Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 231. Sayı >> CAMİLERİMİZ >> Antik şehrin zirvesi: Selçuk’ta İsa Bey Camii

Antik şehrin zirvesi: Selçuk’ta İsa Bey Camii

Selçuk (Efes, Ayasuluk) İzmir’in bu tarihî ilçesi, ilin
güneyinde, Aydın karayolu üzerindedir. İlk kuruluşu
Antik Çağ’a kadar inen ve o dönemin en önem-
li yerleşim merkezleri arasında yer alan Selçuk, Türk
ve dünya kültür birikimi bakımından hayli önem ta-
şımaktadır. Bu önemi en kısa yoldan şu iki değer ile
açıklayabiliriz: Antik dönemin bir hatırası olarak Efes
ören yerini bünyesinde taşıyan belde, Selçuklu sa-
natının öncü eserlerinden olan İsa Bey Camii’ne sa-
hip oluşuyla da ayrı bir çekim merkezi konumunda-
dır.
Aydınoğulları ve İsa Bey...
Selçuk, Anadolu Selçuklu Devleti’nin dağılmasını
takiben Aydın ve çevresinde kurulan (1308) Aydıno-
ğulları Beyliği’nin eline geçmiştir. Beylik, ilk donan-
masını burada kurmuş, böylece Selçuk güçlü bir
donanmanın merkezi konumuna gelmiştir.
Aydınoğlu Beyliğinin kurucusu Mehmed Bey’in en
küçük oğlu olan Fahreddin İsa Bey (Öl. 1391),
1360-1390 yılları arasında Aydınoğulları beyi olarak
hüküm sürmüştür. Anadolu beyliklerinin Karama-
noğlu Beyliği önderliğinde Osmanlılara karşı oluş-
turduğu ittifaka katılmış, fakat çok geçmeden Yıldı-
rım Bayezid’e bağlılık yemini etmekten kurtulama-
mıştır. Bilim ve sanata ilgi duyan birisi olarak bu
alanlardaki çalışmalara büyük önem vermiş, âlim ve
sanatkârları korumuştur. Aydınoğulları’nın en
önemli mimari eseri olan İsa Bey Camii’ni yaptırmış
olması, onun söz konusu ilgisini göstermeye yete-
cektir.
Efes’te yeni bir kuruluş...
İsa Bey Camii, eski Efes’in yerini tutan Selçuk’ta,
üzerinde Ayasuluk Kalesi ile İlkçağ’da ve Bizans dö-
neminde yapılan kimi dini yapıların da bulunduğu
tepenin güneybatı yamacına, beldeye hâkim bir şe-
kilde inşa edilmiştir. Batı kapısında yer alan ve güzel
bir hatla yazılı olan inşa kitabesine göre cami,
1375’te mimar Ali b. Müşeymeş ed-Dımışkî’ye (Dı-
mışk: Şam) yaptırılmıştır.
Anadolu’da anıtlaşmış Türk sanat eserlerinin en
önemlilerinden birisi olarak her zaman dikkatleri
üzerine çeken bu camiin İsa Bey tarafından düzen-
lenmiş vakfiyesi maalesef bugün elde olmadığın-
dan, hakkındaki bilgileri seyyahların aktardıklarından
öğreniyoruz. Bunlardan birisi, bizi caminin kitabe-
sinden de haberdar eden seyyahımız Evliya Çele-
bi’dir. İşte o kitabenin bugünkü Türkçeyle ifadesi:
“Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu müba-
rek caminin inşa edilmesini büyük sultan, millet fert-
lerinin maliki, İslam’ın ve Müslümanların sultanı,
devletin, dinin ve dünyanın medarı iftiharı Aydınoğlu
Mehmet oğlu İsa emretti. Tanrı mülkünü ebedi kıl-
sın. Ali İbni Dımışki yaptı ve bunu Şevval ayının
9'unda ve 776 (1375) senesinde yazdı."
Evliya Çelebi 1670’teki ziyaretine bağlı olarak Seya-
hatname’sinde İsa Bey Camii’ni “Evsaf-ı Câmi-i İb-
ret-numa-yı Sultan İsa" başlığı altında geniş geniş
anlatırken, onu Şam Emeviye Camii’ne benzetmiş,
büyüklük ve ihtişam bakımından ise Ayasofya Ca-
mii ile mukayese etmiştir.
Tarih içinde İsa Bey Camii...
İsa Bey Camii’nin tarihî seyir içindeki durumuna göz
attığımızda parlak bir gelişim çizgisiyle karşılaşama-
yız. Öyle ki, Aydınoğulları’nın bu güzide eseri, beyli-
ğin Osmanlılar’a katılışından sonraki zamanlarda
üzerindeki dikkatleri kaybetmiş, deyim yerindeyse
kendi kaderine terk edilmiştir. Bu terk ediliş zaman-
la yapının harap olmasına yol açmıştır. Nitekim
1842’deki seyahatinde mekânı gezen Taxier, bura-
yı harap olmaya yüz tutmuş vaziyette tasvir etmiştir.
Aynı yıllarda İsa Bey Camii’ne yolu düşen E. Falke-
ner, yapının bugün artık yok olan kimi ayrıntılarını
yansıtan resimler yayınlamıştır.
Kaynaklar, bir ara caminin orta kısmının bölünerek,
burada küçük bir namaz alanı oluşturulduğunu, ar-
dından tamamen terk edildiğini kaydeder. 19.
yy.’da kervansaray olarak da kullanılan yapı, birta-
kım tahribatlara da uğramıştır. Örneğin, mihrabı sö-
külmüş, buraya bir kapı açılmış, doğu ve kuzey ka-
pılarının kitabeleri ve çeşitli mimari parçaları sökül-
müş, böylece özgünlüğü yok edilmiştir.
İsa Bey Camii’nin yeniden gündeme gelmesi
1895’te İlk Çağ Efes şehri üzerine araştırmalar ya-
pan Avusturya Arkeoloji Enstitüsünün ilgisi ile ol-
muştur. G. Niermann başkanlığında
gerçekleşen bu çalışmalar sıra-
sında incelemeye alınan ve
küçük müdahalelerle
bakımı yapılan cami,
1934’te İzmir Vakıf-
lar Müdürlüğü ile Maarif Vekâleti (MEB) işbirliği so-
nucu onarıma tabi tutulmuştur. Yapının bu tarihten
sonra Vakıflar Genel Müdürlüğünce çeşitli restoras-
yonu yapılmıştır. Örneğin tamamen yıkık olan çatısı
1975’te yapılmış, 1988’de Vakıflar Genel Müdürlü-
ğü tarafında restore edilmiş, 1990’da ise mihrabı ta-
mir edilmiştir. 2005’te de restorasyona tabi tutulan
yapı, özgün görünümüne kavuşturulmuştur.
“Öyle bir camidir ki, yeryüzünde bir benzeri..."
İsa Bey Camii, mimari bakımdan ilginç nitelikler ta-
şımaktadır. Sadece Aydınoğulları’nın değil, Beylikler
dönemi mimarisinin en önemli yapılarından olan bu
camii, aynı zamanda Osmanlı mimarisine geçiş aşa-
masının eseri kabul edilir. Avlulu Türk camii tipinin
ve Anadolu sütunlu camilerinin en eski örneği olarak
gösterilmesi, diğer bir ifadeyle Osmanlı selâtin ca-
mii mimarisinin öncüsü sayılması, İsa Bey Camii’nin
kıymetini artırır. Bu özellikleriyle Şam Emeviye Ca-
mii’ne kadar giden bir geleneğin devamı kabul edi-
len camii, tezyinat özellikleriyle de aynı kültürel geç-
mişi Osmanlı mimarisiyle birleştirir.
Enine gelişen iki ne i bir harim ve bunun kuzeyinde-
ki revaklı bir avludan müteşekkil olan İsa Bey Cami-
i, 48,68x56,53 m. ebatlarında bir alanı kaplar. (Bu
ebatlar bazı kaynaklarda farklı olarak 52x56,5 m ve-
ya 51x57 m. şeklinde verilirken, Evliya Çelebi daha
net bir bilgi sunmaktadır: “ Camiin uzunluğu 250,
enliliği 180 ayaktır.") Bu alanın ortalama üçte ikisini
avlu, güneyde kalan üçte birini ise ana mekân oluş-
turur.
İsa Bey Camii, bir tepenin yamacına inşa edildiği
için kuzey ve doğu cephelerinde bazı mimari elve-
rişsizlikler taşımaktadır. Kuzey ve doğudan kısmen
toprağa gömülü olan, bu yüzden bu cephelerinde
daha az penceresi bulunan cami, kıble duvarı ve
batı yönleriyle ihtişamlı bir görünüşe sahiptir. Özel-
likle batı cephesi, işçilik ve kullanılan malzeme ile di-
ğer üç cepheden ayrılır. Sözgelimi diğer cephelerde
kesme taş, kireç taşı ve devşirme malzeme kullanıl-
mış ve işçilik bakımından fazla özenli olunmamış-
ken, batıdaki heybetli cephenin bütün yüzeyi düz-
gün mermer bloklarla kaplanmıştır. Eski harabeler-
den devşirilen mermerlerle yapılmış olmakla bera-
ber, burası, Türk-İslam sanat zevkini aksettirecek
niteliktedir. Batı cephesinin cami ve bir bütün-
lük içinde avlu duvarları boyunca devam
eden abidevi görüntüsü, süsle-
me özellikleri açısından da
farklı bir karakter gös-
terir.

İhtişamlı taçkapı...
Bursa, Edirne ve İstanbul’da inşa edilen ilk büyük
Osmanlı camilerindeki cephe mimarisinin öncüsü
sayılabilecek batı cephesini gösterişli kılan unsurlar-
dan birisi, cami ile avlu duvarlarının birleşme nokta-
sında yer alan ve avluya açılan muhteşem kemer-
li taçkapıdır. Zeminden yüksekte bulunan ve iki yan-
dan merdivenlerle çıkılan bu taçkapı, mermer ve
renkli taş süslemeleri ile dikkat çeker. Yivlenmiş
kavsaralı bir niş halindeki bu kapının hotozu mukar-
naslar ve yazı frizleri ile bezenmiş, renkli mermerler-
le çerçevelenmiştir.
Batı taçkapısının iki yanında zemine yakın kısımlar-
da bir dizi halinde sıralanan nişler bulunmaktadır.
Oktay Aslanapa bu nişlerin ‘dükkân’ olması ihtima-
li üzerinde dururken, TDV İslâm Ansiklopedisi’nde
Selda Ertuğrul ‘abdest almak için kullanılan çeşme-
ler’ olduğu kanaatindedir. Bu nişlerin hemen üzerin-
den başlayan, söve ve kemerleri bezeli iki kat-
lı pencere dizisi, burayı daha canlı bir niteliğe bürün-
dürmekte, cepheye çok katlılık havası vermektedir.
Camiin avlusuna girişi sağlamak için bu taçkapıdan
başka doğu ve kuzey cephelerde olmak üzere iki
kapı daha yapılmıştır. Bunlardan doğu kapısı batı-
daki taçkapıya simetrik bir şekilde yerleştirilmiştir.
Bu kapı batı taçkapısı kadar gösterişli değildir. Ku-
zeydeki kapı ise bu cephenin tam ortasında olmak-
la birlikte, örülerek kapatıldığından, kullanılmamak-
tadır.
Çifte minareli ikinci cami...
İsa Bey Camii’nin özgün halinde, birisi batıdaki taç-
kapı, diğeri doğu kapı üzerinde olmak üzere, tuğla-
dan yapılmış iki minaresi olduğu düşünül-
mektedir. Bunlardan batıdaki taçkapı üze-
rinde olanı şerefeden üst kısmı yıkık bir vazi-
yette günümüzde varlığını sürdürmektedir.
Doğudaki kapı üzerindeki minarenin ise çok
önceleri yıkıldığı sanılmaktadır ki, cami, Cor-
nelis Le Bruyn’un 1678’de Selçuk’a yaptığı
seyahatten sonra yayınladığı gravürlerde tek
minareli görünmektedir. Bazı araştırmacılar,
camiin özgün yapısında tek minareli olduğu,
diğerinin yerinde görülen merdivenin sadece
çatıya ve kubbelere çıkışı sağlamak için ya-
pıldığını düşünmektedir. Bununla birlikte, İsa
Bey Camii iki minareli şekli esas alınınca,
beylikler dönemi mimarisinde Niğde Sungur
Bey Camii’nden sonra ikinci bir çifte minareli
camii olarak anılmaktadır.
İlk revaklı avlu...
İsa Bey Camii, avlusu ile de mimarimizde bir ilk ko-
numundadır. Zira caminin dikdörtgen planlı avlusu-
nu doğu, kuzey ve batı kenarlarından, on iki taş sü-
tunun taşıdığı tahminen düz ahşap çatılı bir revak
dolanmaktadır. Revaklar zamanla kaybolmuş, avlu-
yu çeviren ve antik yapılardan buraya getirilmiş ol-
duğu zannedilen on iki sütun ise yerlerinde kalmış-
tır. Bu sütunlarla birlikte, duvarlar üzerinde görülen
konsollar ve tuğla kemer izleri, revakla ilgili delil ka-
bul edilmektedir. Özgün halinde cilalı mermer döşeli
olan bu avlunun ortasında sekizgen bir havuz bu-
lunmaktadır. Bu revaklı avlu, türünün en eski örnek-
lerinden olan Manisa Ulucami avlusundan iki yıl ön-
ce yapılmıştır.
Avludan içeri, iki sütuna oturan üç kemerli bir açık-
lıktan girilmektedir. Bu üçlü açıklığın iki yanında ha-
rime geçit veren ikişer kemerli açıklıklar vardır. Gü-
nümüzde bunlar camekânla kaplı olduğundan, ha-
rime girişte sadece üçlü kemerin orta gözü kullanıl-
maktadır.
Planda Şam Emeviye geleneğine bağlılık...
İsa Bey Camii’nin 18x48 m. (bazı kaynaklarda
20,5x 52 m) olan harimi enine dikdörtgen bir plana
sahiptir. Bu plan şeması ile Şam Emeviye Cami-
i’nden başlayarak, Diyarbakır Ulucamii’ne ve Artuk-
lu camilerine bağlanan İsa Bey Camii’nin harimi tam
ortadan dört sütun üzerine oturan enine kemerler iki
eşit nefe (sahın) ayırmaktadır. Bunlar mihrap yönün-
de dik bir dehlizle kesilmiş ve ortaya çıkan iki me-
kân, 9.00 m. çapında yüksek kasnaklı birer kub-
beyle örtülmüştür. İki kubbe sekizgen kasnaklar
üzerine oturtulmuş, mihrabın önündekine Türk üç-
genleri, diğerine ise pandanti erle geçilmiştir. Kub-
beleri taşıyan dört granit sütunun yakınlardaki antik
bir yapıdan getirilmiş olması ihtimali vardır. Bunların
üçünde orijinal mukarnas başlıklar, birinde kompo-
zit bir Roma başlığ ı bulunmaktadır. Bu başlıklar
ayetlerle süslenmiştir.
Ana mekânın kubbeler dışında kalan yan kanatları-
nın üzerleri vaktiyle çifte meyilli çatılar ile örtülü ol-
dukları, yan cephelerde hâlâ duran alınlıklardan an-
laşılmaktadır. Bu çatıların içeriden servi ağacından
kirişleri bulunduğu ve üzerlerinin kurşunla kaplı ol-
duğu bilinmektedir. Bu kısımların mevcut kalıntılara
göre restore edilmekle birlikte, bugün özgün çatıyla
uyum içinde olmadığı ileri sürülmektedir.
Renkli tezyinat...
İsa Bey Camii, süsleme özellikleriyle de dikkati üze-
rine çeken mimari bir eserdir. Bu yönüyle, yapının
batı cephesindeki pencerelerle taç kapı üzerinde
görülen renkli ve zengin taş süslemeleri en başta
anılmalıdır. Pencerelerde çeşitli kama taşı geçme
örnekleriyle düğümlü geçme kompozisyonlarına
rastlanılır. Abidevi taç kapı, süsleme özellikleri ve iş-
çilik olarak pencereleri tekrarlamaktadır. Burada
renkli taş ve mermer birlikte kullanılarak zengin ve
çok renkli bir taş işçiliği dikkat çekmektedir. Yapının
doğu ve kuzey cephelerinde süsleme unsurlarına
rastlanmaz. Bazı eski çizimlerde doğu ve kuzeyde-
ki kapıların renkli taş kakma ve kabartma tekniğiyle
süslü oldukları görülmekle birlikte, bunlara dair faz-
la bir iz günümüze kalmamıştır. Fakat bu kapılarda
bulunduğu bilinen kitabeler, 19. yy. sonlarında yer-
lerinden sökülmüş, İzmir’e götürülmüştür. Bunlar-
dan doğu kapısının kitabesi Çorapkapı Camii’nin
mihrabı üzerine, kuzey kapısının kitabesi ise Kesta-
nepazarı Camii’nin son cemaat yeri penceresi üstü-
ne yerleştirilmiştir.
Caminin iç mekânı da hiç kuşkusuz, dış süslemesi-
ne uygun düşecek bir göz kamaştırıcılık ile süslen-
miştir. Fakat bugün bundan fazla bir iz kalmamıştır.
Mesela, iç duvarların çini kaplaması tamamen yok
olmuştur. Kubbelerin iç satıhlarını süsleyen altın yal-
dızlı damgalı lâcivert çiniler kaybolmuştur. Eski çi-
zimlerde görülen ve seyahatnamelerde etkileyici bir
şekilde anlatılan iç mekânın iki değerli unsuru mih-
rap ve minber de bugün yerlerinde değildir. Renk-
li taş kakmalarla süslü mihrap, 19. yy.’da buradan
bir kapı açılırken tamamen tahrip edilmiş, daha son-
ra mihrabın hotozu İzmir Kestanepazarı Camii’ne
götürülerek mihrabın üzerine yerleştirilmiştir. Mihra-
bın üzerindeki kitabe frizi de İzmir’e nakledilmiş
olup, bazı parçaları Agora’da sergilenmiştir. Evliya
Çelebi’nin Sinop Ulucami’ninkine benzettiği ceviz
ağacından işlenmiş zengin minber de mihrap gibi
parçalanmıştır. Bütün bu açıklamalardan da anlaşı-
lacağı üzere İsa Bey Camii’nin iç tezyinatıyla ilgi-
li gerçek zenginliği görmek bugün mümkün değildir.
Bununla birlikte, caminin hariminde önemli bir süs-
leme unsuru olarak mihrap önündeki kubbenin çinili
pandantifleri ise varlıklarını korumaktadır. Burada, fi-
ruze, kahverengi ve koyu mavi renkteki çinilerle,
aralarda tuğlanın kullanılmasıyla altı köşeli yıldızlarla
çevrelenen altıgenlerden oluşan bir kompozisyon
söz konusudur. Kubbe kasnağındaki mukarnas
dolgular ise yeşil çinilerle kaplanmıştır. Bunların dı-
şında çok sayıda parmaklıklara sahip mahfiller,
renkli alçı pencereler, altın yaldızlı nakışlar ve iç du-
varları çepeçevre saran geniş bir yazı frizi İsa Bey
Camii’nin iç tezyinatında önemli unsurlardır.
Netice-i kelam...
İsa Bey Camii, Anadolu Türk sanatının değer-
li eserlerinden birisi olarak İlkçağ’ın güçlü kültür ve
sanat şehri Selçuk’ta antik anıtlarla boy ölçüşecek
nitelikte bir sanat eseri ve dönüştürücü bir işlevi
yüklenmiş muhteşem bir İslam abidesidir...

Cevat Akkanat



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97