Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 232. Sayı >> SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER >> "Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı"

"Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı"

Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı
Fuzûlî

(Bana gönlümdeki ateşten başka hiç kimse yanmaz;
bahar rüzgârından başka kimse kapımı açmaz.)

Zaman zaman kafa dinlemek ya da nefis muhasebesi yapmak için yalnız-
lığı seçse de yaratılışı icabı eşe, dosta, arkadaşa ihtiyaç duyar insan. He-
le zor gününde, kara gününde yanında yöresinde mutlaka birilerini arar.
Kendisine yardımcı olmayacağını/olamayacağını bilse bile birilerini arar.
Kemalettin Kamu’nun, bu duyguları dile getiren çok güzel bir şiiri vardır:
“Gözlerimde parıltısı bakır bir tasın
Kulaklarım komşuların ayak sesinde
Varsın gene bir yudum su veren olmasın
Başucumda biri bana “su yok" desin de..."
Yine şairimizin birine , İsmail Hami Danişmend’e bir kulak verelim.
“Pâyın sadası gelse de sen hiç gelmesen
Men dinlesem kıyamete dek, vuslat istemen
Bulsam izinle semtini, ol semte ermesem
Aşsam zamanı hasretin encamı gelmeden."
Şair diyor ki : “Sen hiç gelmesen bile ayaklarının geliş sesi gelse... Vuslat iste-
miyorum. Tek bu sesi kıyamete kadar dinlesem yeter. Senin izini takip ederek
mahalleni bulsam, fakat o mahalleye bir türlü ulaşamasam. Hasretin sonuna
ulaşmadan zamanları aşsam."
Yalnızlık, kimsesizlik zordur. Yalnızlığın, kimsesizliğin zorluğunu, ancak yaşa-
yan bili r. Günümüzde insanlar kalabalıklar içinde yalnızlığı yaşıyor denilebilir;
çünkü insanlar artık eskisi gibi değil, komşuluk, akrabalık ilişkilerinden uzakla-
şıyor. Çağın getirdiği şartlar, bırakın mahalleyi, aynı apartmanda birbirini hiç
görmeyen, tanımayan komşularla dolu bir manzara meydana getirir oldu. Yu-
nus Emre “Bir garip öldü diyeler, üç günden sonra duyalar..." şeklinde gariple-
rin yalnızlığından feveran ediyordu. Onun zamanında insanlar bu kadar bir ara-
da değildi; ama günümüzde şehirleşme var, yani insanlar üst üste oturuyor; fa-
kat komşu, komşunun öldüğünden haberdar değil...
Fuzûlî, yalnızlığı o kadar içten anlatıyor ki... Türkçemizde yanmak kelimesi çok
farklı anlamlar taşımaktadır. Bu anlamlardan biri de acımaktır. Fuzûlî de beytinde yanmak kelimesini bu anlamda kullanmıştır. Yalnızlıktan dolayı içi yan-
makta, yüreği sızlamakta, hayatı paylaşacak hiç kimse yoktur etra-
fında. İstiyor ki hâline acıyacak biri çıksın. Ne var ki yüreğindeki
yangından başka ona sahip çıkacak, sıcaklık verecek hiç kim-
se yoktur.
İnsan zor zamanlarında kapısını çalacak birini arar; ancak
Fuzûlî’nin kapısını sabah esen rüzgârdan başka hiç kim-
se yoktur. Divan Edebiyatında aslında sabah rüzgârı
(bâd-ı sabâ) sevgiliden müjdeli haber getiren bir posta-
cı gibi tahayyül edilir; ancak Fuzûlî için bu geçerli değil-
dir. Hani rüzgâr estiği zaman, rüzgârın etkisiyle kapı
açılıp kapanır ya, işte bad-ı saba sadece öyle bir görev
yüklenmektedir. Şairin yalnızlığını geçici bir süre, kendi-
sine ses vermek suretiyle paylaşmaktadır. Bu, ancak
mekanik bir paylaşımdır.
Her hissi olduğu gibi, yalnızlığı da ancak çeken bilir. Fu-
zûlî, bize bu beyitle yalnızlığı duyurabiliyor. Onun gibi bu
duyguyu yaşayan ve anlatan başka şairler de vardır şüphe-
siz; ancak Fuzûlî’nin beyti bizi yüreğimizin en hassas yerinden
yakalıyor.
15. yy. şairi Necâtî de yaşayan, duyan, hisseden, yaşadıklarını hisset-
tirebilen bir şairdir. O da Fuzûlî’nin yalnızlığına benzer bir resim çizer bize:
“Beni ağlan beni kim üstüme gelmez ölicek
Bir avuç toprak atar bâd-ı sabâdan gayrı."
(Siz bana ağlayın, bana ki öldüğümde bir avuç toprak atmak için tan yelinden
başka üstüme gelen olmaz.)
Necâtî, diriliğinde bir dost, bir arkadaş, bir kimse bulmaktan geçmiş, hiç ol-
mazsa ölümünden sonra bir insana yapılacak olan son vazife, yani defin işin-
de bile kimsenin olmayacağına, ölüsünün ortada kalacağına, mezarının ise sa-
bah rüzgârı tarafından kapatılacağına yanmaktadır.
Şemsi Ağa da Fuzûlî ve Necâtî’den geri kalmaz yalnızlıkta:
“Bulunmaz bencileyin bağrı yanık lâleden gayrı
Yüzüme su serper bir kimse yokdur jâleden gayrı."
(Laleden başka benim gibi bağrı yanık bulunmaz. Çiğ tanelerinden başka yü-
züme su serpen de yoktur.)
Yalnızlıktan dolayı bağrının yandığını ifade eden şair, kendisine çiçekler içinde
laleyi yakın buluyor. Bunun sebebi şudur. Lale, genellikle kırmızı renklidir. Bu
bir yaraya benzer. Bilindiği gibi şiddetli yanıklar kara bir renk alır. Lale çiçeğinin
ortası da siyahtır. Dolayısıyla bağrı yanık olan insanla lale arasında bir benzer-
lik vardır. Jale, çiğ tanesi demektir. Çiğ, ıslaklığı ifade eder. Yalnız ve kimse siz-
ler de gözü yaşlı olanlardır. Şair diyor ki, sadece çiğ taneleri benim hararetimi
dindirmek, beni sakinleştirmek için yüzüme su serperler.
Atasözlerimizin birinde yalnızlığın sadece Allah’a mahsus olduğu vurgulanır.
Evet, yalnızlık ancak Allah’a mahsustur.

Vedat Ali Tok



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97