Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 231. Sayı >> SÖYLEŞİ >> Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile İbadet ve Dua Üzerine

Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile İbadet ve Dua Üzerine

Prof. Dr. Nevzat Tarhan:

“Her insan manevi bir çiftçidir, ruh dünyasına iyi
bakım vermeyi başarabilirse sonucunu hem çalışır-
ken hem de hasat günü geldiğinde alır."

Farklı ibadetlerin ortak şartı olarak görebileceğimiz niyet konusunu dinimiz oldukça önemsemiştir. Amacına ulaşması açısından baktığımızda ibadet ve niyet arasındaki bağı nasıl değerlendiriyorsunuz?

İbadeti mükellefin yaratıcısına duyduğu saygı nedeni ile O’na itaat etmesi ve bazı zevklerinden vazgeçmesi olarak tanımlayabiliriz.

İbadet ve duada birinci şart sizin de söylediğiniz gibi niyettir. Niyet yaratıcıya kulluk değil ise yapılan ritüeller ve vazgeçilen zevkler amaca hizmet etmez. Yani rızaya uymaz. Böylece kulu yaratıcıya yakınlaştırmayan ibadet, amacına hizmet etmemiş oluyor. Evet, dua ve ibadette amaç kulu yaratıcıya yakınlaştırmaktır. Allah'tan korkmak aslında Allah'a saygı duymak ve O’nun yaratıcılığını onaylamak demektir.

İslam dininde ''Allah'tan başka ilah yoktur ve Hz. Muhammed O’nun kulu ve elçisidir.'' sözünün ilk iki şart olarak sunulması anlamlıdır. Mensup olduktan sonra yaratıcının koruması ve güven altına giriyorsun. Kurallara saygı duymak yoğun sevgi veya yaratıcının sevgi ve rızasını kaybetmekten korkmanın bir sonucudur. Tıpkı bir bebeğin bir şeyden korkup annesine sığınıprahatlaması gibi insan da olaylar ve musibetler karşısında her şeyi bilen, gücü yeten, her şeyin kontrolü elinde olan, kalbinden geçen her hatırayı dahi işiten, şahdamarındandaha yakın olan bir güce inandığını hissederse huzur ve güvenin verdiği içsel hoşluğu ve esenliği yaşar. Aklın onaylamadığı bir ibadet, geçici bir teselli anlamına gelir.

Sağlıklı bir ibadet ve dua akla dayanan ve kalbi duyguların onayladığı bir inanç sisteminden sonra olursa anlamlı olur. Bu algılama ile yapılan ibadette kişi bütünün parçasını görür.

Süleymaniye Camisinin inşaatında çalışan bir işçiye: ''Ne iş yapıyorsun?'' diye soruyorlar. O ''Bir lira yevmiye ile çalışıyorum'' diyor. İkinci işçiye soruyorlar: ''Dünyanın en büyük mabedinin inşaatında çalışıyorum.'' diye cevap veriyor.

İkinci bakışta büyük bir vizyon vardır. Kişi Allah'ın isim ve sıfatlarını bilerek onun ilim, irade, güç ve hikmetini düşünerek ibadet yaparsa beklenen içsel, sosyal ve manevi faydalar kazanılmış olur.

Allah’ı bilerek O’nu düşünerek yapılan ibadetlerin kazandıracağı bu faydalardan bahsedermisiniz?

Tarla metaforu, bu konuyu anlaşılır kılmak için güzel bir yol sanırım. Bir işçi, geniş ve verimli toprakları olan arazisini hazırlar, yabani otlardan temizler, tohumunu zamanında ekerse yağmur ve güneş geldiğinde verimli sonuçlar alır. Eğer hazırlık yapmazsa, ilaçlamaz, bakım vermezse yağmur ve güneş, tarlasında yabani otların ye şermesine sebepolur.

Aynı şekilde ruhumuz da birtarla gibidir. Onu günahlar şeklindeki yabani otlardan temizler ve iyi-güzel-doğru tohumlar atıp hazırlığımızı yaparsak rahmet güneşi, merhamet yağmuru geldiğinde iyi ve güzel çiçekler, içimizde ve dışımızda açar.

Bu nedenle her insan manevi bir çiftçidir, ruh dünyasına iyi bakım vermeyi başarabilirse sonucunu hem çalışırken hem de hasat günü geldiğinde alır. Tembellik yapar, zararlı işlerle yahut bencil eğlencelerle uğraşırsa sonucunu yaşamak durumundadır. Size o çiftliği veren davet sahibi büyük zat kimden memnun olur? Tabii ki çalışıp teşekkür edenden memnun olur. Çalışıp teşekkür eden iyi kuldur. Çalışıp teşekkür etmeyen de iyi birinsandır ama vizyonu dar olduğu için sadece çalıştığının dünyevi karşılığını alır. Manevi bir çok ticareti kaçırmış olur. Tıpkı Süleymaniye Camisi inşaatında çalışan birinci işçi gibi... Eğer bol teşekkür eder ama tembelse çiftliğin hukukuna uymadığı için ve çiftlikte bencillik yapıp düzeni bozduğu için kul hakkına girmiş olur.

İşte sadece ibadetin şeklî kısmını yapıp içini doldurmayan, çalışırken çiftlik sahibinin memnuniyetini ve rızasını düşünmeyen kul, ibadeti şahsi çıkarı ve tembelliğine alet ettiği için rızaya uymamış olur. Samimiyetsiz bir ibadet, niyet unsuruna uymadığı için boşa gitmiş bir ritüeldir.

Samimiyetle yapılan ibadet deyince aklıma Peygamberimizin namazı “gözümün nuru" şeklinde tanımlaması geliyor. Bir psikiyatristin penceresinden bakınca bu neyi ifade ediyor?

Olumsuz düşünce , zevk tuzakları, çeldirici, ayartıcı unsurlara karşı “Hayır ben iyi şeyler yapacağım." İradesini deklare etme düşüncesi taşıyan ibadet, ilahî hedefe daha uygun ibadettir. Bu irade ile kılınan bir namaz da elbette göz nuru gibi değerlidir.

Hz. Peygamber bir gün otururken “Önümüzden bir nehir aksa, her gün beş defa o nehrin içinegirsek vücudumuzda kir kalır mı?" diyor. “Kalmaz." cevabını aldıktan sonra da “İşte namaz manevi kirleri yıkayan bir nehir gibidir." diyor.

İbadet, kusurların farkına varıp arınma ve temizlenme iradesi ile başlar ve iyi ve güzel şeyler yapma niyeti ve planlaması ile devam ederse hayatı her gün “resetleme" anlamına gelir. Hayatı bu tarz da “resetleyen" bir ibadetin faydaları bununla sınırlı değil elbette.

Duanın ve ibadetin psikolojik faydaları hakkında neler söylersiniz?

Kulluğunu anlayan, gücünün sınırlarını bilen bir kimse duanın faydalarını hemen görür. Birinci faydası yalnız olmadığını hissetmesi, ikinci faydası ümidi ayakta tutabilmesi, üçüncü faydası bir şeyler yapabilme konusunda ilk adımı atmış olması, dördüncü faydası tüm gücü ile uyanık, dopdolu olabilmesidir.

Ayrıca, psikolojik bütünlüğü bozulan ve kontrol duygusunu kaybetme hissi ile şiddetli sıkıntı yaşayan insan eğer zihinsel bir sığınak oluşturabilirse kaygısını azaltabilmektedir. İşte kişi, ölüm anksiyetesi ve onun oluşturduğu panik ve kontrolsüzlük hissini ancak Allah inancı veya koruyucu melek inancı ile yenebilir. Bunun için Amerikalılar ''Siperde ateist yoktur.'' demektedirler.

Peki dua edenle dua edilen varlık arasındaki ilişki nasıl olursa en doğru olur ya da duanın bahsettiğiniz faydaları ortaya çıkar?

İnsan gücü sınırlı, ihtiyaçları sınırsız, arzuları sonsuz olan bir varlıktır. Sınırlı gücü olan varlık, sınırsız, mutlak güç, irade ve ilim sahibi ile münasebet kurmaya niyet etmeli. Böylece ilahî güç tarafından korunduğu duygusu oluşur. Sınırsız güçkaynağı ''Kadir-i Mutlak"la bağlantı kurma arzusu sarsılmaz bir güven ortaya çıkarır. Böyle bir yöneliş ve yakarış, özlü ibadet anlamına gelir.

Dua ve ibadetin faydaları psikolojik yapımızla sınırlı mıdır?
Dua ve ibadetin fizyolojik etkileri devar mıdır?

Elbette vardır. Duada vücut ısısı yükselir, ürperti hissi ile uyarılma yaşanır, algı gücü keskinleşir, bilinç düzeyi ve farkındalık artar. Harwardlı Dr.Herbert Benson ''Handbook ofReligion and Health'' isimli kitabında inanmanın hastalıklar üzerinde % 60-90 iyileştirici etkisi olduğunu aktarmıştır. 1200kişi üzerinde yapılanaraştırma ve diğer birçok çalışma ''Dindar insanların daha uzun ve sağlıklı yaşadığını gösteriyor''.

Benson, bu kitabında: “İbadetine düşkünve düzenli dua eden insanlar daha seyrek hastaoluyorlar, hastanede kalma süresini dindarlık azaltıyor, kalp ameliyatı sonrası ölüm riski hiçbir dinî aktivitesi olmayanlara göre 14 misli daha az.'' tespitlerini yazmıştır. Dr. Benson son 30 yılını duanın insan fizyolojisi üzerindeki etkilerine adamış bir araştırmacıdır.

Dua halindeki insanların beyin MR görüntülemelerinde kompleks aktivitelerin gerçekleştiğini de rapor etmektedir. Bu anlattıklarınız, günümüz insanının en çok mağdur olduğu konulardan biri olan stresi hatırlattı bana.

İsterseniz biraz da stresle başaçıkmada dua ve ibadetin rolü üzerinde konuşalım. Dua ve ibadet meditatif bir eylem olarak görülebilir mi?

Elbette. Ancak, duanın meditatif bir eylem olabilmesi işin önce zihinsel bir tasavvurla düşünceyi güzelleştirmesi, daha sonra bir noktaya odaklanması ve merhamet, şefkat, sevgi oluşturacak yoğunlaşma yaşanması gerekir. Bu üç aşama ancak eğitimle elde edilmektedir.

Dua ve ibadet öncesi zihinsel tasavvurda kulluk esprisi içerisinde, Rab'lık ve ilahlık gerçeğine sığınacağını, O’ndan ilgi ve yardım talep edeceğini, O lütfetmedikçe mahrum olacağını itiraf gerekir. Böyle bir yöneliş olmayan dua ve ibadet huşu ve derinlikten yoksun kalır.

Dua hissi hayatın akışında gerekli ve faydalı bir histir. Ancak asıl kıymetli dua, insanın hasta,muhtaç olmadığı zaman yaptığı duadır. Hasta ve muhtaç iken yapılan dua ve ibadet mum ışığı ise genç ve güçlü iken yapılan dua ve ibadet güneş değerinde anlam taşır. Böyle bir insanın duası hayranlık ve saygı uyandırmalıdır. Çünkübu kiş i kulluk bilinci içindedir ve gelecek zorluklara da şimdiden manevi yatırım ve hazırlığını yapıyor demektir.

Bir makalenizde “İçimizdeki büyük doktoru vegeniş eczaneyi harekete geçirmek için sağlam manevi inancın somut etkilerini bilim gözüylegörebiliyoruz." diyorsunuz.

Bu ifadeye dayanarak modern dünyadaki tıp bilimi ile dini inancın, maneviyatın hiçbir zaman uyuşmayacağı inancının sarsıldığını söyleyebilir miyiz?

Evet, modern dünyamızda tıp ile inancın hiçbirzaman uyuşmayacak olan iki konu olduğu şeklinde bir inanç vardı. Söylediğiniz gibi o inançbugün sarsıldı. Çünkü bugün manevi yaşantıla-rın insan beyninde birtakım kimyasalları harekete geçirdiğini ve bu kimyasalların savunma sistemini harekete geçirerek hastalığın yenilmesinekatkı sağladığını biliyoruz.

Bu nasıl gerçekleşiyor?

Hasta kişinin Yaratıcının kendisine yardımedeceği inancı, O’na güvenme, yalnız O’nainanma, yalnız O’ndan yardım isteme duyguları, kendini O’na teslim etmesi yani inanç ve güven, iyileşme beklentisini artırıyor. İyileşme beklentisinin artması, beyindeki serotonin, noradrenolin, noropeptid gibi ruh halini düzenleyen salgılarıartırıyor. Bu salgılar da çeşitli yollarla savunma sistemini kuvvetlendiriyor. Böylece organizmamız kendi kendine yardım ve tamir işlevini başlatıyor.

Mevlana öğretisinde sözlü, ritimli ve müziğin eşlik ettiği duaların ''sufi meditasyon'' şeklinde bugüne gelmesi ve Batı dünyasında rağbet görmesi tesadüfi değildir. Dua ve ibadete yoğunlaşmış bir hastayı gören hekim, o hastanın iyileşmeihtimalinin daha yüksek olduğunu görür.

Duanın kapı çalmak olduğunu, bir yöneliş olduğunu, iyive güzel olmaya zihinsel bir hazırlık olduğunubilmek, olumlu sonuçlarını beraberinde getirir. Böyle güzel konuları konuştuktan sonra olum-suz bir noktaya değinmek zor gelse dekonuşmamız gerektiğini düşünüyorum.

İnsanları ve toplumları şekillendiren yüce değerlerin, günümüzde manevi olandan maddi olana doğru evrildiğine şahit oluyoruz. Bu gelişme, kanaatkârlık, yetinme ve şükretme duygularını daolumsuz yönde etkiledi.

Şükretmek ya da şükürsüzlüğün ruh dünyamız üzerinde ne gibi etkileri vardır?

Bu soruya yeterli bir cevap verebilmek için önceşükrü ve şükürsüzlüğü doğru anladığımızdan emin olmalıyız diye düşünüyorum. Şükürsüzlük,ikramda bulunanı yalanlama anlamına gelir. Her ikram sahibi teşekkürü önemser. Yaratılış bir ağaç ise onun meyvesinin şükür olması gerekir.

İnsanı düşünelim...

Hayat verilmiş, insan gibimükemmel ve bilinç sahibi bir varlık olarak yaratılmış, birçok maddi ve manevi ikramlarda bulunulmuş. Teşekkür etmek canlıların yaşam meyvesidir. Bilinçli şükreden insanla bilinçsiz şükreden hayvan arasındaki farkı da bilmek gerekir.

Bilinç dışı şükreden canlıların rızık peşinde koşmaları birer şükürdür. Tavuğun eşinmesi, akvaryumdaki bir balığın sürekli ağzı açık dolaşması, iştah ve istekle rızık takibi yapması aslında verilen ikramları sevme işaretidir, bir çeşit şükürdür.

İnsan ise farklı olarak bilinç sahibi olduğu içinşükrüne vizyon katması gerekir. Kimin ikramı olduğunu düşünerek yiyip içmesi, ilahî hedefe daha uygun olur ve ilahi rızaya davet eder.

Şükürsüzlüğün ölçüsü hırs ve doyumsuzluk ikenşükrün ölçüsü yetinme , kanaat, razı olma vememnun olmadır. Küçük şeylere şükreden amabüyük şeyler için de çalışan insan, kendisine yeni şükür kapılarını açar.

İnsan madde, zaman, ruh boyutları ile birlikte duayı da bir yaşam boyutu olarak düşünebilirse hayatın akışında değerli ve faydalı bir konum almış olur.

Uğur İlyas Canpolat



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97