Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 236. Sayı >> SÖYLEŞİ >> Prof. Dr. Ali Köse ile Çocuklarda dinî yaşantı üzerine

Prof. Dr. Ali Köse ile Çocuklarda dinî yaşantı üzerine

Allah’ın bir emaneti ve müminin dünyadaki imtihan vasıtaların-
dan biridir çocuk. Aile yapımızda göz bebeği gibi bakılır çocukla-
ra, üzerlerine titrenir. Ebeveynler her şeyin en iyisi, en güzelini is-
terler çocukları için. Ellerine emanet olarak verilen bu göz bebek-
lerini hem dünya hem de ahiretleri açısından iyi yetiştirmeli, her
ikisi için de donanımlı hale getirmelidirler. Bu, anne baba üzerin-
deki ciddiye alınması gereken, aksi takdirde imtihanda başarısız
olmalarına sebep olabilecek bir sorumluluktur. Bu sebeple pek
çok anne babanın zihninde çocuklarda dinî yaşantıyla ilgili soru-
lar ya da yaşadıkları, karşılaştıkları olaylarla ilgili çözüm bekleyen
sorunlar vardır. Bunlarla ilgili sizlerin de önemsediğinizi düşün-
düğümüz pek çok konuyu Prof. Dr. Ali Köse ile konuştuk.

Hocam çocuklarda dinî algının yerleşmesi için
dini duyarlılığı olan her aile çalışır. Ama tutum
hataları tam tersi sonuç doğurur. Burada yapı-
lan yanlış nedir?

Çok önemli bir husus bu… Ne yazık ki öyle.
Psikolog Salzman, çocuklarınızın dinden soğu-
masını istiyorsanız şu üç şeyi yapın der:

1. Çocuklarınıza sure, dua vb. ezberletin, ezber-
leyemedikleri zaman kızın.
2. Çocuklarınız yanlış bir şey yaptığı zaman “Al-
lah seni yakacak, taş edecek" gibi sözlerle kor-
kutun.
3. Çocuklarınızın yanında dindarların yaptığı kö-
tü şeylerden bahsedin.

Hepimiz için sarsıcı bir uyarı saymalımıyız bu
yaklaşımı?

Kesinlikle… Ben Salzman’ın bu uyarısını çok
beğendim. Hepimizin çocukluğunda bu uyarının
kapsamına giren bir hatıra mutlaka vardır. Ah-
met Altan birkaç yıl önce bir yazı yazmıştı. “Ca-
mi Işıklarına Bakan Çocuk" başlığını taşıyordu
bu yazı. Çocukluğunda din adına hatırladıklarını
anlatıyordu. İftar sofralarını, teravih namazlarını,
sahur heyecanını... Zaten yazının başlığı da iftar-
la alakalıydı.

Detayını hatırlıyorsanız alabilir miyiz?

Tabii. Babası, Ahmet Altan’dan bir kompoz is-
yon yazmasını istemiş , “Yanağını cama yapıştı-
rıp, evin çaprazındaki caminin şerefesinde iftar
zamanını haber veren ışıklar yanınca, bunu ba-
ğırarak büyüklerine haber verip aferin alan ço-
cuğun heyecanlı bekleyişini anlatabilir misin?"
demiş. Ahmet Altan, “o çocuk aklımdan hiç çık-
maz " diyor. “Allah’ı çok sevmiştim. Allah’ı beni
seven, oruç tuttuğum zamanlarda bana gülüm-
seyen temiz yüzlü bir dede şeklinde hayal et-
miştim." diyor.

Buradaki temel espri nedir çocuk duygusuyla
bakıldığında?

Bence Allah’la bir ilişki kurmak istemiş. Allah’ı
dede, kendisini torun yapmış. Çocuklar her şe-
yi zihinlerinde somut bir resme dönüştürürler
zaten. Çünkü çocuğun dünyası somuttur. Oğlu-
mu 6-7 yaşındayken camiye götürmüştüm. Ca-
mide otururken kubbeye bakarak bana “Nere-
de?" diye sormuştu. Ben ne sorduğunu anlaya-
mamıştım. Meğer Allah’ı kubbenin oralarda bir
yerde zannediyormuş .

Konu aynı aslında… Soyut düşünce henüz
oturmadığından somutlaştırarak mı düşünü-
yor çocuk?

Evet tam da bu işte. Ahmet Altan da öyle yap-
mış, Allah’la somut ve pozitif bir ilişki canlandır-
mış hayalinde . Hatta, “herkes bana yaramazlık
yaptım diye kızdığında ben bu dedeye sığınır-
dım" diyor. Ama aklından çıkmayan bir başka
şeyi daha anlatıyor Ahmet Altan. Okulda din ho-
cası cehennemi bütün korkunçluğuyla anlatınca
çok korkmuş. Dede-torun ilişkisi sona ermiş.
Sevimli dede artık gazaplı bir canavara dönüş-
müş zihninde.

O zaman çocukluk dönemi nasılsa geçer de-
necek sadece bedensel gelişmenin öncelen-
diği bir dönem olmamalı, dinî algı bakımından
çok öyle mi?

Çocukluk döneminin her açıdan önemli oldu-
ğunda şüphe yoktur. Çünkü bu dünyaya ait ilk
imajlarımız bu dönemde oluşur. Eski Yunan’da
ilk imaja çok önem veren ünlü bir tiyatro oyun-
cusunun sahneye kendisinden önce kimsenin
çıkmasına izin verme diği söylenir. Yine çok ünlü
bir Avrupalı ressamın bebekken ailesinin posta
arabasıyla aylar süren bir tura çıktığı, onun açık
havada gerçekleşen bu turda sürekli değişen
imajları algıladığı, ressamlıktaki başarısının da
bu değişken imajları resimlerine yansıtmasından
kaynaklandığı söylenir.

Buradan nereye varabiliriz hocam?

Şuraya varabiliriz: Dinî imgeler, sembolik anla-
tımlar da böyledir çocuk için. Bu nedenle çok
dikkatli olmak gerekir. Dinî olguları, dinî bilgileri
sevdirerek, hep iyi şeylerle özdeşleştirerek ak-
tarmalıyız.

Çocuk gündeme geldiğinde genellikle aklımı-
za Hz. Peygamber’in Haseneyn Efendilerimize
çocukluk dönemlerindeki yaklaşımı geliyor?
Evet Peygamberimizin torunları Hasan ve Hüse-
yin ile sevgi ilişkisini biliyoruz. Bu ilişki çok
önemli . Üzerinde dikkatle düşünülmeli. Bir kere-
sinde Peygamberimiz hutbede. O anda torunla-
rı görünmüş mescidin kapısından. Birisi düşmüş
kapıdan girerken. Ne yapmış biliyor musunuz?
Peygamberimiz hutbeye ara verip torununu ku-
caklamış ve cemaate de “kıyamadım yavruca-
ğa" demiş. Hafızalarda kazınması ve unutulma-
ması gereken bir sahne ve çok ibretli… Hepimiz
için.

Burada sanırım söz eğitimde özellikle de fahr-i
kâinat Efendimizin dinî algı eğitiminde sevgi-
nin yerine geldi.

Evet öyle. Din eğitiminde sevgi ve korku anah-
tar duygulardır. Toplum olarak sevgiden ziyade
korku üzerinde yoğunlaştığımızı, Allah imajını da
korku üzerine bina ettiğimizi düşünüyorum. Me-
selâ ekmek kırıntısını yere atan, ya da onu çiğ-
neyen çocuğa “öyle yaparsan Allah yakar, Allah
taş yapar" gibi ifadeler kullanmamız bunun bir
tezahürüdür.

Neden böyle peki?

Biz maalesef tarihten gelen bir toplumsal yapıy-
la, kendi üzerimizde gördüğümüz gücü hep bizi
cezalandırıcı bir kuvvet olarak algılamış, ona bu
hakkı takdir etmiş, yahut da onun hep bu yönü-
ne vurguda bulunmuşuzdur. Bunun en somut
örneği bizdeki polis imajıdır. Arabanın ön koltu-
ğuna oturmak isteyen çocuğumuzu bundan
menetmek için “oraya oturursan polis amca kı-
zar" deriz. Ona ön koltuğa oturmasının tehlikeli
olacağını anlatmayız. Zaten toplum olarak da
polisi, halka yardımcı olması gereken halkın bir
memuru olarak değil, bir ceza memuru olarak
algılamıyor muyuz?

Devlet imajımız da böyle bir imaj değil mi?

Aynen öyle. Bizde devlet mükâfatlandırıcı bir ku-
rum olmaktan ziyade cezalandırıcı bir kurum
olarak algılanmaz mı? İşte kendimize tahakküm
etme hakkını verdiğimiz kişi ya da kurumlar hak-
kındaki imajımızı Allah’a da yansıtıyoruz. Zihinle -
rimiz Allah’ı hep cezalandırıcı yönüyle algılama-
ya şartlanmış vaziyette. Bu açıdan zihnimizdeki
Allah imajıyla ve algısıyla polis imajı ayn kate -
goridedirler. Aynı klasör içerisinde yer alan fark-
lı dosyalar gibidirler.

Korku ile aktarılan bilgi kalıcı mı oluyor olum-
suz anlamda?

Sevgi ile aktarılanlar da korku ile aktarılanlar da
kalıcıdır. Tabii biri pozitif, diğeri negatif iz bırakır.
Bilinçaltımız uçağın kara kutusu gibidir. Biz far-
kında değilizdir, ama her şeyi kaydeder. Bu ka-
yıt da genelde özdeşimle, çağrışımla gerçekle-
şir. Öğrenilen tüm şeylerin bir çağrışımı
vardır. Bu nedenle, din dersi denilince,
cami hocası denilince veya dindar bir
insandan bahsedilince çocuğun hep iyi
çağrışımları hatırlaması lazım.

Anne babanın dinî algı bakımından
pozisyonu, etkisi nedir?

Anne-baba her zaman en iyi modeldir.
Dindar anne-babaların çocukları eğer
dine mesafeli iseler mutlaka ailedeki
sevgi bağında bir problem var demektir. Evlat
anne -babanın yolundan sapma gösteriyor ise
mutlaka bir problem yaşanmıştır ailede.

Bu kadar net midir bu durum?

Bir vakayı hatırladım şimdi, daha iyi anlaşılması
bakımından anlatayım. Yıllar önce BBC televiz-
yonunda haberleri izliyordum. Haberler başladı,
önce özetleri verdi. Bir haber özeti dikkatimi
çekti . Uzak-Doğu dansları yapan bir İngiliz
dansçının, yaptığı dansı daha iyi gerçekleştire-
bilmek için yedi defa yüz ameliyatı geçirdiğini
söyledi spiker. Haberi merak edip bekledim.
Uzunca bir haberdi. Kadınla detaylı bir röportaj
da yayınladılar. Röportajda çok önemli bir detay
vardı. Dansçı kadın annesinden nefret ediyordu.
“Aynaya her baktığımda annemi görüyordum.
Şimdi bu operasyonlardan sonra artık aynaya
rahatlıkla bakabiliyorum." diyordu. Kadın yüz
ameliyatlarını dans kariyeri için yapmıştı görü-
nüşte ; ama gizli sebep annesinden nefret etme-
siydi.

Ailenin din imajını çocuğun doğru alması için
negatif yükleme yapmaması mı gerekiyor?

Dinden uzaklaşan insanların geçmişlerini, ço-
cukluklarını incelesek, küçük yaştaki negatif et-
kilenmelerin yıllar sonra izlerini görmemiz müm-
kün olacaktır. Artık baskıcı ebeveyn rolü bugü-
nün çocuklarının, gençlerinin kabulleneceği bir
şey değil. Tıpkı baskıcı devlet modelinin demo-
de olması gibi, bu
ebeveyn modeli de
eskidi artık. İlkokulda
sosyal bilgiler kita-
bında okuduğum bir
hikaye vardı. Rüzgâr
ve Güneş paltoyla
yürüyen bir adamın
paltosunu çıkarmak
üzere iddiaya girmiş-
ler. Rüzgâr “ben çok
şiddetli eserim, adamın paltosunu çeker çıkarı-
rım" demiş. Dediği gibi yapmış, ama ne kadar
şiddetli estiyse, adam da paltoyu o kadar sıkı
kavramış. Rüzgâr başarılı olamamış. Sıra güne-
şe gelmiş. Güneş ışınlarını artırmış, havayı ısıt-
mış. Hava ısınınca adam paltoyu kendisi çıkar-
mış.

Bir de ailelerin kendilerini çocuklarında ger-
çekleştirme tutkuları var. Onların da bir kişiliği
ve hayatı olduğu unutuluyor. Bu duruma nasıl
bakıyorsunuz?

Çok doğru, oldukça sık yaşanan bir olgu. Din
eğitiminde bazı ebeveynler din alanını, kendileri
küçükken yapamadıklarını çocuklarına yaptırma
alanı olarak görüyorlar. “Ben küçükken Kur’an
okumayı öğrenemedim, çocuğum öğrensin."
anlayışıyla şuursuzca hareket ediyorlar. Bu duy-
gu çok güzel bir duygu. Ama bu duygu hırsa
dönüşünce, anne-babalar kendilerini tatmin et-
mek üzere çocuğa dengesiz bir şekilde yükleni-
yorlar. “Zehiri yapan dozdur" diye bir söz var.

Bunu unutmamak gerek. Çocukları bir kere
bezdirdik mi, onların gönlüne hitap etme fırsatı-
nı kaçırmış oluruz.

Din eğitiminde sevgi ve korku anahtar kav-
ramlar demiştiniz. Dinî algının doğru yerleş-
mesi bakımından burayı biraz detaylandırma-
nızı rica edeceğim.

Aslında din dediğimiz şey bu ikisi üzerine oturu-
yor. Kelam kitaplarımız imanın “korku ile sevgi
arasında" olması gerektiğini söylüyor. Korku in-
sanoğlu için gerekli bir duygu. Biz yeryüzüne im-
tihan edilmek üzere gönderildiğimize ve bu ha-
yatın sonunda hesaba çekileceğimize inanıyo-
ruz. Korku olmadan hesaba çekilme duygusunu
yaşayamayız. Çocuklar karne alacaklarını bil-
mezlerse derslerine çalışmayabilirler. İnsanoğlu
hesaba çekileceğini hesaba katmazsa her türlü
kötülüğü yapmaya hazır hale gelebilir. Çocuğa
Allah’ın bizi gözetleme kudretine sahip olduğunu
hissettirmemiz gerek. Ona ölümden sonra hayat
olduğunu hissettirmemiz gerek. Bunu yapmanın
en iyi yolu, sizin de ebeveyn veya öğretmen ola-
rak bu prensipler gereğince yaşamanız, yani ço-
cuğun gözünde tutarlı olmanızdır.

Denge nasıl sağlanmalı peki ? Korku ve sevgi
anahtar kavramlar diyorsunuz.

Çocuğa ahiret hayatının mükâfatlarından daha
çok bahsetmek gerek. Çocuk cezanın da var ol-
duğunu bilmeli. Günah algısı gerçekleşmeli.
Ama dozunda olmalı. Ceza olgusu sürekli gün-
deme gelmemeli. Günah işlemek onun zihninde
lanetlenmekle eşdeğer hale gelmemeli. Her şeyi
günah ve sevap ikilemi içinde açıklamamalı. “O
günahtır, bu günahtır" öğretisiyle sürekli kısıtla-
yan bir din anlayışı empoze edilmemeli . Yani
“zehiri yapan dozdur" kuralı burada da geçerli.
Çocuk ancak o zaman dinî öğretileri sevimli bu-
lur ve gönlüne nakşede r. Bütün bunları güllük
gülistanlık bir din algısı olsun di ye söylemiyo-
rum. Çocuk bir ceza olacağını da hissetmeli.
Zaten çocuklara hayatı da öyle algılatmamız ge-
rekmiyor mu? Toz pembe bir hayat ortamında
yetişen, her istediklerini elde eden anne-babala-
rından hiç azar işitmeyen çocuklar sonra hayat-
ta hep bocalıyorlar.

Yaz ayları çocukların cami ve Kur’an ile tanış-
ma ayları , yani bu algının oluşma zamanları.
Nasıl değerlendirilmeli?

Din eğitimini her halükârda gerçekleştirmemiz
gerek. Anne-babalar özellikle yaz tatillerinde bi-
raz fedakârlık yapıp çocuklarına bu imkânları
sağlamalılar. Çocuklarının, camiyle, hocayla ta-
nışmasını sağlamalılar.

Şimdi dinî bilgileri sunan hocalar, eğitmenler
sanırım daha dikkatli ve pek çok şeyin farkın-
dalar değil mi?

Evet artık hocalar daha gayretli ve eğitim for-
masyonuna sahipler. Çocuklara dini sevdirmek
için gayret ediyorlar. Gazetelerde okuyoruz;
promosyon yapıp çocuklara bisiklet, bilgisayar
dağıtan hocalar bile var. 40-50 yaşına gelmiş
ama maalesef hiç camiye girmemiş insanlar var
bu ülkede. Cami avlularında görüyoruz, annele-
rinin babalarının cenaze namazı kılınırken kenar-
da bekleyen insanlar var. Namaza, duaya o ka-
dar yabancılar ki sanki Müslüman bir ülkede ya-
şamıyorlar. Belki anne -babaları çok dindar in-
sanlardı, ama anne-babaları görevlerini yerine
getirmemişler, çocuklarının dinî bilgileri öğren-
melerini sağlamamışlar. Kur’anla, elif-ba ile hiç-
bir şekilde buluşmamış bu insanlar. Bu nedenle
de Kur’an’ı öğrenilmesi çok zor bir kitap gibi al-
gılıyorlar veya namaz, yapamayacakları bir ritüel
gibi geliyor onlara.

Din eğitiminde problem gibi görü-
nen alanlardan biri de çocuğun
taklitle öğrenmesi. Bakışınız nasıl
bu konuda?

Bence çocukların taklitle öğrenme-
sinde hiçbir mahsur yok. Zaten her
şeyi taklitle öğrenmiyor muyuz? Ne -
den anne-babamızın aksanıyla ya da
yöremizin aksanıyla konuşuruz? Ke-
limeleri taklit yoluyla öğreniyoruz da ondan. Ço-
cuklar şarkıları türküleri nasıl taklit yoluyla, ez-
berleyerek öğreniyorlarsa, sureleri, duaları da
taklit yoluyla, ezber yoluyla öğrenecekler. Dola-
yısıyla, başlangıçta taklit mecbur olduğumuz bir
şey.

Uğur Canpolat



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97