Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 239. Sayı >> GÜNDEM >> Kâinat atomunun çekirdeği

Kâinat atomunun çekirdeği

Mekke gülün bitip, dikenin yok olduğu yerdir. Mekke Ebû Cehil'in kahro-
lup Hz. Muhammed (s.a.s.)'in doğduğu yerdir. Mekke Hakk'ıngalipgelip
bâtılın boğulduğu yerdir. Mekke îman çerağına ateşin ü endiği yerdir.
Mekke İbrahim (a.s.)'in duası bereketiyle vücud bulan başkentler başken-
tidir.

Süveydâya Beyzâ dokundu ve dönmekle başladı
her şey. Ahd-i Mîsâkı çeyrek geçe, sonsuzlukta
şiddetli bir gong vuruldu. Adına Büyük Patlama
(big bang) dendi. Bir "dönmeye başla" emriydi
bu. Tıpkı "kün" emrini alan zerrelerin küreye dö-
nüşmesi gibi. Yokluğa "merhaba" diyen gaz bu-
lutu, rehnümâ oldu mahlukata. Işık huzmesi öyle
bir "aaahh" çekti ki "he"nin iki gözü iki çeşme ol-
du. Bir gözden rahmet yağdı çisil çisil "Muhabbe-
tullah" oldu, diğer gözden buhur buhur sevgi sa-
çıldı gönüllere ve bir "Muhabbet-i Rasûlüllah" ol-
du. Parçalanamayan atom, bütün kâinata model
oldu ve dönüş yolunu gösterdi. Sevda, hissettir-
meden onun da yüreğine sızdı. Merkez Kâbe
idi... Kâbe'yi kalbi tarafına alan her şey, aslına rü-
cû etmeye durdu. Döndü, döndü, dündü..
Mıknatıs etkisiyle çekim alanını genişleten Kâbe-i
Muazzama, inşa edilen ilk mescid olmasından
mıdır bilinmez, tâzim ve sevgide zirve yapmıştır.
Bulunduğu topraklar Harem, ona dönen yüzler
aydın, gölgesinde yapılan dualar makbul kılınmış-
tır. Siyahlığının yaydığı mest edici şavkı, Mekke'yi
çevreleyen on iki bin dağı aşıp buzlu gönüllere sı-
caklık sunmuştur. Kâbe, çöl sıcaklığını kıskanmış,
serapları harap etmiştir. Kâinatın başkenti, Faran
Dağları arasında yetişmiş bir kardelen nezâketin-
de, kutluların ufkuna can veren hayat suyu ol-
muştur. Ebû Kubeys kadehinde sunulan bir mâ-i
tesnimdir Kâbe-i Muazzama. Atam İbrahim
(a.s.)'ın ayağını öpmüş, sabır âbidesi İsmail
(a.s.)'in ellerinde yükselmiş, İki Cihanın Mihengi
(s.a.s.)'ne hakemlik yaptırmıştır. Öyle ki On Sekiz
Bin Âlemin Mustafası (s.a.s.), O'na yönelmek ni-
yetiyle namaz içinde kıblesini değişmiş, Mescid-i
Aksâ'ya sırtını dayamış, huzura ermiş, huzur ver-
miştir.
Mekke, gülün bitip, dikenin yok olduğu yerdir.
Mekke, Ebû Cehil'in kahrolup Hz. Muhammed
(s.a.s.)'in doğduğu yerdir. Mekke, Hakk'ın gelip
bâtılın boğulduğu yerdir. Mekke îman çerağına
ateşin üflendiği yerdir. Mekke İbrahim (a.s.)'in
duası bereketiyle vücud bulan başkentler baş-
kentidir. En büyük günahların mağfiret süngeriyle
emilip, en faziletli amellerin filizlendiği yerdir. Ora-
ya dâvet edilen misafirlere: "Kabuğunu kır, başını
dünyaya uzat ve bak ki ne ibretli yaratıklar, ne
hikmetli olaylar var. Tefekkür et, şükret, takvayı
geçip verâya ilerle, yeryüzünü de gez dolaş ki
senden öncekilerin âkibeti nasıl olmuş gör!" nidâ-
sının yükseldiği yerdir.
Gecenin anlam kazandığı, parlayan, ışıldayan so-
kakların, metafın, mes'anın hüccacı cezb ettiği
bu zemin, oluk oluk vahyin aktığı, Asr-ı Saadet
tütsüsünün koktuğu zemindir. Semâya doğru
ağıp giden dua ve ibadetlere anında mukabele
eden rahmet meleklerinin varlığının hissedildiği
yer aslında ana vatanımızdır. Günahlardan arın-
manın bir nişânesi midir bilinmez oralarda daha
bir özgür, ferah ve sıkıntısız bir hâlet-i rûhiye kap-
lıyor insanın gönül dünyasını. Zaman, mekan, şa-
hıs, tûl-u emel mefhumlarının dumura uğradığı
yer, dünyanın merkezi yani MEKKE-İ MÜKERRE-
ME..
"Işk imiş her ne var âlemde,
İlim bir kîl-ü kal imiş.."
"Işk" düşmeye görsün insanın yüreğine.. Rüyalar,
hayaller, sevilenler, beklenenler, gidenler hep o
ışık üzere filizlenir. Yürüyerek gitseniz sevgiliye,
elhak size koşarak geldiğini müşahede edersiniz.
Hadis-i Kutsinin sırrına erersiniz bi-iznillah: "Ku-
lum bana nafilelerle öyle yaklaşır ki, artık ben
onun yürüyen ayağı, gören gözü, tutan eli olu-
rum." Ne büyük bir müjde. Tahayyüllü bile bize
göre değil. Öyle bir kıvama ereceksiniz ki sizin
ayağınız, eliniz, gözünüz sizin kontrolünüzden çı-
kacak ve idare bizzat yere göğe sığmayan ancak
kalbinize sığan Rabbinizde olacak.
En bariz şekliyle belki denebilir ki, bu eser yeryü-
zünün en kadim ve en görkemli san'at harikası-
dır. Cezbesiyle kitleleri harekete geçiren, yanık
gönülleri kendine çeken bir bina. Aslında dört kö-
şe, hiçbir estetik kaygısı güdülmeden yapılmış,
üzeri altın yaldız işlemelerle süslenmiş siyah bir
örtü altında yükselen taş yapı... Beyt-i Mâmur'un
yeryüzündeki iz düşümü. Âdem atamız ve binler-
ce yıl sonra Hz. İbrahim ve oğlunun ellerinde
yükselen kâinat atomunun parçalanmaz çekir-
deği... Yörüngesine girenlerin başını döndürüp
kendine meftun eden câzibe merkezi... Fil ordu-
larını Ebabil kuşlarıyla dizginleyen, zemzem ku-
yusunu kanatları altına gizleyen 7. renk nurun
odak noktası... Bulunduğu beldeyi ayrıcalıklı kı-
lan, Allah'ın sevdiği şehrin gözbebeği, asil ve
azamet âbidesi... MEKKE-İ MÜKERREME..
Güneş başka mı doğuyor bu semalara ne? San-
ki gizlenircesine, hicap duyarcasına... "Bu şehir-
de Kâbe-i Muazzama var, benim doğmama ne
gerek" var dercesine... Bulutlar elenmiş gibi pa-
ramparça, dağlar güneşi gizlercesine, onunla an-
laşmışçasına baş kaldırmış dört bir yandan..
Sabahın solukları serin. Oysa dirilişin ve aşkın do-
layısıyla ateşin kaynağı burası. Azamet-i Kibri-
ya'nın Celâl sıfatının en bariz tecelli ettiği yer, mık-
natısın çeken kutbu, dünyadan geçmenin, ölü-
mün, haşrin prova edildiği sahne: MEKKE-İ MÜ-
KERREME..
Uykuyu ve istirahatı kabre, eğlenceyi cennete,
huzuru Kamet-i Bâlâ'nın gül sohbetli meclisine
erteleme zamanı.. "Ben"i terk edip, "sen"i ötele-
yip "HÜVE'ye (O'na)" erme mekânı. Bizzat Hü-
ve'ye talip olmak, hatta rızasından bile geçip
O'nun zatını istemek. Mekke'nin mükerrem kılın-
masını iliklerine kadar hissedip azameti karşısın-
da erimekliğin itirafı: MEKKE-İ MÜKERREME..
Renklerin, dillerin, çehrelerin, kültürlerin, ibadet
zenginliğinin bir demet hâline geldiği mekân..
Bir zaman derdim ki ya Rabbi neden
Bir daha istiyor bir kere giden,
Meğer bilemezmiş insan gitmeden
Aldım cevabımı Beytullah'ta ben..
En güzel ve tatmin edici cevapların verildiği, Al-
lah'ın bizzat kullarıyla konuştuğu, günahların af
silgisiyle yok edildiği, "Rabbim Allah'tır" diyenlerin
cem olunduğu dünyadan ayrı bir yer, dünya üstü
bir yer ve mekân: MEKKE-İ MÜKERREME.
Açık bağrıyla sevdasına düşen pervaneleri her
daim davette MEKKE-İ MÜKERREME... Davete
icabet vaktidir dostlar...

A.Tûba Bâkiler



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97