Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 232. Sayı >> EDEBİYAT >> Hayatı anlamlı yaşamak

Hayatı anlamlı yaşamak

Arınmış bir zihin, mutmain olmuş bir gönülle insanın ulaşamayacağı huzur ve
mutluluk yoktur. Öyleyse bilelim, bildiklerimizi içselleştirelim. Onları uygula-
ma alanına sokalım. Bedenin ihtiyaçlarından çok kalbimizin ihtiyaçlarını gi-
derelim. Kutlu ilkeler, ortada...

Günümüz insanı için hayat, sadece maddi bo-
yutuyla algılanan bir kavrama dönüştü. Bu yüz-
den çok para kazanmak, güzel evlere, pahalı
arabalara vb. sahip olmak gerçekleştirilmesi ön-
celenen hede er arasında... Bunlar, bir bakıma
insani şeyler... Bu yüzden bu durumu anlayışla
karşılayabiliriz. Yanlış olan bütün bunları “haya-
tın anlamı" olan şeyler olarak kabul etme tavrı...
Hayata bunları edinmek için geldiğimizi düşün-
mek şeklindeki yanılgı...
Çünkü insan denen bir varlıktan söz ediyoruz.
Onun sadece maddi varlığı yok ki yiyip içmekle,
güzel bir evde oturmakla mutlu olsun. İnsan, sa-
dece et, kemik ve sinirden mürekkep bir varlık
değildir ki önüne bu hede eri koysun. Bir zihin,
bir gönül dünyası var insanın. Bu zihnin ve gön-
lün ihtiyaçları da sözkonusu... Karnı en leziz ye-
meklerle doymuş bir insanın duyacağı his, mut-
luluk değil hazdır. Mutlu olmak, huzurlu olmak
zihinle, gönülle alakalı kavramlar... Nitekim aynı
kişi, eğer o yemeği bir nimet bilerek yemişse, bi-
rileriyle paylaşmışsa, sonunda da şükretmeyi
bilmişse işte o zaman hissedebilir mutluluğu...
İnsanoğlu bu son derece basit ve kolay uygula-
nabilir ilkeyi unutunca bu defa başka yerlerde
arıyor huzuru... Kimi yogaya sığınıyor, kimi kapi-
talist kültürün insanı sadece zengin ve başarılı
olmaya endeksleyen kişisel gelişim programla-
rında kendini gerçekleştirmeye çalışıyor. Ama ne
yaparsa yapsın girdiği sokağın bir sonu olduğu-
nu görüyor ve mutsuzluğu daha da artıyor. Oy-
sa mesele “aşkın" değerlere yönelmekte... On-
larıhayatın yaşama ilkeleri olarak görmekte...
Bunun için uzağa gitmesine hiç gerek yok. Sa-
dece eline bir hadis kitabı alsa ve orda yazılan-
ları kendisi için bir yol haritası olarak içselleştir-
se, benimseyip uygulasa yetecek.
Şimdi, bu anlamda bir temrin yapalım: Bir gün,
bir adam Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in yanına
gelerek "Size dünya ve ahiretle alakalı soracak
sorularım var." der. Bunun üzerine Peygamberi-
miz o kimseye "Ne istiyorsan sor." buyurur.
Adamın ilk sorusu tam da yazımızda sözünü et-
tiğimiz mesele ile ilgilidir. Şöyle der adam: “İn-
sanların en zengini olmak istiyorum." Hz. Pey-
gamber, şu şaşmaz ölçüyü söyler: “Kanaatkâr
olursan insanların en zengini olursun."
(Kenzü’l-
Ummal, c.XVI, s.127-128, hadis no: 44153)
Kanaatkâr-
lığın “Elinde olanla yetinme." şeklindeki manası-
nı bir de şöyle düşünelim: "Elinde olandan razı
olma." Meseleye böyle baktığımızda o kişi bu ra-
zılıktan dolayı huzur bulacak, huzursuzluktan
uzak duracaktır. Böylece insan, nefsini dizginle-
yebilecek, ona hâkim olabilecektir. Elinde var
olana sadece para, ev, araba olarak değil nimet
olarak bakacaktır. Bu bakış ise kişiyihem bu an-
lamda zengin hem de mutlu kılacaktır.
Adam, bu minvalde daha pek çok soru sorar
Peygamberimiz’e. Bunlardan biri de şöyledir:

“İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum." Pey-
gamberimiz’in cevabı yine çok nettir: “İnsanların
en hayırlısı, insanlara faydalı olandır. Sen de in-
sanlara faydalı ol."
Sadece bu iki soru ve bu sorulara verilen cevap-
larla hayatla ilgili bütün problemleri aşmak müm-
kündür. Çünkü zenginlik ve insanların en hayırlı-
sı olma meselesi, insanoğlunun en temel mese-
leleri arasındadır. Gerçi günümüzde hayırlı olma-
yı saygın olma şekline dönüştürerek kelimenin
anlam alanını daralttık ve dünyevileştirdik. Öyle
de olsa madem bu ikisi temel meseledir, verilen
cevaplar üzerinde yeniden düşünelim. Savaşlar,
katliamlar, hırsızlık, soygun, yer altı ve yer üstü
zenginliklerini tekelinde toplama hırsı... Bütün
bunlar değil midir dünyayı yaşanmaz kılan.
Ölümlere, zulümlere, haksızlıklara yol açan...
Çünkü kanaatkârlığı bilmeyenin isteklerinin sonu
asla gelmez. Gelmeyince de daha fazlasına sa-
hip olabilmek için her şeyi yapmayı göze alır.
Oysa kanaatkâr olan, elindekinden razı olacağı
hatta daha fazla huzur bulabilmek için elinde
olanı olmayanla paylaşacağı için gönül huzuru-
nun zirvesine çıkacaktır.
Şimdi de “hayırlı" yahut “saygın" olma meselesi-
ne bakalım. Günümüz idraki bunu da maddi ge-
rekçelerle izah etme eğiliminde... Daha fazla
zenginlik ve daha fazla güç... Kişi, bunlara sahip
olunca saygın mı olur yoksa kendisinden çekini-
len, korkulan biri mi ? Elbette ikincisi olur. Oysa
Peygamberimiz bunu insanlara faydalı olma şar-
tına bağlıyor. Zenginsen yoksulu gözetme, okul,
hastane kurma, çeşme yaptırma, öğrenci okut-
ma gibi alanlarda kullanılması gerekiyor maddi
imkânların. Çünkü bütün bunlarla cemiyet haya-
tında bir faydalanma söz konusu olacak, pek
çok problem bu yolla çözülecek ve elbette buna
katkı sağlayan kişi de hayırla anılacaktır. Bu anıl-
mada korku yahut çekinme değil belki bir hay-
ranlık ve takdir duygusudur etkili olan. Medeni-
yetimizde vakıf geleneği bu yüzden vardı. Ve in-
san, kendisinde olanı sadece kendisine at gör-
müyor bunda bütün bir toplumun da hakkı ola-
cağını düşünüyordu.
Hz. Peygamber’le o adam arasındaki diyalog
devam edip gitmektedir. Adam, sorularının de-
vamında merhamet, adalet, sevgi, güzel ahlak
üzerine daha pek çok soru sorar. Adamın bu
tavrı elbette doğrudur. Zira hakikati kavramak
isteyen biri, işe sorularla başlamalı ama cevap-
ları emin bir kaynaktan almalı ki doğru cevapla-
ra ulaşabilsin. Çünkü verilen her cevap “reçete"
hükmündedir ve her biri bir ruhi hastalığa iyi gel-
mektedir. Ayetleri, hadisleri bu gözle okumak la-
zım. Çünkü insanın bütün hallerini en iyi onu ya-
ratan bilir. Dolayısıyla çözüm ve çare onun kela-
mında olacaktır. Her ayet her hadis, bu yüzden
bir kılavuzdur yolumuzda... Nereye gideceğiz,
ne yapacağız yahut nereye gitmeyeceğiz neler-
den kaçınacağız? Yola düşmüşsek, trafik işaret-
lerine doğru bakarak ve o yönde ilerleyerek he-
defe varabiliriz. Zira bu yol, Veysel’in de dediği
gibi “uzun, ince bir yol"dur. Bu yolda yürümek
bilgi, bilinç, dikkat ve itina ister.
Rahman ve Rahim olan Rabbimiz, bu yolculu-
ğun selametle bitmesi için ilkeler vaz etmenin
ötesinde örnek yolcular da göndermiştir. Onlara
bakarak yolumuzda istikamet üzere olalım di-
ye... Bu yüzden insanın hiç bir mazereti yoktur.
“Bilmiyordum." sözü bizim için bir mazeret teşkil
etmeyecektir. “Bilmek" gerekir. Bilenle bilmeyen
elbette aynı olmayacaktır. Bilen, selamet içinde
olacak, bilmeyen hüsrana uğrayacaktır.
Gelin, bütün bildiklerimizi unutalım. Gönlümüzü
de zihnimizi de kutlu sözlere çevirelim. Modern
bilgi kirliliğinden ancak böyle kurtulabiliriz. Bu
kirlilikten kurtulmadan hayatımızı hakikate ayar-
lamanın imkânı yoktur. Bilginin kaynağı sağlam
olmalıdır. Dahası, bilgi uygulamak için öğrenil-
melidir. Kadim olanla modern olan bilgi arasın-
daki önemli bir farklılık da budur. Günümüz insa-
nı, çok şey biliyor ama bilgi kaynakları sahih de-
ğil ve uygulama imkânından ve iradesinden yok-
sun. Böyle olunca da midede hazmedilemeyen
gıdalar gibi insana bildikleri de zarar veriyor.
Arınmış bir zihin, mutmain olmuş bir gönülle in-
sanın ulaşamayacağı huzur ve mutluluk yoktur.
Öyleyse bilelim, bildiklerimizi içselleştirelim. On-
ları uygulama alanına sokalım. Bedenin ihtiyaç-
larından çok kalbimizin ihtiyaçlarını giderelim.
Kutlu ilkeler, ortada... Asırlardır tek biri bile hü-
kümsüz kılınamadı... Bütün mesele bunlarla bu-
laşabilmekte... Dün nasıl sahabe sorup Hz. Pey-
gamber cevap veriyor idiyse bugün de sorucu-
lar bizler olalım. Cevabı yine Peygamberimiz ve-
recektir.

Mustafa Özçelik



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97