Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 238. Sayı >> DİN-DÜŞÜNCE-YORUM >> İnsani ilişkilerde edep ve ölçü

İnsani ilişkilerde edep ve ölçü

Edep; topumda örf, âdet ve kural haline
gelmiş tutum ve davranışlardır. Diğer bir
ifade ile insanın tabiatında bulunan ol-
gunluğu, fazileti, güç ve kapasiteyi eyleme dö-
nüştürmektir. Edep; toplanma manasına da gel-
mektedir. Bir bakıma hayır, iyi ve güzel hasletle-
rin bir insan üzerinde yoğunlaşmasıdır. Aynı
kavram; dili ve hitabeti düzeltme, kelimeleri yeri-
ne göre seçip söyleme, anlamları güzel sözcük-
lerle ifade etme, konuşmayı hatalı sözlerden ko-
rumanın bilimi olarak de tanımlanmıştır. Bu du-
rumda edep, insanın hamuruna katılmış bir ma-
yadır. Yüce Allah insanı, bu özelliği tercih edebi-
lecek bir kabiliyette yaratmıştır. Çünkü kişi, bu
tür manevi müeyyideler ve davranışlar sayesin-
de çevresinde daima takdir görmüştür.
Edep, tasavvuf kültüründe de zengin içeriğiyle
geniş bir uygulama alanı bulmuştur. Buna göre
güzel ahlakın merkez noktası edeptir. İnsan ile
Allah ve insan ile diğer varlıklar arasındaki her iş-
lemin ön şartı ve anahtarı yine edeptir. Dolayı-
sıyla nefsini edeple ıslah eden, Allah'a da sami-
miyetle ibadet eder. Hasan-ı Basri edebi dinde
bilgi, dünyaya değer vermeme ve Allah'ın üzeri-
mizdeki hukukunu bilmek şeklinde değerlendir-
miştir. Sonuç olarak; dinin hoş gördüğü, aklın
güzel saydığı bütün tavırlar, sözler, iffet, zarafet,
nezaket, adalet, lütuf ve insaf gibi ahlaki davra-
nışları simgeleyen güzel sıfatların her biri edep
kabul edilmiştir. Bunlar bireysel ve toplumsal
ilişkilerle sosyal hayata yansımaktadır. Şimdi ye-
ri gelmişken Hasan Basri Çantay'ın tercüme et-
tiği Şems-i Tebrizi'nin şu beyitlerini de buraya
alalım.
"Efendi, anla ki insanın tenindeki can ne ise,
edep de odur. Efendi insanların kalbindeki, gö-
zündeki, nurlar edepten ibarettir. Âdem ulvi
âlemdendir (yaratılışı yüksektir), onu süfli ve al-
çak sanma! Bu kâinat kubbesinin dönüşündeki
nizam ve revnak edeptir. Gözünü aç da baştan-
başa Tanrı kelamına bak: Ayet ayet bütün
Kur'an'ın manası edepten ibarettir. Akla "İman
nedir?" diye sordum. O kalp kulağıma dedi ki:
"İman edeptir! "Ey Şems-i Tebrizi, artık sus ki,
sen Huda'nın bir sırrısın. Geceleri parıldayan en
nurlu ve en üstün ışık edepdir."
(Diyanet İşleri Baş-
kanlığı Dergisi, 1964, s. 72.)
Bilindiği gibi edep; hadis, ahlak, kültür ve vaaz
kitaplarında müstakil bölümler halinde yer almış-
tır. Özellikle hadis kaynaklarında bu konudaki
ana başlık altında çeşitli alt konular yer almakta-
dır. Örneğin Sahih-i Buhari'nin "Kitabü'l Edep"
kısmında, 128 bab (bölüm) ve 249 hadis metni-
nin yer aldığını görüyoruz. Bu bölümler; anne
babaya karşı sorumluluk, ailenin temelini oluştu-
ran eşlerin birbirlerine karşı görevleriyle başla-
makta; komşu, akraba ve arkadaşlık hakkı, can-
lılara merhamet ve şefkat, dul, fakir, yetim ve
kimsesizlere yardım, güzel söz ve hoşgörü, iş-
lerde kolaylık sağlamak, çocukların hukuku ve
eğitimi, Allah'ın rahmetinin bolluğu gibi konular-
la devam edip gitmektedir. Bu başlıklar; esne-
yen kişinin ağzını kapatması ve aksıran kişiye de
"Allah sana merhamet etsin" diyerek dua edil-
mesinin gerektiği hatırlatılarak sona ermektedir.
Şüphesiz ki bu bölümlerin her biri başlı başına
bir çalışma konusu olarak ele alınabilecek bir
zenginliktedir. Fakat bizim bir makalenin hac-
miyle bu konuların tamamına temas etmemiz
mümkün değildir. Ancak biz yeri gelmişken in-
sani ilişkilerde önemli bir yeri olan konuşma üs-
lubu, söz, iletişim ve davranışlarla ilgili bilgi, gör-
gü ve edep kurallarını irdelemeye çalışacağız.
İnsanlar birbirlerine meramını, duygularını, dü-
şüncelerini ancak görüşerek ve konuşarak akta-
rabilirler. Dolayısıyla karşılıklı sevgi, saygı ve gü-
ven ortamı da bu şekilde oluşmaktadır. Bu ne-
denle kişinin konuşma esnasındaki ses tonu,
kelimelerin seçimi, dinleyici üzerindeki etkisi,
inandırıcılığı, güvenirliliği ve ikna gücü önem arz
etmektedir. Bu bağlamda dil, insan ilişkilerinde
önemli bir ölçüdür. Bazen az konuşarak sözün
daha tesirli olmasını sağlamak mümkündür. Çok
ve gereksiz yere konuşmanın da sözün etkisini
azalttığı bir gerçektir. Bu nedenle kişinin itibarı,
konuşmasıyla orantılıdır. Ya güzel sözler söyle-
meli veya susmayı tercih etmelidir. Nitekim pey-
gamberler bile insanlara; akılları düzeyinde ko-
nuşmakla görevlendirilmişlerdir. Onların insanla-
ra güzel öğüt ve hikmetle yaklaşmaları tavsiye
edilmiştir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in şu ayetleri
de bu hususa ışık tutmaktadır:
"(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle,
güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde
mücadele et."
(Nahl, 125.)
"Firavun'a gidin. Çünkü o azmıştır. Ona yumu-
şak söz söyleyin. Belki öğüt alır. Yahut korkar."
(Taha, 43-44.)
"(İnsanları) Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve "ben
Müslümanlardanım" diyenden kimin sözü daha
güzeldir. İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülü-
ğü) en güzel bir biçimde önle. O zaman seninle
arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki can-
dan bir dost olur."
(Fussılet, 33-35.)
"Görmedin mi, Allah güze l bir sözü nasıl misal
getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları gö-
ğe yükselen bir ağaç gibidir."
(İbrahim, 24.)
Görüldüğü gibi bu ayetlerde ortak bir payda ola-
rak insanlara; güzel söz ve hikmetle hitap edil-
mesi tavsiye edilmektedir. Aslında bu görev, ön-
celikle peygamberlere hatırlatılmıştır. Bu neden-
le bütün peygamberler, tebliğ ve davetlerinde
bu usule riayet etmişlerdir. Dolayısıyla tarihin her
döneminde, bu görevi üstlenen insanların da ay-
nı duyarlılığa riayet etmeleri gerekmektedir. Hiç-
bir dönem ve toplumda kötülük kötülükle önle-
nememiştir. Bütün olumsuzluklar ancak güzel
haslet ve davranışlarla giderilebilir. Buna göre;
küfür imanla, kötülük iyilikle, öfke sabırla, ceha-
let bilimle, tembellik çalışmakla, kibir ve gurur
tevazu ile, hastalık tedavi ile, kin ve nefret ise
ancak barışla yok edilebilir. Bu nedenle toplum-
da barış ve huzur ortamının sağlanmasında gö-
nül ve dilin kullanımı belirleyici rol oynamaktadır.
Kur'an'da Allah'a şükretmesi için kendisine hik-
met verilen bir kul olarak anılan Lokman'a bir
gün efendisi, bir koyun kesmesini ve en tatlı ye-
rinden iki çiğnem et getirmesini istemiştir. O da
bir koyun kesip efendisine dilini ve kalbini götür-
müştür. Bir süre sonra efendisi ona yine bir ko-
yun kesmesini ve bu kez en kötü yerinden iki
çiğnem et getirmesini istemiştir Lokman yine
kestiği koyunun dilini ve kalbini takdim etmiştir.
Efendisi, Lokman'a bu iki zıt teklife karşılık aynı
usul ile cevap verilmesinin sebebini sorduğunda
Lokman şu açıklamayı yapmıştır: "Eğer bunlar
(dil ve kalp ) güzel olursa onlardan daha güzeli
yoktur. Şayet bunlar kötü olursa, takdir edersi-
niz ki onlardan daha kötüsü de yoktur."
(Prof. Dr.
S. Ateş, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri, c.7, s. 61.)
Hz. Peygamber (s.a.s.) de konuşmasında, az
söz ile çok manayı içine alan (Cevamiu'l-Kelim)
bir üslup kullanmayı tercih etmiştir. Çünkü güzel,
kısa, öz ve yerinde konuşmak onun nübüvvetinin
bir özelliğidir.
(Buhari, Kitabü'l Cihad Ve's-Siyer, 121.)
Bu nedenle güzel ve hoş bir sözün sadaka yeri-
ne kaim olacağı bildirilmiştir. Bu nedenle saha-
benin bulunduğu bir mecliste cehennem ateşini
zikretmişve bu nedenle Allah'a sığındıktan son-
ra şöyle buyurmuştur: "Sizler tek hurmanın yarısı
ile, bunu da bulamazsanız güzel bir sözle de ol-
sa ateşten korununuz!"
(Buhari, Kitabü'l Edeb, 34.)

Diğer taraftan en zor konuları bile şiir ve beyitle-
riyle yumuşatarak anlaşılır hale getiren Yunus
Emre de güzel sözün fert ve toplum üzerindeki
etkisini şöyle ifade etmişlerdir:
"Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı,
Söz ola ağulu aşı bal ile yağ ide bir söz.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri de konuş-
manın adap ve usulü hakkında şu tavsiyelerde
bulunmuştur: "Bazen susmak, aklın ziyneti ve
cehaletin örtüsüdür. Güzel sözlü ve güleç yüzlü
ol! Asla yalan söyleme. Dili tatlı olan, gönüllere
taht kurar. Mizahı meslek edinenin ve çok güle -
nin heybeti az olur. Abartılı ve yapmacık sözlerin
ne sahibine ne de dinleyicisine faydası yoktur.
Zira sözün en güzeli, kısa ve anlamı derin olan-
dır. İnsanı helak eden ve nimeti elinden alan di-
lidir. Dilin sürçmesi ayağın sürçmesinden daha
beterdir. Dil yarası kılıç yarasından daha acı ve-
rir. Bu nedenle dilin suskunluğu, mümtaz bir
hikmettir ki; çok azı bu hikmete sahiptir. Bir kim-
se, birine yalnız bir yerde gizli bir şey söylerse, o
söz ona emanettir. Bir başkasına söylemek
emanete hıyanet olur. Unutmayalım ki iyilerin si-
neleri, sırların gömülü olduğu kabirlerdir."
(Mari-
fetname, s. 292-296.)
Çağımızda; sosyal hayatın ihtiyaçları ve prob-
lemleri çok farklı bir biçimde şekillenmiştir. Zira
insanların yaşantıları, beklentileri ve düşünceleri
olabildiğince dünyevileşmiştir. Buna bağlı olarak
mesken, sağlık, gıda, giyim kuşam gibi doğal ih-
tiyaçlar, hızla lüks tüketime kaymıştır. Böylece
her alanda kapsamlı bir gelişim ve değişim süre-
ci yaşanmaktadır. Buna paralel olarak, "ben
merkezli" bir tutum ve anlayış gittikçe yardımlaş-
ma ve paylaşma duygusunu zayı atmaktadır.
Öyle ki; toplumun bir bölümünün lehine harca-
ma ve israf kalemleri artarken diğer taraftan
yoksulluk, fakirlik ve işsizlik gündemdeki varlığı-
nı hissettirmektedir. Şüphesiz ki bu gelişmelere
ilave olarak dünyanın değişik yerlerinde yaşanan
gerginlikler, iç ve dış çatışmalar veya aniden or-
taya çıkan doğal afetler ve üzüntüler sorumlulu-
ğumuzu bir o kadar daha derinleştirmektedir.
Oysaki insanlık ailesi bir geminin yolcuları kadar
birbirine yakın ve duyarlı olmak zorundadır. Hiç
kimse kendisi için arzu ettiğini başkası için de
arzu etmediği müddetçe olgun bir imana sahip
olduğunu iddia edemez. Yukarıda da açıklandı-
ğı gibi toplumu oluşturan bireylerin sevgi, saygı,
hoşgörü ve tebessüme ihtiyaçları vardır. Bu
hoşgörü ve güzel değerler, üyesi bulunduğumuz
toplumdan esirgenmemelidir. Aile içinde; anne,
baba, kardeş, çocuklar birbirlerine karşı sevgi,
saygı ve merhamette yoğunlaşmalıdır. Akraba,
arkadaş, yakın ve uzak komşularla olan ilişkiler,
daha samimi, karşılıklı ilgi ve yardımlaşmaya da-
yalı bir anlayışla yürütülmelidir. Bazen tatlı bir
söz ve gülen bir yüz buzların çözülmesine, gö-
nüllerin yumuşamasına, bir atasözünde ifade
edildiği gibi yılanın bile deliğinden çıkmasına ve-
sile olabilir. Bu durumda yakınlaşmaya, tanış-
maya ve yardımlaşmaya daha samimi olarak fır-
sat sağlanmış olur.
Diğer taraftan dışımızdaki olaylara bakarken
bardağın dolu tarafını da görmeye çalışmalıyız.
Ortak değerlerimizi ve zenginliklerimizi paylaşa-
lım. Tarih boyunca bizi bir arada tutan; adalet,
doğruluk, güzel ahlak, edep, terbiye, bilgi, gör-
gü, örf ve âdetlerimize sahip çıkalım. Bu değer-
ler, sosyal hayatın değişim ve dönüşümünü
dengeleyen çok önemli iletişim kanallarıdır. Ço-
cuk ve gençlerin anne, baba, başta olmak üze-
re büyüklerin ellerini öpmeleri ve saygı duymala-
rı; büyüklerin ise küçükleri sevip kucaklamaları
ne kadar güze ldir. Tanıdık veya tanımadık her-
kese selam vermek ve onlardan selam almak gi-
bi daha büyük bir kazanç düşünülemez. Esasen
insanlara iyilik yaparak maddi menfaat yerine,
onların gönüllerini ve dualarını almanın mutlulu-
ğu da tarif edilemez .
Nitekim bizim asli niyet, irade, arzu ve inancımız;
kolaylık, hoşgörü, affetme ve yardımlaşma esa-
sı üzerine kurulmuştur. Hedef; korkutmak değil,
müjdelemek, zorlaştırmak değil, çözüm üret-
mektir. Bu alandaki kapılar ve gönüller açık tu-
tulmalıdır. Belki de Yunus'un dediği gibi bazen
sitem edene dilsiz, dövene elsiz olmanın çilesi-
ne katlanılmalıdır. Keza gelmeyene gitmek, ver-
meyene vermek, katı ve sert olana tebessümle
yaklaşmak ise, daha anlamlı bir erdemliktir. Kim
bilir belki de bu tür özveri ile toplumun gerginli-
ğini, stresini ve yorgunluğunu önemli ölçüde ha-
fifletmiş olabiliriz. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)
de, insanlığa gönderilişindeki asıl hikmeti şöyle
açıklamaktadır: "Allah beni zorlaştırıcı, şaşırtıcı
ve sıkıntı verici olarak değil, bir muallim ve kolay-
laştırıcı olarak göndermiştir."
(Müslim, Talak, 29.)

Doç. Dr. Fikret Karaman - Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97