Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 232. Sayı >> SÖYLEŞİ >> Nurullah Genç ile Hz. Peygamber, Şiir, Sanat ve Edebiyat Üzerine

Nurullah Genç ile Hz. Peygamber, Şiir, Sanat ve Edebiyat Üzerine

Nurullah Genç:

"İnsanı kavramanın, onu iyi okumanın
yolu, farklı bilim dallarının ya da farklı
bilgilerin dünyasından hayata bakmayı
becermektir."

Hz. Peygamber sevgisi, asırlardan beri milletimizin gönlün-
de önemli bir yer etmiş, bu sevgi ve bağlılık her alanda ken-
disini göstermiştir. Toplumsal hayatta, kültür ve edebiyat
ürünlerinde, evlerin dekorasyonunda, çocuklarımıza verdi-
ğimiz isimlerde, askerimize Mehmetçik diye seslenişimizde ,
kısacası hayatımızın her alanında aşikâr olan peygamber
sevgisi, bugün de aynı içtenliği ve heyecanıyla inananların
gönlünde yer ediyor. Hatlar, tezhipler, mezar taşları, mira-
ciyeler, mevlitler, naatlar, şiirler ve daha pek çok yolla ifade
etmişiz Allah’ın rasulüne olan sevgimizi, bağlılığımızı…
Nurullah Genç’i de pek çok kişinin tanıması Peygamberi-
mizle ilgili bir eserle , Yağmur’la oldu. İlk yayımlanan şiiriniz
de Peygamber Efendimiz’le ilgili yanılmıyorsam...
Evet hicretle ilgilidir. 1979’da lise son sınıftaydım. Hicret
konulu bir yarışma düzenlenmişti. O yarışmada birinci seçi-
len “Hicret" isimli şiirim ilk yayımlanan şiirimdir.
O yıllarda yazdığım şiirleri , 1980-1983 arasında yazdıklarım
hariç, şiir açısından zayıf bulduğum için çoğaltmıyorum.
Ama o şiir, hicreti anlatan, Hz. Peygamber’i n Mekke’den
çıkışını, oradaki duygularını anlatmaya çalışan bir şiirdi. Şi-
irsel olarak zayıf ama destan olarak güçlü bir metindi.
Meşhur şiiriniz Yağmur, hem çok sevildi , hem de Peygam-
berimiz ve şiir denilince ilk akla gelen şiirlerden biri oldu.
Yağmur’un arka planını şairinden dinleyebilir miyiz?
Yağmur şiiri yazıldığı anda on yıllık bir geçmişe sahipti. Ya-
ni 1980-1990 arasında on yıl, niye benim bir
naatım yok, niye ben bir naat yazamıyorum diye
acı çekmiş bir adamım ben. Ve o acının, o ıstı-
rabın sonucunda yazılmıştır. Yarışma ilan edilin-
ce çevremden de gelen destekle gönderdim.
Nurullah Genç, bir naat daha yazmayı düşünür
mü? Veya yazacak olsa bu naatın ana teması ne
olur?
Aklıma gelmedi değil ama Yağmur’un daha üs-
tünde bir şey olursa yazarım, yoksa yazmanın
bir anlamı yok. Her şair her yazdığı şiiri, bir ön-
cekinden iyi yazmak zorundadır. İrtifa kaybet-
memelidir. Çünkü şiirin, sanatın, edebiyatın se-
viye olarak düşmeye tahammülü yoktur. Edebi-
yatımızı ve şiirimizi yeniden kalkındıracak, yeni-
den iyi noktalara taşıyacak yol budur. Ben de bir
naat daha yazar mıyım bilmiyorum ama hayalle-
rim var, gerçekleştirebilirsem çok mutlu olurum.
Kafanızda oluşmuş herhangi bir şey…
Şöyle söyleyeyim: Kafamda birkaç düşünce ol-
gunlaşmak üzere. Olgunlaşırsa, şiirimin ikinci
dönemi başlamış olacak zaten, yeni
şeyler yapmayı düşünüyorum. Yani o
defteri kapattım. Bundan sonra başka
bir defter açacağım şiirde inşallah.

‘Siyah Gözlerine Beni de Götür’ şiiriniz de bir
naat mı?
Hayır, o bir naat değil ama oradaki siyah gözler
bir çift bayan gözü de değil. Aslında “Siyah Göz -
lerine Beni de Götür" bir münacattır. Gözü me-
cazi manada alırsanız, siyah gözlerden kasıt,
Cenab-ı Hakk’ın varlığıdır. Çünkü O’nu tarif et-
mek mümkün değil, hayal etmek mümkün değil,
tasavvur etmek mümkün değil. Bunu siyah
gözlü bir bayana yazılmış bir şiir olarak algılaya-
biliyorlar. Onlara kızmıyorum, her okuyucu şiiri
kendine göre yeniden inşa edebilir ama söyle di-
ğim gibi aslında bir münacattır o şiir.
Son kitabınız Ateş Semazenleri geçen yıl yayım-
landı. Kitabın ismi gibi bölüm isimleri de dikkati-
mizi çekti: Son Yangın ve Su Yangını. Gerçi siz
şiirlerinizin kastettiğiniz anlamın dışında algılana-
bildiğini ya da her okurun şiiri kendine göre inşa
edebildiğini, edebileceğini söylüyorsunuz ama
elbette sizin bakış açınızı, duygu ve düşünce
dünyanızı yansıtıyor şiirleriniz . Bu bağlamda
ateş, semazen, yangın, su, dahası su yangınının
imalarını anlatabilir misiniz?

Buradaki yangın kalbe düşen ateştir. “Ateş Se-
mazenleri" de yanmayı ve dönmeyi anlatıyor.
Kültürümüzde çok önemli olan bu kavramları,
Mevlana felsefesinde de görebiliriz: Yanama-
yanlar dönemezler. Aslında evrendeki her varlı-
ğın dönerken yandığını, zikrettiğini düşünüyo-
rum. Tabi isöylediğiniz gibi , bu benim bakış
açımdır. Ben böyle düşünüyo-
rum ama bir başkası böyle dü-
şünmeyebilir. “Son Yangın"da
dünyanın, insanlığın son halini,
insanlığın, ülkemizdeki insanla-
rın psikososyal durumunu, yer-
yüzündeki birtakım gelişmeleri
kendi bakış açımdan, kendi
penceremden anlattım.
Bu bölümün arkasından “Su
Yangını" bölümü geliyor. Buradaki şiirlerde za-
ten ana temalarım olan sevgi, aşk, ölüm, hüzün,
ayrılık gibi temaları biraz daha derinliğine sorgu-
layarak, biraz daha toplumsal ve tarihsel bir çiz-
gide ele aldım.
Su ve yangın nasıl bir tamlama oluşturdu?
Suyun bizim kültürümüzdeki anlamını biliyorsu-
nuz. Su, içinde hayatı barındıran, hayatı ifade
eden bir kavram. Hayatı güzelleştirmenin karşı-
sında pek çok olumsuzluk, daha güzel bir haya-
tın önünde pek çok engel olabilir. Bütün bunla-
ra rağmen ben, bir dirilişin, yenilenmenin oldu-
ğunu düşünüyorum.
Yakında yayınlanacak yeni bir şiir kitabı üzerinde
çalışıyorsunuz sanırım…
Evet, toplu şiirlerimde son kitabım “Harflerin
Simyası". Alfabenin yirmi sekiz harfine yazılmış
yirmi sekiz şiir var bu kitapta. A’dan Z’ye… Sa-
dece Ğ ’nin şiiri yok, çünkü onunla başlayan ke-
lime yok. Ama aynadan zerrine 28 harf, 28 şiir
var orada. O da kitabın son bölümü yani; harfle-
rin simyası…
Padişahları şair olan bir milletiz. Böyle bir gele-
neğimiz var, bu gelenekte alanlar birbirinden gü-
nümüz deki kadar ayrılmış da değildi. Bilim
adamları farklı alanlarda, bilimin ve sanatın fark-
lı dallarında faaliyet gösterip uzman olabiliyorlar-
dı. Siz de Kocaeli Üniversitesi İktisadi ve İdari
Bilimler Fakültesinde profesörsünüz. Akade-
misyen kimliğinizin, üstelik farklı bir alandaki
akademisyen kimliğinizin yanısıra, şairliğiniz , sa-
natın farklı dallarıyla da uğraşmanız buna güzel
bir örnek. Bu konuda neler söylemek istersiniz ?
İngiliz düşünürü Francis Bacon insanların düşe-
bilecekleri hataları tanımlarken bu hatalardan bi-
risini meslek hatası olarak açıklar. O da şudur:
Tek alandan yeryüzüne ve insanlığa bakarsanız
yanlış okursunuz hayatı. Çünkü insanın kendisi
bütün bilimlerin konusudur zaten. Kimyasıyla, fi-
ziğiyle, biyolojisiyle , iç dünyasıyla, dış dünyasıy-
la, toplumsallığıyla… Toplumsallığıyla sosyoloji-
nin, ruh haliyle psikolojinin, kültürel yanıyla an-
tropolojinin, harcama ya da hayatını kazanma
mantığıyla iktisadın, yaptığı iyi ve kötü şeylerle
hukukun, doğrusuyla, çirkiniyle, güzeliyle ahla-
kın… pek çok disiplinin konusudur insan. İnsanı
kavramanın, onu iyi okumanın yolu, farklı bilim
dallarının ya da farklı bilgilerin dünyasından ha-
yata bakmayı becermektir. Eğer tek alanda ka-
lırsanız ve hayata tek alandan bakarsanız haya-
tı yanlış yorumlarsınız . Ben iktisatçıyım, iktisadi
bir gözle bakıyorum hayata. Davranış bilimleri
hocasıyım, davranış biliminden bakıyorum, psi-
kolojiden bakıyorum, sosyolojiden bakıyorum,
bakmaya çalışıyorum. Bunu büyük bir beceriyle
yapıyorum demiyorum, yapmaya çalışıyorum.
Edebiyatın dünyasından bakıyorum, fotoğrafın
dünyasından bakıyorum, fizik bilimlerin dünya-
sından bakmaya çalışıyorum. Çünkü biliyorum
ki hayat bunların hepsinden ibaret, tek taraflı de-
ğil.
Bir şiirdeki bir ifadenin fotoğrafını çekmeyi dü-
şündünüz mü hiç?
“Lambada titreyen alev üşüyor" mısrasının fo-
toğrafını nasıl çekebilirim diye uzun zamandır
düşünüyorum. Lambada alev var, ama bir taraf-
tan da o kadar soğuk ki sert bir rüzgâr değil, ha-
fif bir soğuk fırtına esiyor ve alev titriyor, üşüdü-
ğünü hissediyor. Bunu nasıl çekerim diye düşü-
nüyorum. Fotoğraf güzel bir şey. Şiirde, şairin
imge yapısındaki çağrışım bir fotoğrafta varsa o
fotoğraf sanattır, derim. Yoksa düz bir metin gi-
biyse, fotokopi gibi çektiyseniz onun bir anlamı
yoktur.
Fotoğrafın sizin dünyanızdaki anlamı nedir?
Bazen fotoğrafını çektiğim bir şeyin başında iki
saat, üç saat kalıyorum. Emin olun yazın tarlala-
ra fotoğraf çekmeye gidiyordum, saatlerce ayrı-
lamıyordum, oysa fotoğrafını çekmişim artık.
Ama ayrılamıyordum, çiçeklerle böceklerin aşkı-
nı seyrediyordum. O buluşmayı izliyordum, biri
çiçek, biri böcek… Böceğin çiçeklerdeki fotoğ-
rafını çekip ondan sonra seyrediyordum onu. Bir
iktisatçının bunu yapması ya da bir işçinin bunu
yapması önemli bir şey diye düşünüyorum. Bu-
nu çoğaltmamız lazım. Dünyanızı öyle bir doldu-
ruyor ki o güzellik, gördüğünüz güzelliklere ba-
sit, sıradan bir mantıkla yaklaşmıyorsunuz artık.
Zaten aşk da burada gerçek bir aşk olmaz mı…
Zaten aşk burada ölümsüz olmaz mı, böyle his-
sedilirse ve duyulursa… İşte onun için sokakla-
rımız, evlerimiz mutsuzluklarla dolu, onun için
gençlerimiz bir arayış içerisindeler sürekli ama
hakikati bulmakta zorlanıyorlar. Onun için insan-
lar birbirlerine kıyıyor-
lar, onun için aldatıyor-
lar, onun için görün-
dükleri gibi olamıyor-
lar. Ben çiçeğin ya da
böceğin dünyasında
ikiyüzlülük hiç görme-
dim bugüne kadar.
Dünyanın en güzel varlıkları gibi geliyor bana,
çünkü ikiyüzlü değil, neyse onu yapıyor. Yılan
bile ikiyüzlü değil, ısıracaksa ısırıyor. Korkutuyor
sizi gördüğünüz zaman, neden, çünkü ikiyüzlü
değil. Ama bir Batılı düşünür şöyle söylüyor: “İn-
sanda, beni en çok rahatsız eden şey, başkası-
nın gözlerinin içine bakıp gülümseyebildiği anda
ona kötülük yapmayı da düşünebilmesidir."
Son olarak Dergimizin okuyucularına, Diyanet
İşleri Başkanlığı personeline neler söylemek is-
tersiniz?
Her din görevlisinin aslında iyi bir sosyal bilimci
olması lazım, psikoloji, sosyoloji, felsefe, mantık
okuyacak. Din görevlisinden söz ediyoruz; bun-
ları okuyacak ki toplumu tanıyabilsin. Hatta bu
disiplinlerle ilgili genel bilgileri olacak ki matema-
tiğin ne anlama geldiğini dinî olarak da anlatabil-
sin. Ünlü Fransız düşünürü Descartes -kendisi
metodolojide rasyonalizmin dünyadaki en
önemli temsilcilerindendir, riyazetin yani mate-
matiğin de dünyadaki en önemli isimlerinden bi-
risidir- bütün kâinatın matematikle ifade edilebi-
leceğini söyler. Kendisini aforoz eden, kovan
papazlara “Ben sizden daha dindarım çünkü
ben Tanrıya öylesine inanıyorum ki bütün kâina-
tı belli bir matematiksel temele göre
yaratmıştır." diyecek kadar önemli bir
isimdir. Bir din adamı matematikle bi-
raz ilgilenecek ki bu tarafından da ba-
kabilsin hayata. O yüzden eski bilim
adamlarımız, bilgelerimiz , alimlerimiz
zamanında yedi ilimde en iyi noktaya
gelmeyi hedef seçmişlerdir. Yedi ilim-
de; bu yüzden bazıları için yedi tula sa-
hibi ifadeleri kullanılır, sebebi budur. İn-
san kavramlarla yaşar, kavramlar, kay-
naklara aitse, yeryüzünün, hayatın bil-
gisini ifade eder. Az sayıda kavram, sı-
nırlı sayıda homojen kavram, yani tek
alana hapsedilmiş kavram bilgisi, ifade etmeyi
zorlaştırır. İşte meslek hatası budur. Onun için
çokça alandan bakmanız lazım.
En son olarak ne diyelim? Meslek ataletine ya-
kalanmayalım, hayata tek boyutlu bakmayalım,
kendimizi çoğaltalım.
Okuyucularımızdan Yağmur şiirinizden bir bö-
lümle ayrılalım mı?
Elbette…
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Elif Arslan



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97