Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 238. Sayı >> TARİH >> Milli egemenlik ve Diyanet

Milli egemenlik ve Diyanet

Saltanat'tan Cumhuriyet'e giden yolda Ankara'da
kurulan yeni meclisin ilk yaptığı işlerden birisi-bel-
ki de en önemlisi- 20 Kânunusani 1337(1921) ta-
rihinde yeni bir anayasa oluşturma fikri olmuştur.
Kabul edilen bu 85 sayılı Teşkilât-ı Esâsiye Kanu-
nu'nun 1. maddesine konulan "Hâkimiyet bilâ
kayd u şart milletindir." ifadesi daha sonra kuru-
lacak Cumhuriyet'in en temel prensiplerinden
olan millet egemenliğini Türk milletine hediye et-
miştir. Meclis bu ifadeyle bir sınıfın, zümrenin ve
hanedanın elinde olan egemenliği gerçek sahiple-
rine yani millete vermiştir. Böylece egemenlik hiç-
bir kayıt ve şart altına alınmaksızın milletin olacak-
tır. Bugün bu temel ilke TBMM'nin duvarına, mil-
letvekilleri yasama faaliyetlerini yürütürken bu ku-
ralı unutmadan sadece milletin emrinde hizmet
verecekleri bilinciyle çalışmaları için kazınmıştır. İl-
kel dönemlerden beri insanlar toplumda dünya
işlerinin görülmesi için, adına devlet veya hükü-
met denilen teşkilatlar kurarak gündelik yaşamın
daha düzgün ve ahenkli bir şekilde yürümesini
düşünmüşlerdir. Millete ait olan hâkimiyet, zaman
içinde toplumdaki kamu yönetimi anlayışının geli-
şimine paralel olarak milletin bütün fertleri yerine
seçimler veya atamayla oluşturulmuş olan mec-
lislere devredilmiştir. Ülkemizde önceleri atama ile
gerçekleştirilen meclis seçimleri, dünyadaki geliş-
meler ve ülkedeki demokrasi anlayışının yüksel-
mesiyle birlikte tamamen demokratik bir şekilde
geniş katılımlı ve serbest oylamalarla yapılmıştır.

Yeni kurulan Cumhuriyet de bu anlayışa gönül-
den bağlı olduğunu kanıtlamak için 20 Nisan
1924 yılında kabul edilen anayasa metninin 3.
maddesinde bu kuralı zikretmiş ve bu anlayışı
anayasanın değişmez maddeleri arasına almıştır.
Bundan sonraki tarihlerde yapılan yeni anayasa-
larda da bu madde aynen korunmuştur.
Ülkemizin düşmanlar tarafından işgal edildiği o
karanlık günlerde açılan meclisin din ve din ku-
rumlarına karşı hasmane ve saldırgan bir tutum
içerisinde olacağı elbette düşünülmemelidir. Hat-
ta o günlerde açılan meclisin müzakerelerinde ta-
mamen şerî bir kurumun tekelinde olan 'ahkâm-ı
şeriyyenin tenfizi (şerî kuralların uygulanması)' gö-
revi de 1921 anayasasının 7. maddesiyle Anka-
ra'daki Büyük Millet Meclisi'ne bırakılmıştır. Daha
sonraları Atatürk, Nutuk adlı eserinde bu ifadenin
genel geçer bir söylem olduğunu ve "ahkâm-ı şe-
riyye demek ahkâm-ı kanuniye demek" anlamına
geldiğini söylemiştir. Yani burada şerî hükümden
kasıt meclisin çıkardığı geçerli yasalar olarak an-
laşılmıştır.
Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında temelleri
atılmaya başlanan din ile devlet işlerinin ayrılması
fikrinin Cumhuriyet'le birlikte gelen laiklik ilkesiyle
birlikte artık anayasanın vazgeçilemez ve değişti-
rilemez temel kuralları hâline getirilmesi için bazı
çalışmaların yapılması gerekiyordu. 3 Mart 1924
tarihinde "Şer'iyye ve Evkaf ve Erkân-ı Harbiyye-i
Umumiye Vekâletlerinin İlgasına Dair Kanun" çer-
çevesinde Türkiye'de din işlerini yürüten Şer'iyye
Vekâleti kaldırılmış oldu. 429 sayılı bu kanun
Şer'iyye Bakanlığı'nı kaldırırken aynı kanunun 1.
ve takip eden diğer maddeleriyle Diyanet İşleri
Reisliği adı altında yeni bir kurumu da ihdas et-
miştir. Bundan sonra ülkedeki tüm din işleri ve di-
nî kurumların yönetilmesinden Diyanet İşleri Baş-
kanlığı sorumlu olacaktır. Bu konu 429 sayı-
lı kanunun 5. maddesinde şu şekilde halka duyu-
rulmaktadır: "Türkiye Cumhuriyeti sınırları dâhilin-
de bütün cami, mescit, tekke ve zaviyelerin ida-
resine, imam-hatip, vaiz, şeyh, müezzin ve kay-
yımların ve sair görevlilerin tayin ve azillerine Diya-
net İşleri Reisi memur olmuştur."
Yeni Cumhuriyetin kurucuları bir açıdan geleneği
muhafaza ederek, din kurumunun sahipsiz ve
başıboş bir hâlde bırakılmasına rıza göstermeye-
rek dinin kamu otoritesi tarafından sadece dene-
timi yapılacak şekilde örgütlenmesine gitmişler-
dir. Devlet, din işlerini belli mezhep, cemaat ve te-
şekküllerin eline bırakmayarak onu yok saymadı-
ğını ve din işleri ile dinî hizmet ihtiyacının bir kamu
hizmeti olduğunu kabul etmiştir. Bu kanun gere-
ğince milli mücadelede büyük hizmetleri geçmiş
ve Atatürk'ün yanında Kurtuluş Savaşı'na omuz
vermiş olan Ankara Müftüsü Rıfat Efendi (Börek-
çi) ilk Diyanet İşleri Reisi olarak atanmıştır. Diya-
net İşleri Reisliğinin kurulması kuru bir isim deği-
şikliğinden ibaret olmayıp, bu kanun gereğince
memleketimizde din ile devlet işlerinin birbirinden
kesin olarak ayrı değerlendirilmesine de yol aç-
mıştır. Cumhuriyet, uzun yıllar süren bir hizmetle
kurumsallaşmış olan din bürokrasisini yok etmek
veya zayı atmak yerine halkın bağrından çıkan ve
milletin içinde saygın bir yeri olan yeni bir teşkilat
kurma yönüne gitmiştir. Devlet, ülkede din işleri
teşkilatını kurarken çok aşırı ve müdahaleci bir ta-
vır sergilemekten ziyade bu hizmetlerin devletin
kontrolü dâhilinde yapılmasını istemiştir. Akabin-
de yayınlanan 430 sayılı kanunla da din hizmetle-
rini yürütecek insanları yetiştirmek üzere İstanbul
Darülfünun'una bağlı bir İlahiyat Fakültesi ve bazı
şehirlerde de orta eğitim hizmeti veren İmam-Ha-
tip Okulları açılmıştır. 29 Nisan 1950 yılında yürür-
lüğe giren 5634 sayılı kanunla da Diyanet İşleri
Reisliğinin adı Diyanet İşleri Başkanlığı olarak de-
ğiştirilmiştir. Bu değişikliğin yanında kurum içeri-
sinde de bazı birimler kapatılırken yeni birim ve
dairelerin de kurulduğu görülmektedir. 1931 yı-
lı Bütçe Kanunu ile Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne
devredilmiş olan cami ve mescitlerin idaresi de
yeniden Diyanet İşleri'ne bağlanmıştır. Buralarda
çalışan görevlilerin kadroları da Diyanet teşkilatına
aktarılmıştır.
Değişik Cumhuriyet hükümetlerinin bazı yasal dü-
zenlemeleriyle Diyanet'in teşkilat yapısı ve hizmet
birimlerinin oluşturulmasında önemli adımlar atıl-
mıştır. Sınırlarımız dâhilinde din hizmetlerini yürüt-
mek üzere tesis edilen Diyanet İşleri Başkanlığı
kendisine kanunlarla verilen görevlerini tarafsız,
yansız ve adil bir şekilde, milletin fertlerini birbirine
düşürmeden layıkıyla yapmayı başarmıştır. Artık
yürüttüğü hizmetler sadece yurtiçine münhasır
olmayıp dünyanın tüm coğrafyalarında ve beş kı-
tada yetkin din adamlarıyla kıyamete kadar hiz-
metlerini sürdürecektir.

Yrd. Doç.Dr. Muammer Göçmen - SDÜ İlahiyat Fakültesi



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97