Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 231. Sayı >> PORTRE >> Müminlerin annesi Âişe (r.anha)

Müminlerin annesi Âişe (r.anha)

Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanından başlamak üzere kadınların eğitim ve öğ-
retimiyle çok yakından meşgul oldu; çevresinde ders dinleyen ve hadis nak-
leden birçok kız ve kadın yer aldı. Böylece o hem bizzat, hem de yetiştirdiği
öğrencileri ile İslam dünyasında kadınların ilimle meşgul olmaları gerektiği-
ni, hiçbir tereddüde meydan vermeyecek şekilde göstermiş oldu.

Risaletin 4. yılında (m. 614) Mekke'de doğdu.
Babası Hz. Ebu Bekir (r.a.), annesi Ümmü Rû-
mân bint Âmir b. Uveymir (r.anha)'dir. Gizli tebliğ
dönemi esnasında Hz. Ebu Bekir'in (r.a.) daveti
ile müslüman olanlar arasında yer alır.
Hz. Âişe (r. anha)’nin çocukluğu hakkında fazla
bir bilgi yoktur. Hz. Peygamber (s.a.s.) ile nikâhı
hicretten önce Mekke'de kıyılmıştır. Babası Ra-
sul-i Ekrem (s.a.s.) ile daha önce hicret ettiği için
aynı yıl (m. 622) annesi, ağabeyi Abdullah, kız
kardeşi Esma (r.anha), Hz. Peygamber'in (s.a.s.)
hanımı Sevde (r.anha), kız ları Fâtıma (r.anha) ve
Ümmü Gülsüm (r.anha) ile birlikte Medine'ye hic-
ret etti. Hicretin 2. yılı Şevval ayında (Nisan 624)
Hz. Peygamber'le (s.a.s.) evlendi.
Hz. Âişe (r.anha) Rasul-i Ekrem (s.a.s.)’in eşi ol-
duktan sonra Müslümanlar nazarında üstün bir
mevkiye kavuştu. Bundan sonra sürekli olarak
Hz. Peygamber (s.a. s.)’ in yanında bulundu.
Uhud Gazvesi'nde sırtında su taşıma, haber top-
lama ve yaralılara bakma gibi geri hizmetlerde
görev yaptı. Hudeybiye Musalahası'na da katıldı.
Mekke fethi için hazırlıklara başladığında seferin
ne tarafa olacağını herkesten gizleyen Hz. Pey-
gamber (s.a.s.) bunu sadece Âişe (r.anha)'ye bil-
dirmiş, Hz. Ebu Bekir (r.a.) bu hazırlığın Mekke
için olduğunu kızından öğrenmiştir.
Hz. Âişe'nin ( r.anha) iştirak ettiği en mühim se-
ferlerden biri, hicretin 5. yılı Şaban ayında (Ocak
627) gerçekleşen Benî Mustalik Gazvesi'dir. Hz.
Peygambe r (s.a.s. ) sefere çıkarken Hz. Âişe
(r.anha)'yi de yanına almış, savaş sonrası Medi-
ne 'ye dönülürken ordunun konakladığı bir yerde
Hz. Âişe (r.anha) devesinden inip bir ihtiyacını gi-
dermek için ordugâhtan biraz uzaklaşmış, dönü-
şünde boynundaki gerdanlığın düştüğünü fark
etmişti. Gerdanlığı aramaya çıktığı sırada onun
mahfede olduğu düşünülerek orduya hareket
emri verilmişti. Hz. Âişe (r.anha) geri dönünce
konak yerinde kimseyi bulamadı. Bunun üzerine
kendisini almaya gelecekleri ümidiyle beklemeye
başladı. Ordunun artçısı Safvân b. Muattal ( r.a.)
Hz. Âişe (r.anha)'yi devesine bindirip kafileye ye-
tiştirdi. Bu sefere katılmış olan münafıkların reisi
Abdullah b . Ü bey b. Selûl, Hz. Âişe (r.anha) aley-
hine iftira ve dedikoduya başladı. Bazı Müslü-
manlar da onun bu çirkin iftirasına alet oldular.
Başta Hz. Peygamber (s.a.s.) olmak üzere Âişe
( r.anha)'nin ebeveyni dedikodular sebebiyle çok
üzüldüler. Bir ay kadar hastalanan Hz. Âişe
( r.anha), kendisine yapılan bu iftirayı çok sonra
tesadüfen öğrendi. Hz. Peygamber (s.a. s.)'den
izin alıp ailesinin evine gitti ve üzüntüsünden
günlerce ağlayıp ıstırap çekti. Nihayet Nûr sure-
sinin 11-21. ayetlerinde Allah Teala yapılan dedi-
koduların tamamen asılsız olduğunu ve Âişe 'ye
( r.anha) iftira edildiğini bildirdi.
Hz. Peygamber (s.a.s.) hicretin 11. yılı Safer ayı-
nın (Mayıs 632) son haftasında rahatsızlanınca,
diğer hanımlarının iznini alarak Hz. Âişe'nin
( r.anha) odasına geçti ve mübarek başı onun ku-
cağında olduğu halde son nefesini verdi. Allah
Rasulü (s.a.s.) onun odasına defnedildi. Dul ka-
lan Hz. Âişe (r.anha), Hz. Peygamber (s.a.s.)’den
sonra kırk yedi yıl daha yaşadı ve altmış beş (ve-
ya atmış altı) yaşında iken 17 Ramazan 58 (14
Temmuz 678) Çarşamba gecesi Medine'de vefat
etti. Onun cenaze namazı Ebu Hüreyre (r.a.) ta-
rafından kıldırılmış , vasiyeti üzerine Bakî mezarlı-
ğına defnedilmiştir.
Hz. Âişe (r.anha) gelişmesini, yetişmesini ve şah-
siyetinin olgunlaşmasını Peygamber (s.a.s.) evin-
de tamamlama imkânı buldu. Allah Rasulü
( s.a.s.) onu çok severdi. Hz. Ali (r.a.) bir hadis ri-
vayetinde ondan “Rasulüllah'ın sevgilisi" diye söz
etmiş, tabiinden Mesrûk ise Hz. Âişe
( r.anha)'den rivayet ettiğ i hadislerin senedinde,
“ Allah'ın sevgilisinin sevgilisi, semadan inen ayet-
le temize çıkan" ifadesini kullanmıştır.
Hz. Âişe (r.anha) ile Hz. Pe ygamber (s.a.s.) ara-
sındaki aile bağı sevgi, anlayış ve hürmet esası
üzerine kurulmuştur. Kendisine büyük yakınlık ve
sevgi gösteren Hz. Peygamber (s.a.s.) ile koşu
yaptığı, onun omzuna dayanarak Mescid-i Neb e-
vî’de mızraklarıyla savaş oyunları oynayan Ha-
beşlileri seyrettiği ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'e
nazlanmaktan hoşlandığı bilinmektedir. Hz. Pey-
gamber (s.a. s.) de onunla bir arada bulunmak-
tan, bilhassa gece seyahatlerinde kendisiyle
sohbet etmekten, davetlere onunla birlikte katıl-
maktan, sorularına cevap vermekten pek mem-
nun olurdu. Esasen Hz. Âişe ( r.anha) zekâsı, an-
layışı, kuvvetli hafızası, güzel konuşması, Kur'an-
ı Kerim’i ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'i en iyi şekil-
de anlaması gibi mümtaz vasıfları sayesinde Ra-
sulüllah (s.a.s.)’ın yanında müstesna bir mevki
kazandı. Hz. Peygamber (s.a.s.) onun kabiliyetle-
rinin gelişmesine yardım edince baba evindeki
eğitimi, vahyin aydınlattığı Peygamber (s.a.s.)
evinde daha da gelişti, olgunlaştı ve derinleşti.
Bilemediklerini, anlayamadıklarını, eksik ve yan-
lışlarını, hatta Kur’an ile Hz. Peygamber (s.a.s.)'in
hadisleri arasındaki kendi anlayışına göre farklılık
arz eden hususları Rasul-i Ekrem (s.a.s.)’e sor-
mak ve onunla müzakere etmek gibi üstün has-
letleri vardı.
Hz. Peygamber ( s.a.s.)'e karşı beslediği derin
sevgi yanında ona itaat ve emirlerine dikkat et-
mekle de temayüz etmişti. Geceleri namaz kılar,
günlerinin çoğunu oruçla geçirirdi. Kimsenin
aleyhinde konuşmayı sevmezdi. Kanaatkâr, mü-
tevazı, aynı zamanda vakur ve cömert idi. Öksüz
ve fakir çocukları himayesine alır, onların terbiye
ve yetiştirilmesine itina eder, sonra da kendilerini
evlendirirdi. Onun birçok köle ve cariyesini azat
ettiği bilinmektedir.
Hz. Âişe (r.anha), Hz. Ebu Be kir (r.a.) ile Hz.
Ömer ( r.a.)'in halifeliği sırasında herhangi bir si-
yasi faaliyette bulunmadı. Onun her iki halife ile
münasebetleri karşılıklı saygı ve anlayış içerisinde
geçti. Halife Hz. Ömer (r.a.) kadınlarla ilgili fikhî
meselelerde daima Hz. Âişe (r.anha) 'nin görüşü-
nü alırdı. Bir suikast sonucu ağır yaralanınca, Hz .
Peygamber (s.a.s.)'in ayakucuna defnedilmesi
için, kızı Hafsa (r.anha) vasıtasıyla ondan izin is-
tedi. Hz. Âişe (r.anha) kendisi için düşündüğü bu
yere “Ömer'i kendime tercih ederim." diyerek
onun defnedilmesine iz in verdi ve böylece büyük
bir feragat ve fe dakârlık örneği gösterdi.
Hz. Aişe (r.anha) Hz. Osman ( r.a.)'ın on iki yıllık
hilafetinin birinci yarısında ilk iki halife dönemin-
deki hayatını sürdü rdü. Ancak Hz . Osman
(r.a.)'ın bazı karar ve tasarruflarının aleyhinde fa-
aliyetlerin başladığı ikinci devrede halifeye karşı
muhalefet hareketine katıldı. Çeşitli bölgelerden
şikâyet için Medine'ye gelenler, ondan halifeyi
bazı tayinlerden vazgeçirmesini isterlerdi. Bu se-
beple, halifenin sütkardeşi Mısır Valisi İbn Ebu
Serh ile Küfe Valisi Velîd b. Ukbe'nin azledilme-
lerini ısrarla talep etti. Bu şekilde siyasi olaylara
müdahil olmaya başlayan Hz. Âişe (r.anha), Hz.
Osman (r.a.)'ın evinde muhasara edildiği sırada
haccetmek üzere Medine'den ayrılıp Mekke'ye
gitti. Şehirde bulunanlar böyle kritik bir dönemde
onun Medine'de kalmasını istediler; ancak o bu
tür talepleri reddetti. Halifenin şehit edildiğini, ye-
rine Hz. Ali (r.a.)'nin halife olduğunu Medine'ye
dönerken yolda Talha (r.a.) ve Zübeyr (r.a.)'den
öğrendi. Onlar Hz. Ali (r.a.)'ye istemeyerek biat
ettiklerini, fakat daha sonra bu biatten vazgeçtik-
lerini söylediler. Bunun üzerine Hz. Âişe onlarla
birlikte Mekke'ye döndü. Hz. Osman (r.a.)'ın öl-
dürülmesine karşı çıkanlar ile bilhassa Ümeyyeo-
ğulları'nın bazı mensupları onun etrafında topla-
narak halifenin intikamını almak ve Müslümanlar
arasındaki ihtilaflara son vermek üzere Medine
veya Şam yerine Basra'ya gitmeye onu ikna etti-
ler. O da etrafına toplananlarla birlikte Hz. Os-
man (r.a.)'ın katillerini cezalandırmak ve Müslü-
manları içinde bulundukları fitneden kurtarmak
düşüncesiyle Basra'ya doğru yola çıktı. Hz. Âişe
(r.anha) ile birlikte hareket edenler Basra'ya va-
rınca Hz. Ali (r.a.)'nin valisi Osman b. Huneyf’i
bertaraf edip şehre hâkim oldular.
Suriye'ye Muaviye üzerine yürümek için hazırlık
yapmakta olan Hz. Ali (r.a.) bu gelişmeleri öğre-
nince Medine'den Irak'a hareket etti. Hz. Âişe
(r.anha) ile Hz. Ali (r.a.) arasında çeşitli mektup-
laşmalar ve müzakereler olmuşsa da hicretin 36.
yılı Cemâziyelâhir’inde (Aralık 656) Müslümanlar
arasındaki ilk kanlı çarpışma engellenemedi. Bu
olay, Hz. Âiş e (r.anha)'nin çarpışmaları devesinin
üzerinde idare etmesinde n dolayı Cemel Vak'ası
diye meşhur oldu. Sonunda Hz. Âişe (r.anha) ta-
rafı savaşı kaybetti. Hz. Ali (r.a.) kendisine esir
muamelesi yapılmasına izin vermedi. Kardeşi
Muhammed b. Ebu Bekir'in nezaretinde onu ön-
ce Basra'ya, oradan yanına kattığı Basralı kırk
kadınla birlikte Medine'ye gönderdi. Fakat Hz.
Âişe (r.anha) o yıl da hacca iştirak etmek istedi-
ğinden önce Mekke'ye gitti. Oradan Medine'ye
döndü. Hz. Osman (r.a.)'ın halifeliğinin son yılla-
rında başlayıp Cemel Vak'ası'yla sona eren siya-
si faaliyetleri , sonraları onu çok üzmüştür. Birçok
Müslümanın ölümüne sebep olan bu acı olayları
yaşamaktansa daha önce ölmeyi tercih ettiğini
söylemiştir. Peygamber hanımlarının evlerinde
oturmalarını emreden ayeti
(Ahzâb, 33)
her oku-
dukça baş örtüsü ıslanıncaya kadar ağladığı ri-
vayet edilir. Cemel’den sonra Medine'de sakin
bir hayat sürmüş, bir daha siyasete karışmamış-
tır. Ancak Muaviye devrindeki bazı icraatı tenkit
etmekten de çekinmemiştir. Hz. Ali (r.a.) ve taraf-
tarlarına sövmeyi reddeden sahabiHucr b. Adî
(r.a.)’nin öldürülmesinde n dolayı Muaviye'ye çı-
kışması bu kabildendir.
Kuvvetli hafızası sayesinde Hz. Peygamber
(s. a.s.)'in hadis ve sünnetinin daha sonraki nesil-
lere ulaştırılmasında emsalsiz hizmetler yerine
getirdi. Rivayet ettiği hadislerin sayısı 2210'dur.
Bunlardan Buhârî ve Müslim'in Sahih'lerinde ri-
vayet ettikleri 297 hadisin 174’ü her iki eserde,
elli dördü yalnız Buhârî'de, altmış dokuzu da yal-
nız Müslim'de yer almaktadır. O hem Hz. Pey-
gamber (s.a.s.) ’in diğer hanımlarından, hem de
Ebu Hüreyre (r.a.), Abdullah b . Ömer (r.a.) ve
Enes b. Malik (r.a.) dışında diğer sahabilerden
fazla hadis rivayet etmiş olan tek kadındır. O bin-
den fazla hadis rivayet ederek “müksirûn" diye
adlandırılan yedi sahabinin dördüncüsü oldu. Ri-
vayet ettiği hadislerin çoğunu doğrudan doğruya
Hz. Peygamber ( s.a.s.)'den nakletmiştir. Onun
aktardığı hadislerin muhtevaları incelendiğinde
başta Rasulüllah (s.a.s.)'ın peygamberliği, aile
hayatı, günlük yaşayışı, savaşları, Veda haccı,
vefatı ve ahlakı olmak üzere, cahiliye çağı tarihi,
kadınlara dair hükümler, Mekke ve Medine devir-
lerindeki Müslümanların çeşitli faaliyetleri, ibadet-
ler ve ibadetler tarihi, gaybın bilinmesi, kıyamet,
ölüm ve ahiret hayatına dair bazı kelami mesele
ve haberleri ihtiva ettiği görülür.
Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanından başlamak
üzere kadınların eğitim ve öğretimiyle çok yakın-
dan meşgul oldu; çevresinde ders dinleyen ve
hadis nakleden birçok kız ve kadın yer aldı. Böy-
lece o hem kendisi, hem de yetiştirdiği öğrenci-
leri ile İslam dünyasında kadınların ilimle meşgul
olmaları gerektiğini, hiçbir tereddüde meydan
vermeyecek şekilde göstermiş oldu.

Doç. Dr. Adem Apak - Uludağ Üniv. İlahiyat Fak.



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97