Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 238. Sayı >> KÜLTÜR VE SANAT >> Şehirlerimizin kalbi: CAMİLERİMİZ

Şehirlerimizin kalbi: CAMİLERİMİZ

Ulu mabed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
Ben de bir varisin olmakla bügün mağrurum;
Yahya Kemal Beyatlı

Kalp, insan varlığının merkezidir. Bu yüzden su-
fi telakkide kalp, vücut şehrinin payitahtı olarak
kabul edilir. Eğer, bu merkezin hükümdarı Ce-
nab-ı Allah ise bedenin bütün unsurlarının faali-
yetleri ilahî rıza çerçevesinde gerçekleşir. Aksi
durumda ise buyurgan olan nefs olacağından
vücut şehri de tarumar olacak demektir. Sufiler,
bu bilinçle hareket ettiklerinden kalp temizliğini
çok önemli bir mesele olarak görürler. Bu arın-
mada ise kalbi sürekli zikir halinde olması esas-
tır. Şemsedddin Sivasi, o çok bilinen şiirinin ilk
iki beytinde bu gerçeği şöyle ifade eder:
Vâsıl olmaz kimse Hakk'a cümleden dûr olma-
dan
Kenz açılmaz şol gönülde tâ ki pürnûr olmadan
Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hakk
Pâdişâh konmaz saraya, hâne mamûr olmadan
Buna göre şu tesbiti rahatlıkla yapabiliriz: Kâ-
inatın merkezinde insan vardır. İnsanın merke-
zinde ise kalp... Her şey orada başlayıp bitmek-
tedir. Kalbin sağlığı ise zikirle (Allah'ı anmakla)
gerçekleşebilir.
Müslümanlar, insan merkezli bu anlayışı hayata
da intikal ettirmişler, inşa ettikleri şehirlerde en
merkezî yapı olarak cami ve mescitleri düşün-
müşler, hayatın gerekliliği olan okul, çeşme, be-
desten gibi diğer kurumları cami merkezli ola-
rak yapmışlardır. Bu yüzden şehirlerimizin mer-
kezi, kalbi camilerimiz olmuştur. Camilerimiz
kaybettiği pek çok fonksiyonu olmakla birlikte
bu özelliklerini bugün de devam ettirmektedir-
ler. Gerçekten de şehirlerin, kasabaların, köyle-
rin nabızları camilerde ve çevresinde atmakta-
dır.
Camiler, her şeyden önce ibadet mekânıdır.
Kur'an mektepleridir. Zikir(Allah'ı anma) mer-
kezleridir. İnsan kalbini diri tutan zikir (Allah'ı
anma) şehrin merkezi, kalbi olan camiyi ve ca-
midekileri de diri tutar. Camide aydınlanan, arı-
nan gönülle hayata çıkılır. Hayatın bütün işleri
bu arınmanın bereketiyle gerçekleştirilir.
Cami, toplumsal olarak da çok önemli bir fonk-
siyona sahiptir. Birlik, beraberlik duygusu en
çok burada yaşanır ve burada kazanılan zen-
ginlikle hayata yansıtılır. Tanış olmak, biliş ol-
mak, halleşmek burada ruh ve mana kazanır.
Toplumsal meseleler, burada en doğru çözü-
münü bulur. Vahdet ve cemaat yani birlik ve
topluluk içinde yaşamanın özgüveni burada el-
de edilir. Bundan dolayıdır ki, camide olmak,
cemaat ve millet olma şuurunu da diri tutar.
Camilerin bir başka önemli özelliği de inanılan
dinin bütün estetik tezahürlerinin tezahür ettiği
yerler olmasıdır. Her bir cami, bir mimarlık abi-
desidir. Hat, tezhip,
musiki, ahşap, oymacı-
lık gibi sanatlar da bu-
rada hayat bulur. Ca-
minin minaresinden,
bina olarak dış yapısın-
dan başlayan bu sa-
natsal zenginlik cami-
nin içinde daha bir gör-
kemli şekilde kendini
gösterir. Cami, bu ha-
liyle bile içine girenlerin
ruhlarında onları güzel-
liğe, ahenge, birliliğe
çağıran bir fonksiyon
icra eder.
Tarih boyunca camile-
rimiz işte çok azını sa-
yabildiğimiz bu özellik-
leriyle şehirlerin kalbi
oldular. Böylece Allah'ı
anan kalp ve onu taşı-
yan beden nasıl diri ve
sağlıklı olmuşsa cami
de şehirleri diri tuttu.
Camide kazanılan her
değer, her güzellik ha-
yata da yansıdı. Şehir-
lerimiz bu yüzden sa-
dece taş toprak yığını
olmadı, birer medeni-
yet merkezine dönüş-
tü. Kimlik, kişilik değer
ve anlam kazandı. İn-
san dinden, din hayat-
tan kopuk olmadı. Or-
taya çelişkiler ve uyum-
suzluklar çıkmadı.
Camiler, aynı zamanda bizim için birer hafıza
merkezleri oldular. Hele kadim camilerimiz bu
anlamda tam bir şehir hafızasıdır. Mesela Bur-
sa'dasınız. Ulu Cami, 1399'ta yapımı tamam-
lanmış bir eser olarak yaklaşık 600 yıllık bir geç-
mişin anıtıdır. Bu cami var oldukça biz kökleri-
mize hep bağlı olarak yaşayacağız demektir.
Osmanlı'yı hep hatırlayacağız. Yıldırım Beya-
zı'tan Emir Sultan'a, burada imamlık yapan
Mevlid şairimiz Süley-
man Çelebi'ye, burayı
ziyaret ederek seyahat-
namesinde anlatan Evli-
ya Çelebi'ye kadar nice
tarihî isim de bu camiyle
günümüze gelmekte ve
hayatımıza katılmakta-
dır.
Biraz daha geriye gide-
lim. Sivas'tasınız. Ulu
Cami'yi görmemişseniz
Sivas sizin için çok fazla
bir şey ifade etmeyecek-
tir. Onun da 1197'de in-
şa edildiğini düşünürse-
niz, hafızanız sizi yakla-
şık 800 yıllık bir geçmi-
şe, Selçuklu çağına gö-
türecektir. Böylece bir
tarih galerisinde asırların
hikâyesini okuyup nere-
den nereye geldiğimizi,
nasıl bir tarihe sahip ol-
duğumuzu, hangi de-
ğerlere tutunarak ayakta
kalabildiğimizi anlamış
olacağız.
Şimdi de bugüne gele-
lim. Modern telakki, alış
veriş merkezleriyle,
meydanları, siteleriyle ne
yazık ki camiyi şehrin
kalbi, merkezi olmaktan
çıkarmanın gayreti için-
de... Hayat ve insan, bu
yeni merkezlere göre şe-
killendirilmeye çalışılıyor. Bu tablonun olumsuz
yüzü gibi görünebilir ama, başka bir açıdan
baktığımızda kurulan her yeni mahallede daha
konutlar tamamlanmadan bir cami inşaatınında
başladığını görebilmek mümkün. İşte bu insan
fıtratının camiye duyduğu şuuraltı ihtiyacıyla ilgi-
lidir. Ne kadar yabancılaşırsak yabancılaşalım,
içimizde diri kalan bir nokta bizi harekete geçi-
riyor.
Öte yandan tarihi camilerimiz, şehrin hasta
uzuvlarına rağmen hayatiyet belirtisi gösteren,
şehre hâlâ ruh üfleyen mekânlar olmaya de-
vam ediyor. Şehre gelen bir yabancıyı önce bu
camilere götürüyoruz. Bu, hem kalbimizin diri
kalan tarafının yönlendirdiği bir davranış hem
de bir mecburiyet.. Öyle değil mi çıkarın cami-
leri, çeşmeleri, hamamları, bedestenleri. Or-
tada "şehrimiz" diyebileceğimiz bir yer kalır
mı?
Şimdi bütün mesele, camilerimize kaybolan
fonksiyonlarını geri kazandırmak... Onları şe-
hirlerin diri kalpleri haline getirmek... Bunu ya-
parken geleneğin bilgisini ve bilgeliğini hiç
unutmadan hareket etmek gerekiyor. Çağdaş
mimarımız Mimar Sinan'ın ruhunu incitmeden
yapmalı camileri... Duvarları ziynetlendiren hat
levhalarına bakarken onlarda Necmeddin Ok-
yay'dan bir iz görmek... Kur'an tilavet eden
hafızın sesinde Hafız Tevfik Efendi'nin sesin-
den bir renk bulabilmek gerek...
Bütün bunlar, ilgili kurumların gayreti kadar,
fert fert hepimizin de gayretini ama ondan ön-
ce bilincini gerektiriyor. Modern hayat, hızı ve
karmaşasıyla bizi namaz kılsak bile camilerden
uzak tutuyor. Bu anlayışa karşı durabilmek ge-
rekiyor. Hiç bir mazerete sığınmadan namazla-
rımızı camide kılabilmek belki de bu bilincin ka-
zanılmasında atılacak ilk adımdır. Camilerimiz,
bizi bekliyor, hele de çocuklarımızı, gençlerimi-
zi... Bir kere daha ifade edelim ki, insanın mad-
di ve manevi sağlığı, gelişmesi vb. için kalbi ne
anlama geliyorsa yaşadığımız şehirler için de
camiler aynı anlama gelmektedir.

Mustafa Özçelik



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97