Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları

Defteri kapanmayan insanlar

Bir insanın yetişmesi o kadar da kolay olmuyor ve o da bu zorlukları iliklerine
kadar yaşamış biri olduğu için doğal olarak üzülüyordum. Fakat bugün baktı-
ğımda gerçek ölümün gönüllerden ve hafızalardan silinip gitmek olduğunu
söyleyebiliyorum.

Benim babam bir din görevlisi idi,ben de
bir din görevlisiyim. Küçüklüğümde bana
pek çok mesleği sayarken "sen bunlardan
istediğini seç" mesajını vermiş ve bu göre-
vi hiçbir zaman empoze etmemişti. Sade-
ce benim, okumam konusunda yolumu
hep açık tutmuştu. Birlikte olduğumuz ha-
yat sürecinde hem babam olması hem de
bir din görevlisi olması hasebiyle onu hep
gözlemlemişimdir.
Babam şimdi rahmetli; fakat bu fani dün-
yaya gözlerini yummuş olduğu halde hâlâ
hatırının ölmediğine şahit oluyorum. Ve
bunu, onun görev anlayışı ile elde ettiği
sonuç diye algılıyorum. Öyle ki, görev
yaptığı şehre ziyaret için gittiğim ve yatar-
ken başımı yastığa koyduğumda bana ka-
pısını açacak, sofrasına buyur edip ekme-
ğini paylaşacak onu tanıyan isimleri şöyle
bir düşündüğümde bir çırpıda pek çok
isim sayabiliyorum.

Aslında insanların defterlerinin nasıl ka-
panmayacağının ve hâlâ yaşadığının bel-
gesi budur diyorum. Çünkü babam vefat
ettiği zaman bu kadar ilim ehli, deniz-der-
ya gibi bir insanın hazine gömer gibi nasıl
da toprağa verildiğini düşünmüştüm.
Çünkü bir insanın yetişmesi o kadar da
kolay olmuyor ve o da bu zorlukları ilikle-
rine kadar yaşamış biri olduğu için doğal
olarak üzülüyordum. Fakat bugün baktı-
ğımda gerçek ölümün gönüllerden ve ha-
fızalardan silinip gitmek olduğunu söyle-
yebiliyorum.
Peki o ne yapmıştı? Nasıl davranmıştı da
böyle bir sonuç elde etmişti?... Diyanete
intisap edip görev aldığında Anadolu'da
bir şehre tayin olmuştu. Bugün genellikle
yapıldığı üzere, ilim elde edip kariyer sahi-
bi olduktan sonra "Istanbul da Istanbul"
demeden, edindiği onca ilimle Anado-
lu'nun mutena bir köşesine gitmeyi bil-
mişti. Öyle ki Osmanlı son devri âlimlerini
görmüş, onların ilmini elde etmiş; memle-
ketinden çıkan o cahil gencin yerini ilim
ehli bir İstanbul beyefendisi almış ve Tür-
kiye'nin ilim irfan şehrinin bu anlamda be-
reketini tatmış biri olarak İstanbul'u terk
edebilmişti, hem de dönmemecesine.
Geldiği şehrin merkezinden köylerine ka-
dar ulaşmayı bilmiş, zengininden fakirine,
gencinden yaşlısına, dindarından cahiline
kadar herkesle oturup hasbihâl edebilmiş-
ti. Şehrin manevi imarına büyük ölçüde
katkıda bulunmuştu. Şehrin iki merkezi
camiinde gençlere ve cami hocalarına
arapça, tefsir ve hadis dersleri verirdi. Ak-
şamları ve belirli
günlerde, bayram-
larda, hac dönüşle-
rinde eve gelen mi-
safirinin haddi he-
sabı olmazdı. Ge-
len misafirler vakit
neyi gerektiriyorsa
ikramlarını almadan
gitmezlerdi. Benim
o zamanki en bü-
yük zevkim misafir-
lerin ayakkabılarını
çevirip saymak ve
o adette çay bar-
dağı ya da kahve
fincanı hazırlamak-
tı. Sürekli kitap
okuduğu için oku-
makta olduğu konu
ne ise gelen misafi-
re "bak burada ne
yazıyor?" diyerek o
konuyu mutlaka
okur, izah eder;
böylece öğrenmekten ve öğretmekten
geri kalmaz, boşa lakırdı etmezdi. İnsanlar
buna alışkın olduklarından sükûnet içinde
dinler ve soru sorarlardı. Okuduğu kitaplar
çoğunlukla kaynak kitaplardı aslında; fa-
kat muhataba onu anlatmasını iyi bilirdi.
Doğrusu İstanbul'da yaşamıyordu ama o,
yaşadığı yeri İstanbullaştırmıştı. Şehrin
içinde kaybolup giden bir görevli olmamış,
herkesin sevgi ve saygısını, güvenini ka-
zanmıştı. Vakarı, bilgisi ve samimiyeti ile
silinmez izler bırakmış ve bu şehirden ne
zaman giderimin hesabını asla yapmamış-
tı.
Bulunduğu çevrede yaşayan insanlara di-
nin makul çözümleri ve ölçülerini anlatma-
yı becerebilmiş ve bunu yaparken de ga-
yet inandırıcı olmuştu. Dini konularda çö-
zümsüz kalanların uzaklardan gelerek de
olsa meselelerini danıştıkları bir hoca idi.
Maaşının dışında
hizmetlerinde, bu-
lunduğu konumu
tahfif edecek hiçbir
davranışa da girme-
mişti. Medrese eğiti-
mi almış bir hoca
idi; fakat bunun ya-
nında ilkokul, ortao-
kul, lise ve üniversi-
te tahsilini, büyük
gayretlerle tamam-
lamıştı. Aynı zaman-
da günceli de takip
eden, çevresini bu
anlamda da aydınla-
tan bir insandı.
Bunları söylemekte-
ki amacım günümü-
ze eleştiri olsun diye
değil elbette; kendi-
si ile yaşadığım, ha-
yat boyunca en ya-
kınımdan örnek aldı-
ğım; ayrıca bugün
kendisini daha iyi anladığım meslektaşımı
yâd etmek ve benzerlerine ne kadar da
muhtaç olduğumuzu ifade etmektir. Me-
kânı cennet olsun. Âmin!

Selva Özelbaş - Üsküdar Vaizi



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97