Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 231. Sayı >> SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER >> "Mansıb ile iftihâr etmek öğünmek câh ile Ehl-i fazl’a ârdır gerçi şerefdir câhile"

"Mansıb ile iftihâr etmek öğünmek câh ile Ehl-i fazl’a ârdır gerçi şerefdir câhile"

Mansıb ile iftihâr etmek öğünmek câh ile
Ehl-i fazl’a ârdır gerçi şerefdir câhile
Ahî

(Bir vazifeye sahip olmakla gururlanmak,
makamla övünmek faziletli insanlara ardır,
fakat cahillere şereftir.)

Dünyaya gelen, göçücüdür. İlk insandan bugüne milyarlarca canlı doğmuş ve öl-
müş. Kimi iyi, kimi kötü hatıralarla, izlerle terk edip gitmişler bu dünyayı. Hani şai-
rin dediği gibi dünya iki kapılı bir handan ibarettir. Bir taraftan doğumlar, diğer ta-
raftan ölümler olmakta. Devir daim devam etmekte. Fakat şu bir gerçek ki hiçbir
canlı baki değildir. Ancak Hüvel bâkî... O halde gerçek ve ebedî dünyanın tarlası
olan yaşadığımız şu hayat içinde sorumluluklar, görevler, davranışlar bir disiplin is-
temektedir.
Kur’ an’da buyruluyor ya: “Ey akıl sahipleri Allah’tan korkun." Allah’tan korkmak,
hâşâ, karşılaşılmak istenmeyen bir varlıkla karşılaşmaktan nefret etmek, korkmak
şeklinde algılanmamalıdır elbette. Allah’ tan korkmak, O’nun istemediği davranış-
lardan sakınmak anlamındadır. Allah’ın istemediği şeylerden biri de böbürlenmek,
gurura kapılmak, kibir göstermektir. Bu yüzden Divan şairlerimiz bize hemen ölü-
mü ve Allah’ın huzuruna çıkacağımızı hatırlatıyorlar. Meselâ Ahmedî mahlaslı şairi-
miz şöyle diyor:
Bî-bekâdur bu menzil ey ahbâb
“Fettekullâhe yâ ulî’l-elbâb"
Ey dost, bu menzil sonludur, geçicidir. “Ey akıl sahipleri Allah’tan korkun."
Ahmedî beytinde, Talâk Sûresi 10. ayeti iktibas etmek suretiyle insanlara bir nasi-
hatte bulunuyor.
İnsanları gurura, kibre götüren özelliklerden biri zenginliktir. Bu, eskiden beri de -
ğişmeyen bir durumdur. Ahî mahlaslı şairimiz bu âdeti şöyle özetlemiş bir beytin-
de:
Budur âdet ezelden ehl-i mâle
Ki mâla meyl eder bakmaz kemâle
Mal düşkünleri mala eğilim gösterir, olgunluğa bakmazlar. Bu eskiden beri âdettir.

Hâlbuki insanın saygı gösterilecek yönü aklı, fikri,
olgunluğudur. Zenginlik gelip geçicidir. Sadece
zengin olduğu için bir insana ihtiramda bulun-
mak, saygı değil riyakârlıktır, menfaatperestliktir.
Zaten akıllı insan da zenginliği ile iftihar etmez.
Bu, ancak cahillere yakışan bir hastalıktır. Diyor
ya şair:
Câhilin fahrı câh u mâl iledir
Ârifin izzeti kemâl iledir (Ahî)
Cahil insanların övünç kaynağı makam ve maldır,
âriflerin büyüklüğü de olgunluk iledir.
O halde Yunus Emre ’nin şu hikmetli sözüne ku-
lak vermeli: Mal da yalan mülk de yalan / Var bi-
raz da sen oyalan. Çünkü şimdiye kadar dünya
benimdir diyen nice hükümdar tacı tahtı bırakıp,
göçüp gitti bu dünyadan.
Biz dünyanın yalan olduğunu, sırası gelenin mut-
laka gideceğini sayfalarca anlatsak da bir şairin
imbikten süzüp sunduğu bir beyti kadar etkileyi-
ci şekilde dile getiremeyiz. Bakın Kâşifî mahlaslı
şairimiz sözün özünü nasıl da keşfetmiş:
Niceler dedi benimdir bu mekân
Ana benim dediği kaldı hemân
Pek çok kişi, bu mekân benimdir, dedi. Ona sa-
dece – benim- dediği kaldı.
Makam, mevki deyince aklıma hep Hz. Ömer ge -
lir. Bir makama talip olan insanların Hz. Ömer’in
hayatını iyi öğrenmeleri gerekir.
Hz. Ömer, sert bir mizaca sahip olmasına rağ-
men insanlara karşı oldukça mütevazı davran-
mıştır. Geniş bir coğrafyaya, güçlü ordulara sahip
bir devletin başkanı olması onu mütevazı ve sa-
de bir hayat yaşamaktan alıkoyamamıştır. Hz.
Ömer pahalı, süslü elbiseler giymekten kaçınmış,
sıradan insanlar gibi çalışmaktan, uğraşmaktan
çekinmemiştir. Tanımayan kimse onun Müslü-
manların halifesi olduğunu asla anlayamamıştır.
Dışarıdan gelen elçiler Hz. Öme r’in köşkünü so-
rar, sonra da yaşadığı mütevazı mekânı görünce
hayretler içinde kalırlarmış.
Hz. Ömer idarede görevlendirdiği memurlarına
sert davranır, onların bir haksızlıkta bulunmaları-
na asla göz yummazdı. Halka karşı ise son dere-
ce şefkatle yaklaşır, onların varsa sıkıntılarını öğ-
renip dertlerine çare bulmak için gece gündüz
uğraşıp dururdu. O, “Fırat kıyısında bir deve he-
lak olsa, Allah bunu Ömer’den sorar." korku ve
hassasiyetini taşıyan bir yüreğe sahiptir. Hz.
Ömer’in, aç torunlarını, tencerede taş kaynatmak
suretiyle avutmaya ve uyutmaya çalışan yaşlı ka-
dınla ilgili hikâyesini bilmeyen yoktur. O büyük in-
sana dair başka bir hatıra:
Devlet Malı
Hz. Ömer ( r.a.)’in halifeliği sırasında ashaptan bi-
ri, halifenin makamına ziyarete gider, selam verip
oturur. Bu arada Hz. Ömer kendisiyle hiç meşgul
olmuyor hatta selamını bile almıyordu. Hz. Ömer,
işini bitirdikten sonra yanan mumu söndürür;
başka bir mum yakar, sonra da gelen zatın sela-
mını alır. Ziyarete gelen şahıs, Hz. Ömer’e niçin o
mumu söndürüp başkasını yaktıktan sonra ken-
disiyle meşgul olmaya başladığını sorar. Hz.
Ömer şöyle cevap verir:
-Evvelki mum devletin hazinesinden alınmış
mumdu. O yanarken şahsi işlerimle meşgul ol-
saydım Allah indinde mes’ul olurdum. Sizinle
devlet işi konuşmayacağımız için kendi cebim-
den almış olduğum mumu yaktım ondan sonra
sizinle meşgul olmaya başladım.
Şimdi berceste beytimize geçelim. Yalnız beyit
içinde bulunan bazı kelimelerin bugünkü karşılık-
larını da verelim ki beyitle yabancılığımız kalma-
sın.
Mansıb devlet hizmeti, memuriyet, makam, rüt-
be, derece demektir. İftihar; övünmek, gurur
duymak. Câh; makam, itibar. Ehl-i fazl; faziletli,
erdem sahibi. Âr; utanılacak durum. Şair câh ile
(makam ile) ve cahile kelimeleri ile cinas sanatı
yapmıştır.
Şairimiz Ahî diyor ki insanı ölçen çeşitli teraziler
vardır. Bunlardan biri de makam mevkidir. Bir
makama geldim diye gururlanan insan aslında
büyük bir cehalet göstermektedir; çünkü ma-
kamla, mevki ile öğünmek arifler için utanılacak
bir durumdur. Arif olan bilir ki makam sahibi ol-
mak, gururlanma vesilesi değildir. Makam sahip-
liği ağır sorumluluk gerektirir. Arif olan makamına
layık olma çabası taşır, sorumluluğunu yerine ge-
tirmek için uğraşır.

Vedat Ali Tok



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97