Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 232. Sayı >> DİN VE SOSYAL HAYAT >> “Kutlu Doğum"un hakkını yememek için: Hucurât 7

“Kutlu Doğum"un hakkını yememek için: Hucurât 7

Peygamber, hayatlarımızın “özne"sidir. Paslı demir tozlarını uyudukları yerden kaldırıp hizaya sokan bir mıknatıs gibi varlığımızı hizaya sokmakta, hayatımızı uyuduğu/uyuştuğu yerden ayağa kaldırmaktadır. Allah’ın rasulü (s.a.s.) tarihsel bir figür değil, nostaljik bir unsur hiç değil; canlı ve güncel bir gerçekliktir.

Mevlit kandillerini ve Kutlu Doğum programlarını bir tür
folklöre dönüştürmemizden endişeliyim. Bu programla-
rın çoğuna hakim olan yaklaşımda, Peygamber (s.a.s.)
bir “nostaljik figür" olarak anlatılıyor, anlaşılıyor. “Neredesin ey
peygamber!" edası, aslında “nerede olduğumuzu" bilmememizin
sancılı bir haykırışı olsa gerek. “Özledik seni!" deyişler, onun ha-
len canlı ve güncel “gerçekliği"nin hayatımızda yer etmediğinin
belirtisi olarak okunmalı. Son zamanlarda, hissesi olmayan kıssa-
larla anlatılan bir “Peygamber ve sahabeleri" hamaseti doğdu ki
(ne yazık ki bu tür anlatımlar, reyting ve dolayısıyla para getirdiği
için yaygınlaşıyor) arkasından bir de gözyaşı dökmüşsek, kendisi-
ne tâbi olunacak bir peygamber değil, kendisine acınacak, “ah
vah" edilecek “zavallı" bir peygamberle baş başa bırakılıyoruz.
Hele bir de, yoğun gözyaşı dökmemiz, ona ve güzel sünnetine
uzaklığımızı seslendiren vicdanımızın çığlıklarını susturunca etraf-
ta “Peygamber aşkı"ndan ağlayan ama mesela onun kıldığı, onun
kıl dediği namaza bigâne, onun yaşadığı tesettür ve edebe hal di-
liyle dudak bükenler çıkmaya başladı. Yedeklerinde “çok sevgili"
bir peygamber ama önlerinde “din"i yozlaştıran, “sünnet"i birkaç
gözyaşına indirgeyen ekran müptelası kadınlar adamlar... Diyece-
ğim o ki bu gidiş, gidiş değil: Tuhaf ritüellerle kutsanan ama oku-
maya değer görülmeyen Kitab’ın yanına şimdi de pek çok sevilen
ama tâbi olunmaya değer görülmeyen bir peygamber anlayışı ek-
lendi.
Oysa peygamber, hayatlarımızın “özne"sidir. Paslı demir tozlarını
uyudukları yerden kaldırıp hizaya sokan bir mıknatıs gibi varlığımı-
zı hizaya sokmakta, hayatımızı uyuduğu/uyuştuğu yerden ayağa
kaldırmaktadır. Allah’ın Rasulü (s.a.s.) tarihsel bir figür değil, nos-
taljik bir unsur hiç değil; canlı ve güncel bir gerçekliktir. Uzaklar-
da değil; yanımızdadır. Gerilerde kalmış ve bizi terk
etmiş değil; bal gibi aramızdadır, sımsıcak yanı ba-
şımızdadır. Evet, evet; “İyi bil(elim) ki, aramızda Al-
lah’ın Rasulü var."
Hucurât suresinin yedinci ayetinin bu cümlesi diri
ve diriltici Kur’an’ın içinde hâlâ daha nefes alıp ve-
riyor, hayatlarımıza nabız pompalayan bir kalp ola-
rak kasılıp gevşiyor. “Va’lemû enne fîkum rasulel-
lah" Mealen: “Bilin ki, içinizde Allah Rasulü var."
Hucurât’ın birinci ayetinden yedinci ayetine kadar
okursak Rabbimizin bizi adım adım Rasulünün ya-
nına aldığını görürüz. Birlikte yürüyelim mi “onun
evi"ne doğru?
1. “Siz ey iman edenler, Allah'ın ve elçisinin önüne
kendinizi koymayın, Allah'a karşı sorumluluğunu-
zun bilincinde olun. Çünkü Allah, kuşkusuz her şe-
yi işiten, her şeyi bilendir." Allah’ın elçisi, önüne
geçmeyeceğimiz kadar önümüzdedir, diridir, diril-
ticidir. Allah’ın elçisi, Allah’ı önüne ve önümüze
koyduğu için en acil önceliğimizdir.
2. “Siz ey iman edenler, sesinizi peygamberin se-
sinden daha fazla yükseltmeyin, birbirinizle yüksek
sesle konuştuğunuz gibi onunla konuşmayın, yok-
sa bütün amelleriniz, siz farkında olmadan boşa
gitmiş olur." Nebi, sesimizi kendisine göre sürekli
ayar etmemizi gerektirecek denli dudağımıza ya-
kındır, kulağımızın dibindedir. Demek ki, sözümü-
ze kulak kesilecek kadar sıcacık bir nebi vardır.
Kulak verdiğimizi dert edinecek denli şimdi ve bu-
radadır nebi.
3. “Bakın, Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kı-
sanlar var ya, işte onlar kalpleri, kendisine karşı so-
rumluluk bilinci ile (doldurularak) Allah tarafından
sınananlardır; onlar için bağışlanma ve büyük bir
mükâfat vardır." Nebi, hatırına susulacak kadar
huzurumuzdadır. Sesimizi yanında kısacak kadar
yakınımızdadır. Nefesimizin hemen yanı başında;
hecelerimizin hemen arasında durur nebinin hatırı.
4. “Gerçek şu ki (ey peygamber,) seni evinin dışın-
dan çağıranlar var ya, işte onların çoğu akıllarını
kullanmazlar." “Onun evi"ne doğru yürüyecek olan
biziz; onu evinden çıkartıp bize doğru yürümesini
beklemek edepsizliktir. “Onun evi" ise onun sün-
netidir. Burada olan herkes için “Orada mıyım,
yoksa burada mıyım?" sorusunu sorduracak kadar
“burada"dır Allah’ın elçisi.
5. “Çünkü, sen (kendi isteğinle) onların yanına ge-
linceye kadar sabred(ip bekle)selerdi, kendi lehleri-
ne olurdu. Ama Allah yine de çok bağışlayıcıdır, bir
rahmet kaynağıdır." Tüm hatalarımıza rağmen,
“Yanımıza gelir mi acaba?" deme hakkımızı yitir-
meyeceğimiz kadar re’fetiyle ve merhametiyle şim-
di ve burada beklentimiz ve ümidimizdir nebi. Ümit
hep tazedir, hep yenidir, hep canlıdır. Başımıza
konmuş kuş gibi kaçmasın diyecek kadar ürkektir
ümit… Ya kaçarsa diye titreyeceğimiz kadar başı-
mızın üstünde durup durmamak arasında çırpın-
maktadır.
6. “Siz ey iman edenler, yoldan çıkmışın biri size
bir haber getirirse muhakemenizi kullanın; yoksa
istemeden insanları incitir ve sonra yaptığınızdan
pişmanlık duyarsınız." İnsanları istemeden incit-
mek ve sonra yüzleşmeye cesaret edemeden,
özür bile dileyemeden içimizde sıcacık bir köz gibi
yanıp duran bir pişmanlık üretip üretmemek kadar
“şimdiki ve buradaki" meselemizdir nebinin bu
“haberi". Üstelik bunu doğru bildiğimiz haberi din-
leyerek, dikkate alarak ve bir de aktararak yapmış
olabiliriz. “Doğruya doğru!" demenin bile bizi kurta-
ramadığı tanımsız bir boşlukta elimizden/dilimiz-
den tutuyor nebi. Kendi haklılığımızda bile kendi-
mizi hesaba çekecek kadar ince ve keskin bir du-
yarlılık yükler bize Allah’ın elçisi. O kadar yakınımız-
da…
Hucurât, 7: “Öyleyse, bilin ki, Allah'ın elçisi aranız-
dadır. O, her işinizde ve her zaman sizin temayü-
lünüze uysaydı, bundan zarar görürdünüz. Ama,
görüldüğü gibi, Allah imanı(nızı) size sevdirdi, onu
kalplerinizde güzelleştirdi ve hakikati inkâr etmeyi,
günah işlemeyi ve (güzel olan şeylere) karşı çıkma-
yı size çirkin gösterdi. İşte bunlar, doğru yönü izle-
yenlerdir."
İmanın bize sevimliliği kadar elle dokunulur bir ger-
çektir Allah’ın elçisinin aramızda oluşu. Kalplerimi-
zin imanla güzelleşmesi kadar gözle görülür, kalp-
le hissedilir bir gerçektir Allah’ın elçisinin aramızda
oluşu. Gerçeği inkâr etmek, günah işlemek, hayra
karşı çıkmak ne kadar açıkça nefret edilesi, ne
denli kesin biçimde iğrenilesi ise, o kadar içimizde
yerleşiktir Allah’ın elçisinin hatırı. Fıtratımızın yata-
ğında sessiz bir nehir gibi akar Allah’ın elçisinin ha-
beri. Bizi bizimle tanıştırır aslında Allah’ın elçisi. Yü-
zümüze ayna tutar ve içimize içimizi gösterir. Ken-
dimizi kendimize yanaştırır. Gerçekle bizim aramız-
dadır Allah’ın elçisi; gerçeği gerçek eyleyen onun
hatırıdır. Yüzümüzle yüzleştirir bizi Allah’ın elçisi;
güzeli güzel eyleyen onun hatırıdır.
Bu yazıyı da okunulur eyleyen, bu yazıyı okuyanı
da uzun ve zahmetli bir yazıyla söz söylemeye de-
ğer kılan da Allah’ın elçisinin hatırıdır. Aramızda ol-
masa o, ne bu yazı yazılırdı ne -yazılsa bile- okun-
maya değer olurdu.

Dr. Senai Demirci



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97