Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 233. Sayı >> SÖYLEŞİ >> "Ahlakın ezeli ve ebedi unsurları, kök değerleri vardır. Bu, devirden devire, insandan insana değişmez."

"Ahlakın ezeli ve ebedi unsurları, kök değerleri vardır. Bu, devirden devire, insandan insana değişmez."

Prof. Dr. M. Emin Özafşar:

"Ahlakın ezeli ve ebedi unsurları, kök
değerleri vardır. Bu, devirden devire,
insandan insana değişmez."

Sayın hocam, etik kavra-
mı son dönemlerde farklı
yönleriyle çok tartışılan
bir kavram. Öncelikle etik
nedir? Etik kelim esinin
Türkçemizdeki karşılığı
nedir? Dilerseniz konu-
muza kavramsal çerçeve
ile başlayalım.
Efendim, her dönemin, her
çağın yükselen birtakım
kavramları mefhumları var.
Bu kavramlar aslında o
dönemin ruhuna, hissiyatı-
na, duygusuna da tercü-
man olur. Tarihte böyle ol-
duğu gibi, bugün de böy-
ledir. İşte onlardan bir ta-
nesi de etik kavramıdır.
Etik kavramı M.Ö.’ye uzanan, iki bin, iki bin beş
yüz yıllık geçmişi olan, Latince “etos" kökünden
gelen bir kavramdır. Davranış, gelenek, âdet,
alışkanlık ve karakter anlamlarına geliyor. Etik,
kadim Yunan filozofları tarafından felsefenin ana
konusu olarak da, ahlak konusu olarak da ele
alınmış. Modern zamanlarda ise etik biraz da
popüler bir kavram olarak kullanılmaya başlan-
mış. Belki de modern zamanlardaki ahlaki yoz-
laşmanın, ahlaki dejenerasyonun sevki ile mo-
dern insan etikten çok söz eder olmuştur. Bu-
gün etik dediğimiz zaman İslam kültüründeki ah-
lakın, edebin ve ahlak içerikli mefhumların, insa-
ni değerlerin anlatılmak istendiğini söyleyebiliriz.
Bu alanda sıkıntılar var ki bu kavram daha çok
konuşulur oldu diyebilirmiyiz?

Tabii . İnsanın olduğu yerde, sosyal düzenleme-
lerin olduğu yerde hep bu türden sıkıntılar ol-
muştur. Ama modern zamanlarda kamu kurum-
larının iş hayatındaki normatif düzenle melerin,
hukuki düzenlemelerin, mevzuat düzenlemeleri-
nin yetersiz kaldığı hisse dilmiştir. Hatta bazen
hukuki düzenlemelerin katı bir biçimde uygulan-
masından mağdur olan insanlar ortaya çıkmıştır.
Onun için de etik kültürü dediğimiz bir kültürden
söz edilmiştir. Hatta bir etik yasası vardır ve bu
yasaya dayanarak ülkemizde bir etik kurulu ve
bu etik kurulunun temsilcisi olan etik komisyon-
ları vardır.
Bütün kamu kurumlarında bu komisyonlar
oluşturuldu değil mi?

Evet. Bu komisyonların vazifesi, etik
değerleri tekrar hatırlatmaktır.
Ahlak ile etik arasında bir fark var
mıdır? Birleştikleri ve ayrıldıkları
noktalar nelerdir?
Kelime olarak “halk", yaratılış de-
mektir. Huluk da, ahlak demektir.
Ama aynı zamanda ahlak, davranış
demektir, karakter, şahsiyet demek-
tir. Bütün bu ilişkilerin yüksek değer-
lerini, prensiplerini ve ilkelerini belir-
le yen ve bize ufuk açan dinimiz İs-
lam’dır.
Peki Hz. Adem’den itibaren ahlaki açıdan bir-
takım kök değerler var mıdır?
Elbette vardır. Ahlakın ezeli ve ebedi unsurları,
kök değerleri vardır. Bu, devirden devire, insan-
dan insana değişmez. Tezahürleri gitse bile as-
lında o kök değerde bir değişiklik olmaz. Bir sa-
dakat, bir emanet, cesaret, adalet, sehavet, er-
dem, iyilikte bulunma bunların hiçbiri devirden
devire değişmez.
Kimilerinin ahlaki gördüğü birtakım davranış-
lar, bir başkasına göre ahlaki olarak görülme-
yebilir. Ahlak kurallarında da görecelik söz ko -
nusu olabilir mi?
Yüksek ahlaki erdemler var, bunlar değişmez.
Bunlar ezelidir, ebedidir, temel ahlaki değerler-
dir. Bir de kültürden kültüre, dönemden döne-
me değişen, daha küçük ahlaki unsurlar vardır,
değişebilir, kültüreldir. Örfe bağlıdır, örfün de-
ğişmesiyle bunlar da değişebilir. Tutum ve dav-
ranışlardaki, ahlaki unsurlar kanaatimce değişe-
bilir. Ama temel ahlaki değerler değişmez.
Peygamberimiz mekârimi ahlakı tamamlamak
üzere gelmiştir. Dolayısıyla mekârimi ahlak ev-
rensel değerlerdir. Peygamberimiz ahlaka vurgu
yaparak özendirmiş, ahlaki değerlere yönelmeyi
teşvik etmiştir. Yüksek ahlaki değerlerle de in-
sanların cenneti kazanabileceklerini ifade etmiş-
tir. İslam geleneğinde de, Müslüman filozoflar
ahlakı önemse mişlerdir. Örneğin, Farabi’nin ah-
lak felsefesiyle ilgili yazdıkları çok önemlidir. O,
ahlakı, siyasetin bir parçası olarak görmüş, mut-
luluk ahlakını vurgulamıştır ki, o buna saadet di-
yor, insanın dünyada ve ahirette mutlu olması.
İslam geleneğinde ahlak teorik ve pratik olarak
ikiye ayrılır. Kişinin kendini yö-
netmesi pratik ahlakın konusu-
dur. Evin yönetimi, bir ahlak ko-
nusudur. Şehrin yönetimi bir
ahlak konusudur, aynı zamanda
pratik ahlak konusudur. Bura-
dan şuraya geliyoruz, pratik ah-
lak yozlaşması, zihniyetin yoz-
laşması evin ve şehrin yozlaş-
masını da beraberinde getirir.
Buradan da doğal olarak yozla-
şan bir siyaset, yönetim ortaya
çıkar. Erdemli şehrin merkezin-
de ise güz el ahlak vardır.
Ahlakta esas olan, kuralların davranışa dönüş-
türülmesi olduğuna göre, bu konuda neler ya-
pılabilir?
Davranışa dönüş meyen, teorikte kalan bir ahlak,
bir “ide" olarak, fikir olarak kalır. Güzel bir fikir
olabilir. Ama güzel bir muamele olamaz. Nasıl
davrandığınız sizin karakterinizi ortaya koyar.
Adaletten söz edebilirsiniz ama adaletli olamı-
yorsanız işte burada ahlaki bir zaafiyet vardır. O
bakımdan İslam kültürü, İslam inancı; örneğin,
alçak gönüllülüğü, hilm’i çok övmüştür. Tevazu-
yu bizzat göstermiştir. Peygamberimiz bunun
örneklerini nasıl vermiş değil mi? Kendisi, yaşlı
birisi de gelse yanına, bir cariye de gelse , bir fa-
kir, bir yoksul da gelse onunla özenle ilgilenmiş-
tir. Bakınız bu çok önemlidir. İnsanlara sosyal
statülerine göre muamele etmemiş. İnsana in-
san olduğu için önem ve değer vermiştir.
Sevgi, saygı, nezaket çok önemli. Peygamberi-
miz, çocuklara ve hanımlara karşı şefkatle mu-
amelede bulunulmasını istemiştir. İslam ahlakı-
nın iki ana direği vardır. Bunlardan birisi,
hilm’dir, diğeri de şefkattir. Hilm, yani rıfk ile mu-
amele etmek, herkese eşit muamele de bulun-
mak, birisiyle musafaha ederken samimiyetle
muamele etmektir. Nush, içtenlik, samimiyet
demektir. Bunlar, davranış olduğunda toplum
güzelleşir, toplum mutlu olur. Toplum saadet ve
huzur toplumu olur. O bakımdan, edep kavramı
çok önemli bir kavramdır. Edep insanlar arası
ilişkilerde nezakete riayet etmek demektir.
İslam kültüründe etik değerler dediğimiz za-
man karşımıza hangi kavramlar, hangi ahlaki
değerler çıkar?
Bizim “etik değer" ile kastımız ahlaki değerlerdir.

Biz bunlara aksiyom diyoruz. Etik değer dediği-
miz zaman sözleşmeden doğan değerleri , in-
sanların doğuştan sahip olduğu değerleri, akit-
ten, milli yetten doğan değerleri, insani, ahlaki
vicdani değerleri anlayacağız. Etik değerler, hu-
kukun, kanunun, mevzuatın ve insan olmanın,
insana verdiği değerler demektir. Örneğin bir iş
ortamında mevzuatı herkese eşit uygulamak
etik bir değerdir. Kamu malını israf etmemek
etik bir değerdir. Zamanı etkin kullanmak, her-
kese eşit ve insanca muamele etmek, insan
onurunu korumak ve gözetmek etik bir değer-
dir. Özellikle belediye , hastane vs. gibi sosyal
faaliyetlerin yürütüldüğü yerlerde tebessümle
muamelede bulunmak, insanlara nazik davran-
mak, sorunlarını dinlemek ve çözmek bir etik
değerdir. Bunlar ahlaki, insani birer değerdir,
objektif davranmak da etik bir değerdir.
Kur’an’da geçen bir kavram var “ihsan". Bu
kavramı, işi doğru ve düzgün yapmak şeklin-
de anlamak mümkün. İhsan kavramını iyi
özümsediğimizde bunun iş hayatımıza, çalış-
ma hayatımıza nasıl katkıları olabilir?
İhsan kavramı işin estetik boyutunu ifade eder.
Bir de itkan kavramı vardır İslam kültüründe. İt-
kan, yani yapılan işin, olması gerektiği gibi yapıl-
masıdır. Hatta peygamberimiz bir hadislerinde,
“Sizden biriniz bir iş yaptığı zaman onu en mü-
kemmel şekilde yapsın." buyurmuştur. Peygam-
berimiz bu hadislerini oğlu İbrahim’in defnedil-
mesi esnasında söylüyor. Yavrusu mezara ko-
nuluyor. Mezarı örtenler, kenarda bir boşluk bı-
rakıyorlar, yani yaptıkları işi iyi ve tam yapmıyor-
lar. “Birazdan toprağın altında kalacaktır nasıl
olsa" anlamında bir işaret yapıyorlar. Bunun
üzerine peygamberimiz bu hakikati yüksek ses-
le dile getiriyor. “Sizden biri, bir iş yaptığında
onu en güzel biçimde, en mükemmel biçimde
yapsın." buyuruyorlar. Onun toprak altında kal-
ması önemli değil, önemli olan işin önemsenme-
si.
Yani peygamberimiz mezarda bile gözü rahatsız
eden ve ya eksik bırakılan bir hususun düzeltil-
mesini, o eksikliğin giderilmesini istiyor.
‘Mezarda bile olsa işi eksik yapmayın, nasıl ya-
pılması gerekiyorsa öyle yapın.’ Aslında burada,
önemsizmiş gibi görünen noktada son derece
önemli bir ilkeyi peygamberimiz bize hatırlatıyor.
Yapılan işi ciddiye almak, işin hakkını vermek ve
işi mükemmel bir biçimde ortaya koymak, işte
itkan dediğimiz şey budur. Yani kaliteli iş yap-
mak demektir. Dolayısıyla, İslam kültünde ihsan
dediğimiz zaman, artık işine stetik ve iş niteliği
bakımından en mükemmel noktada olması kas-
tedilir. Peygamberimiz, kurbanlar kesilirken bile
yapılan işin nezaketine dikkat etmeyi ihsan kav-
ramıyla ifade eder. İhsan, aynı zamanda Cenabı
Allah’ ın her an her işi murakabe ettiğini, gördü-
ğünü bilerek, hissederek, duyarak iş yapmak
demektir. Peygamberimiz bir hadislerinde; “Al-
lah’ı görüyormuş gibi Allah’a ibadet ediniz. Her
ne kadar siz O’nu görmüyorsanız da, O sizi gö-
rüyor." buyurmuşlardır.
Yani ibadetin de mükemmel yapılması gereki-
yor.
Tabii, işlerin ihsan ile yapılmasında bize tevdi
edilen, bize verilen, uhdemize bırakılan hangi
sorumluluk olursa olsun önemlidir. Meşru her iş
bizatihi muhteremdir, saygındır. Bir emanettir.
Hele bu kamuya yönelik bir iş ise daha da önem
arz eder. Şimdi modernite diyor ki, bu etik bir
değerdir. İslam kültürü de buna diyor ki, bu bir
emanettir. Öyle ise emanet etik bir değerdir.
İşini güzel yapması elbette kişiyi huzura ka-
vuşturur. Ancak bunun toplumsal yansımaları
düşünüldüğünde örneğin, herkes üretimde
kaliteye, işini mükemmel yapmaya özen gös-
teriyorsa bunun topluma yansımaları da her
halde mükemmel olacaktır değil mi?
Tabi iki, sonuç olarak mükemmel iş, mükemmel
bir toplum çıkaracaktır ortaya.
Ahilik kültürümüzde de var. İşini iyi yapmayınca,
işine hile kattığında ahilik geleneğine göre top-
lumca dışlanıyor, o kimseden alışveriş yapılmı-
yor, bazı müeyyideler uygulanıyor.
Evet, o hileli iş yaptığı için onun işine itibar etmi-
yor ve o kişiyi toplum dışlıyor. Onun ürettiği ma-
la itibar etmiyor. Bu bakımdan bir anlamda ona
karşı müeyyide uyguluyor.
Etik ile bağlantılı olarak toplumda çok konuşu-
lan kavramlardan birisi de bilim etiği malumu-
nuz. Bilim etiği noktasında neredeyiz?
Bilgi insanı insan yapan ve insana özgü temel bir
niteliktir. Bilgi çağında yaşıyoruz ve bilgi etiğine
vurgu yapıyoruz . Bilgi güçtür. Güç olduğu için o
gücü elde edenlerin sorumluluğu da çok yük-
sektir. Tarih boyunca bilgiye,
bilgiye sahip olan kimseye çok
önem verilmiştir. Âlimlerin so-
rumluluğu hep vurgulanmıştır.
Günümüzde bilgi artık yaygın-
laşmış ve popüler bir mahiyet
kazanmıştır. Bugün internet or-
tamında dünyanın en seçkin
üniversitelerinin kütüphanelerine
girip araştırmanızı yapabiliyor-
sunuz. Bilgi insanların rahatlıkla
ulaşabildiği gizlisi saklısı kalmayan bir fenomen
haline gelmiştir. Bugün bilginin yönetimi konu-
şuluyor. Geleneksel toplumlarda, ahlaki olgunlu-
ğu bulunmayan insanlara bilgi verilmemiş, ilim
yoluna sevk edilecek insanların öncelikle ahlaki
meziyetlerine bakılmış, karakterleri, şahsiyetleri
dikkate alınmıştır. Bilginin ayağa düşürülmesi,
bilginin istismar edilmesi, bilginin şöhret için kul-
lanılması ve bilginin toplumun zararına kullanıl-
ması en büyük insanlık ayıbıdır. Hele din alanın-
daki bilginin istismarı gerçekten bağışlanması
mümkün olmayan bir vebaldir.
Âlim dediğimiz zaman o kavrama yüklediğimiz
anlam var. O da bilgisiyle, görgüsüyle, ahla-
kıyla, topluma faydasıyla, bilgiyi kullanmasıyla
insanların güzünde zirvede olan bir kişi. Bu
noktada neler söylemek istersiniz?
Âlim, “alem"dir yani işarettir. İşaret de bizi haki-
kate götürür. Âlim, hakikatin mümessilidir. Çıka-
rın, şöhretin mümessili veya süfli emelleri için bil-
giyi istismar eden kişi âlim olamaz . Âlim aynı za-
manda amildir. İlim, aynı zamanda ameli gerek-
tirir, ahlakı gerektirir. Ahlaktan yoksun olan in-
san bilginin gereğini yapamıyor demektir. Onun
için son birkaç asırda “entelektüel" kavramı çok
tartışılmıştır. Fransa’da, Rusya’da, Almanya’da,
Avrasya’da ve bizim topraklarımızda entelektüel
münevver dediğimiz aydın, “işi bilgi olan kimse"
demektir. Toplumun aydın kesimi toplumun uf-
kunu açmakla sorumludur. Toplumu daha ileri-
ye, yükseğe ve ahlaki ve yüksek ufuklara doğru
götürmekle sorumludur. Toplumu kaosa sürük-
leyen, açmaza yönelten, bilgiyi bu yönde kulla-
nan zihinleri karıştıran kişi âlimlik sıfatını kaybet-
miş demektir. Bu bakımdan bilgi, bilim etiği ko-
nuşulması gereken bir konudur. Bilhassa kamu
kurumlarında ve iş ortamlarında bilginin paylaşı-
mı, bilginin hizmete dönüştürülmesi son derece
önemlidir.

Bilginin esirgenmesi değil, toplumun istifadesine
sunulması önemlidir. Bilgi etiğini belki bu bağ-
lamda vurgulamak lazım.
Çağımızın ulaştığı bilgi düzeyini teknik, sosyal
veya organizasyon olarak kendi toplumumuzun
hizmetine sunmak ödevimizdir. Bunu hangi or-
tamda çalışırsak çalışalım ürüne dönüştürmek,
toplum hizmetine sunmak vazifemizdir.
Buradan çevre konusuna gelmek istiyorum iz-
ninizle. Çevre etiği konusunda neredeyiz?
Çevre demodernitenin çok konuştuğu bir konu-
dur. Dünyada bundan 150 sene önce bir çevre
sorunu yoktu. Bir ozon tabakasının delinmesi ve
buzulların erimesi söz konusu değildi. Kuraklaş-
ma, dünyanın çölleşmesi, söz konusu değildi.
İnsanlar yeşilin içinde pırıl pırıl akan pınarların
çayların ırmakların kenarında dostça bir ortam-
da yaşıyorlardı.
Biz bugün bir çevre etiğinden, çevre tahribatın-
dan söz eder duruma geldik. Bu çevreyi kim
tahrip etti de ortaya bir sorun yumağı çıktı. Bu
bakımdan çevre etiği de çok özel olarak vurgu-
lanması gereken bir kavramdır. Ama bunları teo-
rik olarak vurgulamak yetmez. Bizzat uygula-
mak gerekir. Küçük yaşta çocuklarımıza tasar-
rufu, ağaç dikmeyi, israfın iyi olmadığını öğret-
memiz gerekir. Göstererek yaşatalım ki, bir kül-
tür oluşsun. Bu bakımdan İslam kültüründe ah-
lak, bir meleke olarak tanıtılır. Kendiliğinden or-
taya çıkan davranış, hesaplanarak planlanarak
yapılan davranış değil! Bu güzel hasletleri genç-
lere aşılamak gerekiyor. İşte Diyanet de ilgili ba-
kanlıklarla bir protokol düzenledi. Bütün camile-
rimizin, mezarlıklarımızın yeşillendirilmesi konu-
sunda bir protokol imzalandı. Ülkemizin tama-
mının bu konuda seferber olması, bu konuda
ortak bir bilincin oluş turulması gerekiyor.

Dr. Yüksel Salman



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97