletin; gerçek gü-
lüşün, ağlayışın, gerçek cennetin, cehennemin bulunduğu dün-
ya.
Ölüm, Mevlana’nın dilinde âşığın, sevgilisine kavuşma ânı, Yû-
nus’un dilince ebedî var olma kapısı. Âşık Veysel’e göre iki ha-
nın diğer kapısı...
Ve ölüm, “âsude bir bahar ülkesi" Yahya Kemal’ce...
Ölüm üzerine neler düşünülmemiş, düşünce fırsatını henüz yi-
tirmemişlerce... Ölüm bize ürküntü vermiyor, lakin vatandan ay-
rılışın ıstırabı zor diyenler olmuş. Zira vatan âşığına en zor olan,
vatandan ayrı kalmaktır. Sevdiğinden ayrı kalmanın acısını yani
ayrılığı ölümle tartanlar ve ölümü hafif görenler olmuş. Kimi ölü-
mün gariplere bir başka türlü geldiğini söylemiş. Gariplerin, ölü-
sünün bile üç günden sonra duyulacağını, hatta soğuk su ile
yunacağını tahayyül etmiş. Bazıları öldükten sonra dikilecek
mezar taşının bile garip olacağını söylemiş. Her yaştaki ölümün
erken olacağ ı fikri ağırlık kazanmış birçoklarınca. Genç yaşta
ölenlerin acısı hepsinden farklıdır. Gök ekini biçmek gibi bir hâ-
disedir, demişler genç ölümüne... Ve ölümü gen-
ce yakıştırmayan şairler olmuş.
Ölüm kelimesi ürpertici olduğu için insanlarımızın
ona değişik isimler ve sıfatlar verdiği olmuş.
Hakk’a kavuşmak, Hakk’ın rahmetine kavuşmak,
Rahmet-i Rahman’a varmak...
Henüz ölmemiş insanlar daha neler düşünmüş ve
neler söylemişler söyleme fırsatları varken... Ken-
dince çok öne mli bir durumu hayat-memat
(ölüm) meselesi sayanlar çıkmış. Sevdiklerini bir
şeye razı etmek için, ölümü gör, diye yemin ver-
mişler. Kızdıklarını da, ölünün körü (ölünün gûru/
mezarı), diye azarlamışlar.
Ölmeden önce ölmek vardır bir de... Peygamber
Efendimizin (s.a.s.) nasihatlerinden biridir: “Ölme-
den önce ölünüz." Dünyada iken, hayatta iken in-
sanın kendini hesaba çekmesi bağlamında de-
ğerlendirilen bu hadis-i şerif mutasavvı arın hayat
düsturu, Divan şairlerinin dilinden düşürmediği bir
söz durumundadır.
Ölüm, insanlar için bir bilmece, ölüm bir muam-
ma; fakat gerçek bir vakıa ve edebiyatımızın,
özellikle şiirimizin ölümsüz konularından biridir...
Şair muhayyilesi bir başka anlatır ölümü. Onların
dilinde ölüm, ciğerleri sızlatır. Ölüm acısını dile
getiren İslam öncesi Türk Edebiyatında sagular,
Divan edebiyatında mersiyeler, Halk edebiyatında
ağıtlar başlı başına bir nazım türü olmuş; bu tür-
de sayısız eserler verilmiştir. Bu şiirlerde kimi za-
man bir devlet büyüğüne, kimi zaman sevgilisinin
ölümüne veya bir yakınına duyduğu acıları teren-
nüm etmiş şairlerimiz, ozanlarımız...
Dedik ya şair muhayyilesi farklı görür ölümü. Yah-
ya Kemal, aslında soğuk ve ürpertici olan ölüm
ve mezar kavramlarını insanın gözünde güzelleş-
tirmek için kelimeleri imbikten süzmüş âdeta.
Bir mezar tasvirinde şöyle diyordu Yahya Kemal:
Ölüm âsûde bahar ülkesidir bir rinde
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter,
Ve siyah serviler altında yatan kabrinde
Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter.
Daha sonra şair, bu kıtanın üçüncü mısraından
bir türlü memnun olmuyor. Siyah serviler tamla-
masından yıllar sonra rücu edip serin serviler şek-
line getirerek mezarlığın havasını değiştiriyor. Bu
durumu edebiyat araştırmacıları, şairlerin kelime-
leri seçimindeki hassasiyeti için örnek verseler de
bize göre, Yahya Kemal’in yıllar sonra bulduğu
ruh olgunluğunun bir neticesidir.
Yahya Kemal, aslında baştan sona ölümü anlat-
tığı Sessiz Gemi şiirinde ise, ölüm sözünü hiç kul-
lanmamış, fakat adı geçen şiiri her okuyan insan,
onun ölümü anlattığını anlamıştır. Bu şiir şöyle bi-
tiyordu:
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden
Birçok seneler geçti dönen yok seferinden.
Yahya Kemal gerçekte herkesin malumu olan bir
hadiseye farklı bir sebep bularak rakik bir nükte
yapıyor bu beytinde. Hakikaten insan memnun
olmadığı bir yerde duramaz oradan geri döner.
Edebiyatımızın icaz söz söyleyen üstatlarından
biri olan ve berceste beyitlere imza atan Koca
Râgıp Paşa da, Yahya Kemal’den iki asır önce
Yahya Kemal ile benzer düşünceleri dile getirmiş-
tir. Koca Râgıp Paşa, ölümün insanların bahset-
tiği gibi bir şey olmadığını düşünmüş ve ölümden
sonraki hayatın rahatlık ve huzur âlemine benze-
diğini, yoksa gidenlerin geri gelmesi gerektiğini
biraz da şaşırarak ifade etmiştir.
Dikkat edilirse Koca Râgıp Paşa da gerçekte ölü-
mü anlattığı beytinde ölüm kelimesini özellikle
kullanmıyor iklîm-i adem yani, yokluk ülkesi terki-
bini kullanıyor. Bu durum hemen her Divan şairin-
de üç aşağı beş yukarı aynıdır. Çünkü inanan in-
sana göre ölüm, ötesi hakkında pek bilgi sahibi
olmasa da, yeni bir başlangıcı ifade eder. Ve bu
başlangıç aslında biraz da rahatlık âlemidir. Çün-
kü artık o âlemde dünya kaygısı da bitiyor, ölüm
korkusu da... Diyor ya Yûnus:
Ne gam bu dünyâda bir kez ölürsem
Onda ölüm olmaz ölmezem ayruk.
Koca Râgıp Paşa, beytinde özellikle hikmet kav-
ramına yer veriyor; çünkü faniler için ölüm, bizim
künhüne pek de vâkıf olduğumuz söylenemeye-
cek kadar hikmetlerle dolu bir hâdisedir. Hâsı-
lı şair, ölümden sonra tekrar dünyaya gelineme-
yeceğini bildiği hâlde, ölenlerin bir daha gelmeye-
ceğini, gidilen yerin rahatlığına bağlıyor. Böylece
Paşa, bu güzel beytinde, hüsn-i talil (güzel sebep
bulma) sanatı yapmak suretiyle, bir bakıma sa-
natla manayı da örtüştürüyor.

Vedat Ali Tok



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97