Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 232. Sayı >> BİR AYET BİR YORUM >> Kur'an bugün de insanı en doğru yola çağırmıyor mu?

Kur'an bugün de insanı en doğru yola çağırmıyor mu?

"Gerçekten bu Kur'an en doğru yola götürür ve iyi işler yapan
müminler için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler."
(İsra, 9)

Kur'an dün olduğu gibi bugün de en doğruya ve insan için en faydalı olana götürür. Asrı-
saadette nasıl bedevibir topluluğu medeni bir ümmete, barbar bir güruhu örnek bir ce-
maate dönüştürdüyse bugün de aynı potansiyele sahiptir. Yarın da benzer imkân ve fırsa-
tı insanlığa sunmaya hazırdır. Çünkü dün insana doğru yolu gösteren Kur'an, bugün za-
manın ilerlemesi ile demode olmamış; öneminden hiçbir şey kaybetmemiştir. O, tutar-
lı ve insanın fıtratıyla uyuşan değerleri sunduğu için hiçbir zaman medeniyetin gerisinde kal-
mamıştır. Hep insanlığın önünden gitmiş; yolunu ve ufkunu aydınlatmıştır. Zamanla mukay-
yet olmayan çağlar üstü niteliği dolayısıyla hep güncel kalmış; aktüelliğini ve haklılığını dai-
ma sürdürmüştür. Hatta mesajı ve çağrısı gün geçtikçe daha iyi anlaşılmıştır.
Onun doğruya götürmesi, hakikate rehberlik etmesi belirli bir milletle de sınırlı değildir. Han-
gi ırktan olursa olsun, hangi coğrafyada bulunursa bulunsun, sesine kulak veren, çağrısına
yönelen herkes için bu fırsat söz konusudur. Çünkü belirli bir milletin ihtiyaçlarından doğ-
muş, onun sorunlarına cevap vermek için konulmuş bir değerler sistemi değildir. Yine o, in-
sanın muayyen faaliyet alanlarında ilke ve prensipler koyup diğerlerini ihmal etmemektedir.
Aksine inançtan ibadete, ahlaktan insanlar arası ilişkilere kadar her alanda en doğru ve en
faydalı olana götürmektedir.
Onun emirlerinden hangisi dün insanlığa faydalı idi de bugün lüzumsuz hale gelmiştir? Me-
sela namaz için böyle bir şey söyleyebilir miyiz? Dün insanı kötülük ve çirkinliklerden arın-
dıran ve onu yücelten özellikleri ile faydalı ve gerekliydi de bugün böyle bir ibadet çeşidin-
den insan müstağni midir? Dün âdeta bir mektep gibi insanı insanlığı ile buluşturan, aşa-
ma aşama olgunlaştırıp melekvari özellikleri ona kazandıran bu ibadet tarzına, günümüz in-
sanının ihtiyacı kalmadığını kim söyleyebilir? Öyle ise, insanın ruh dünyasına değerler ka-
tan, ahlakına güzellikler kazandıran bu ibadeti sürekli vurgulayan Kur'an, dün olduğu gibi
bugün de insanı en doğru ve en faydalı olana götürmüyor mu?
Dün toplumda sosyal adaleti temin eden, fakirle zengin arasında ülfet ve kardeşlik köprü-
lerini tesis eden, böylece kıskançlık, husumet ve kamplaşmayı ortadan kaldıran zekât bu-
gün lüzumsuz hale mi gelmiştir? Varlıklı insana hayır yapma, paylaşma ve yardımlaşma
şevkini yaşatan, bunu yaparken de fakiri incitmeme duyarlılığını ona kazandıran bu ibadet
tarzı bugün anlamını mı kaybetmiştir? Bencilliğin, dünyevileşmenin, mal ve materyal sevda-
sının sürekli tahrik edildiği bir dünyada, ulvi duygularla karşılığını sadece Allah'tan bekleye-
rek böyle bir ibadetin yapılmasına artık ihtiyaç mı kalmamıştır? Bu anlamda getirdiği yar-
dımlaşma ve paylaşma ilkeleriyle Kur'an, belki de dünden daha fazla bugün, insanın ihti-
yaç duyduğu evrensel bir hakikate çağırmıyor mu?

Yine Kur'an içkiyi insana yasaklamıştır. Bu, insana dün zararlı idi de bugün onun psikoloji-
si, bedeni ve sinirleri üzerindeki bütün zararları izale mi edildi? Medeniyetteki gelişme do-
layısıyla faydalı hale mi geldi? Yoksa gün geçtikçe bu zararların neler olduğu daha iyi mi an-
laşılmaktadır? Mesela içki, dün insanın akıl sağlığını tehdit eden, onu huzursuzluğa, şidde-
te hatta cinayete götüren kötü bir alışkanlık konumundaydı da bugün insanlık bu tür tehli-
ke ve problemlerden kurtuldu mu? Yahut ta alkol alanların akıl, beden ve ruh sağlıklarını te-
min eden bir tedavi şekli veya ilaç mı geliştirildi? Günümüzde trafik kazalarının en önem-
li nedenlerinden biri alkol değil midir? Yine ailede huzursuzluk, şiddet ve boşanmalarda al-
kol ve uyuşturucu etkili olmuyor mu? Dolayısıyla dün olduğu gibi bugün de içki yasağıyla
Kur'an insanlık için en faydalı ve en doğru olana çağırmıyor mu?
Bireyselleşmenin, aşkın değerlerden uzaklaşmanın bir neticesi olarak insanın gittikçe aile-
den, onun sıcak ortamından uzaklaşması, daha mutlu bir hale mi getirmiştir onu? Yoksa
aileye ihtiyaç bırakmayacak şekilde insana sevgi ve şefkat hislerini aşılayacak yeni, fıtrî bir
donanım mı geliştirildi? Kur'an'ın getirdiği değerlerin ihmal edilmesi neticesinde zayı ayan
aile bağlarının sebep olduğu boşanmaların gittikçe artması hayırlı bir gelişme mi olmuştur?
Öyle ise boşanan eşleri karamsarlığa, strese hatta biyolojik rahatsızlıklara; çocukları ise içe
kapanmaya, güvensizliğe ve anormal davranışlara götüren boşanmaların insana fayda ge-
tirdiğini kim söyleyebilir? Şu halde "En sevilmeyen helalin boşanma olduğu" konusundaki
İslamî gerçek bugün daha iyi anlaşılmıyor mu?
Dün Kur'an, anne-babaya merhameti, şefkati emrediyordu da bugünkü medeniyet geliştir-
diği yeni sistemlerle bunu başka yollarla mı telafi etmektedir? Anne-babanın böyle bir ilgi-
ye mi ihtiyaçları kalmamıştır? Ferdileşme ve ahlakî değerlerden uzaklaşmanın bir neticesi
olarak bakım evlerine terk edilen anne-babalar, evlatlarının kendilerine reva gördükleri bu
ilgisizlik ve sevgisizlikten çok mu memnunlar? Karşılıksız ve koşulsuz seven anne ve baba-
ların, şefkat ve merhamete en fazla ihtiyaç duydukları bir dönemde yalnızlığa terk edilme-
leri iyi mi olmuştur? Huzur evlerinin(!) sayılarının gittikçe artması toplum açısından sevindi-
rici bir gelişme midir? Öyle ise Kur'an "Anne-babaya alçakgönüllü olarak acıyıp kol kanat
ger."
(İsra, 24)
derken evrensel bir gerçekliği belirtmemiş midir?
Dün Kur'an, adalete, iyilik yapmaya, yakınlara vermeye çağırırken, kötülük ve çirkinlikten
yasaklarken insanlığa iyilik etmişti. Peki, bugün insan adaleti tesis etti, iyiliği en ideal mana-
da yaygınlaştırdı, kötülük ve çirkinliğin kökünü kazıdı da Kur'an'ın bu yöndeki irşatlarına ih-
tiyaç mı kalmadı? Aksine Kur'an, maneviolanla ilişiklerin zayı amaya yüz tuttuğu bir dün-
yada bugün bile milyonlarca insanın elinden tutmakta; şiddet, haksızlık, hayâsızlık ve çir-
ke iğin bin bir çeşidinden onları uzaklaştırmakta, hayır, cömertlik, fedakârlık, diğerkâmlık
konularında âdeta onları yarıştırmaktadır. Yine Kur'an dün olduğu gibi bugün de yeryüzün-
de mazlumların, mağdurların, ezilmişlerin umut kapısı, yaşama sevinci, hayatın anlamı ol-
maya devam etmektedir. Yollarına ışık tutmakta, gönüllerine güven ve huzur serpmektedir.
İnsanları n "ben" "ben" dedikleri bir dünyada paylaşmayı, özveriyi, merhameti öğretmekte-
dir. Yine gittikçe yaygınlaşan şiddet, hoyratlık ve acımasızlığa karşılık kendisine gönül ve-
renleri şefkate, inceliğe ve nezakete davet etmektedir. Bu tür prensipleriyle de Kur'an in-
sanı en doğru ve en tutarlı olana götürmüyor mu?
Yine bugün Kur'an, ırk ve cinsiyet ayrımcılığının, adaletsizliğin, adam kayırmanın, ötekileş-
tirmenin yaygınlaştığı bir dünyada, "...Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de
olsa adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun..."
(Nisa, 135)
diyerek en doğru olana çağır-
mıyor mu? Ayrıca Kur'an, insanı ne bu dünyanın nimet ve güzelliklerinden mahrum etmek-
te ne de onu dünya metaının tutsağı haline getirmektedir. Asıl olanın ebedi nimetler ve son-
suz güzellikler olduğunu bildirerek burada yaşadığı hayatın geçici ve fani olduğunu ona ih-
tar etmektedir. Dolayısıyla ne Yahudilikte olduğu şekliyle dünyayı öne çıkarmakta ne de
Hristiyanlıkta olduğu gibi dünyayı dışlamaktadır. Aksine getirmiş olduğu dünya ve ahiret
dengesiyle yine insanı en doğru olana götürmektedir.

Doç. Dr. İbrahim Hilmi Karslı - Din işleri Yüksek Kurulu Üyesi



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97