Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 239. Sayı >> KADIN VE AİLE >> Yakınını Kaybeden Çocuklara Yaklaşım

Yakınını Kaybeden Çocuklara Yaklaşım

Yakınını kaybeden bir çocuğa
karşı ailesinin ve çevresindeki
insanların ilk görevi, çocuğun
da bir insan (yavrusu) olduğunun an-
laşılması, yani yakınını kaybeden bir
insan bu durumda ne yaşıyorsa, üç
aşağı beş yukarı çocuğun da benze-
ri bir yas sürecinden geçeceğinin bi-
linmesi, dolayısıyla çocuğun ciddiye
alınmasıdır. İlk görevin bu olduğunu
belirtiyoruz zira gördüğümüz örnek-
ler, genellikle ailede bir ölüm oldu-
ğunda çocuğun ebeveyninin ve yakın
çevresinin genellikle onun kendileri
kadar asla acı çekmediğini düşün-
mek ve çocuğun ruhsal dünyasını
önemsememek şeklindedir. Yetişkin-
lerin büyük çoğunluğu, yakınını kay-
beden çocukların ölüm hakkında net
bir fikre sahip olmamaları nedeniyle
yeterince acı çekmeyeceklerini, kısa
bir süre sonra oyun dünyasına dö-
nüp her şeyi unutacaklarını, ölüm
olayından fazlaca etkilenmeyecekleri-
ni, ciddi bir yas süreci yaşamayacak-
larını düşünürler. Böyle, çocukların
ruhsal dünyası hakkında bilgisizliğe
dayanan önyargılarla hareket etmek
yerine, yakınını kaybeden çocuğun
ebeveyni ve yakınları öncelikle onu
anlamaya çalışmalı, duygularını dile
getirmesi için fırsatlar hazırlamalıdır.
Bunun için de geçmişte mevtayla bir-
likte yaşanan olaylara, geçmişin bir-
likte yaşanan mutlu zamanlarına iliş-
kin anılara çocukla beraber yeniden bakılabilir.
Çocuğun kaybın ardından yaşadığı kedere, üzün-
tüye ve yalnızlık hislerine odaklanılabilinir. Bundan
böyle kaybedilen insan olmaksızın nasıl yaşana-
cağından, onun boşluğunun nasıl doldurulaca-
ğından bahis açılabilir.
Elbette çocuklar ne kadar insan (yavrusu) olurlar-
sa olsunlar minyatür yetişkinler değil, eninde so-
nunda çocukturlar. Yas sürecini kendi gelişim
düzeylerine göre yetişkinlerden biraz farklı yaşar,
kaybın ardından acılarını değişik biçimde ifade
ederler. Çocuğun yas sürecini nasıl yaşayacağın-
da, nasıl matem tepkileri vereceğinde, yaşı ve ge-
lişim düzeyinin dışında kişiliği, aile üyeleri arasın-
daki iletişim ve etkileşim kalıpları, ebeveynin zor-
luklarla başa çıkma yolları ve diğer yetişkinlerle
olan ilişkileri, aile büyüklerinin kayba verdiği tepki-
ler, önceden başka yakın kayıpları yaşayıp yaşa-
madığı da önemlidir. Bunlar dışında çocuğun
ölen kişiyle ilişkisi, mevtanın ölüm nede-
ni, çevrenin ölüm olayını ele alma, çocu-
ğa haber verme ve çocuğun ölüm olayın-
dan sonra ortaya çıkan ihtiyaçlarını karşı-
lama biçimleri, duygu, düşünce ve anıla-
rın paylaşılıp paylaşılmaması, çocuğun
yas tepkilerini değerlendirirken hesaba
katılmalıdır. Unutulmaması gereken bir
husus da diğer insanlarla ve diğer ço-
cuklarla birçok noktada aynı, benzeş özellikler ta-
şımasına rağmen yine de her çocuğun biricik ol-
duğudur. Yakınını kaybeden çocukların bu kayıp-
tan nasıl etkileneceklerinde, nasıl bir yas süreci
yaşayacaklarında ölüm ve kayıp yaşantıları konu-
sundaki önceki bireysel deneyimler, çok özel bir
önem taşır. Bazı çocuklar daha henüz üç yaşına
gelmeden ölüm hakkında sorular sorabilirken ba-
zı çocuklar, oldukça geç yaşlarda, muhtemelen
bir yakınını kaybettikten sonra ölüm konusuyla il-
gilerini belli ederler.
Yakınını kaybeden bir çocuğun neler yaşadığının
anlaşılmaya çalışılması gerektiğini vurguladık ama
yetişkinlerin kayıp yaşayan çocuğa nasıl yaklaş-
maları gerektiğiyle ilgili ilkeler bununla sınırlı değil-
dir. Yetişkinler, yakınını kaybeden, yasta olan ço-
cuğa alabildiğine sıcak bir yaklaşım içinde olmalı,
onun tutum ve davranışlarını asla yargılamamalı,
çocuğu ciddiye aldığını can kulağıyla dinlemesin-
den ihtiyaçlarına önem vermesine kadar her hâ-
liyle belli etmelidir.
Yakınını kaybeden çocuğa karşı anlatmaya çalış-
tığımız böylesine duyarlı bir yaklaşım, kendisini
asıl olarak bazı kritik sorulara cevap verirken belli
eder. Bu soruların başında çocuğun cenaze töre-
nine götürülüp götürülmemesi gelir. Bu soruya
verilecek cevabın belirleyicisi, çocuğun yaşıdır.
Altı yaşından küçük çocuklarda henüz belli bir
ölüm algısı şekillenmediği için cenaze törenleri
belli bir anlam ifade etmez ya da var olan zihin
karışıklığını daha da artırıcı bir etki yaparlar. Üste-
lik cenazelerini ebediyete uğurlamaya hazırlanan
çocuğun ebeveyni ve yakınları yoğun bir keder
içinde olacak ve çocukla ilgilenmeye hazır bir ruh
hâli içinde bulunmayacaklardır. Bu nedenle altı
yaşından küçük çocukların özel bir durum olma-
dıkça cenaze törenlerine götürülmemeleri daha
uygundur.
Altı yaşından itibaren çocuklarda ölüm kavramı
şekillenmeye, ölümün geri dönüşsüz niteliği biraz
daha anlaşılmaya başladığından çocukların cena-
zeye götürülmelerinde bir sakınca olmayabilir.
Ama yine de hayatında ilk kez cenaze törenine
katılacak olan bir çocuk için orada yaşanacakla-
rın çok karışık olacağı, birçok ritüelin anlamının
anlaşılmayacağı göz önüne alı-
nacak olursa, cenazeye götü-
rülecek çocuklara önceden ay-
rıntılı açıklama yapılması ve ce-
naze töreni sırasında da gü-
vendiği birisinin ona eşlik ede-
rek tüm yapılanların anlamlarını
birer birer anlatması gerekir. Böyle yapıldığında
yani çocuklara cenaze töreninin her adımında
neyle karşılaşacaklarını anlatıp onları karşılaşa-
cakları durumlara hazırladığımızda, büyüsel zihin-
lerinin olayları hatalı yorumlamalarına bir ölçüde
engel olmuş oluruz.
Cenaze törenleri, her kültürün ölüm olayının ka-
bullenilmesi ve sağlıklı bir yas süreci için bulduğu
çarelerden birisidir. Ölümü kabullenmenin dışın-
da, akrabaların, hısımların, dost ve arkadaşların
verdikleri destek, matem tutan insana çok iyi ge-
lir, yalnızlığın ürperticiliğini uzaklaştırır. Cenaze tö-
renlerinin aynı olumlu etkileri, çocuklar için de söz
konusudur. Altı yaşından büyük çocukların, tören
öncesi onları hazırlamak ve törende de bilgilendi-
rici bir biçimde onlara eşlik etmek şartıyla, cena-
ze törenlerine katılmaları, sağlıklı bir yas süreci
yaşamalarına, daha güvenli ve rahat hissetmele-
rine ve kaybın neden olduğu korku, kaygı, öfke,
üzüntü ve yalnızlık gibi karmaşık duygularla baş
etmelerine yardımcı olabilir. Ama bu demek de-
ğildir ki, altı yaşını aşmış her çocuk yakınını kay-
bettiğinde mutlaka cenaze törenine katılmalıdır.
Biz, yalnızca ilkesel doğruları söylemeye çalışıyo-
ruz. Yakınını kaybeden çocuğa cenaze törenin-
den önce törende olacakları, neyin nasıl yapılaca-
ğını ayrıntılı biçimde anlat-
tıktan sonra törene katılıp
katılmayacağını sormak ge-
rekir. Eğer tüm bu açıkla-
malardan sonra törene gel-
meyi reddediyorsa, bu
onun hazır olmadığı anlamı-
na gelir. Törene gelemeye-
ceği kararını veren çocuğa
karşı baskı yapmamalı, asla
onu ille de gelmeye zorla-
mamalıdır.
Yakınını kaybeden çocukla-
rın hem matemin önemini
hem de hayatın devam etti-
ğini birlikte fark etmeleri ge-
rekir. Bunun için ölümün ar-
dından evdeki matem ortamı uzun sürmemeli, bir
an önce mateme rağmen hayatı normalleştirme-
ye çalışmalıdır. Bu ilkenin çocuklara yansıması,
yakınını kaybeden çocuğa yaşadığı kayıp nede-
niyle uzun süre aşırı koruyucu bir yaklaşım be-
nimsenmemesinin gerektiğidir. En kısa zamanda
yemek, uyku, çalışma saatleri açısından kayıptan
önceki hayat planlarına geri dönülmelidir. Makul
bir süreden sonra çocuğa artık olağan hayatın
başladığı, hayatın içinde görev ve sorumlulukları-
mızla tıpkı eskisi gibi yer almamız gerektiği anla-
tılmalı, kendi tutumlarımızla iyi örnekler sunulma-
lıdır. Anlattıklarımız ve yaptıklarımız çelişirse tehli-
ke var demektir. Çocuklar, söylediklerimize değil
yaptıklarımıza bakarlar. Ailenin rutin gündelik ha-
yatı ve ilişkileri mümkün olduğunca eski biçimiyle
devam etmelidir. Matemden çıkma çabaları sıra-
sında çocuklarla ilgili olarak dikkat edilmesi gere-
ken nokta, aşırı koruyucu kollayıcı olmamakla bir-
likte çocuklara desteğin sürdürülmesidir. Onların
yalnız zamanları, mümkün olduğunca güvendiği
bir aile üyesiyle birlikte değerlendirilmeye ve pay-
laşılmaya çalışılmalıdır. Özellikle küçük çocukların
zihinlerinde ve iç dünyalarında ölümle ayrılık aynı
anlamlara geldiğinden, çocuklar bir yakınlarını
kaybetmelerinin ardından çevrelerinde ebeveyni-
ni ve sevdikleri insanları göremezlerse, onların da
öldüklerini düşünüp endişe yaşayabilirler.
Hayatı normalleştirme çabalarının içinde çocuğu
bir an önce okuluna göndermek de vardır. Ama
daha önce okulu ölüm olayından haberdar etmek
gerekir. Öğretmenler, okulun psikolojik danışma-
nı ve öğrencilerin yakınını kaybeden çocuğa yar-
dım ve destekleri, hayatın normalleşmesinde, ço-
cuğun yaralarını sarmasında çok önemli işleve
sahiptir.
Matem havasını uzun sürdürmemek, matemin
kaldırılıp rafa konması, ölen kişiyle ilgili düşünme
ve konuşmaların yasaklanması anlamına gelmez.
Tam tersine bir yandan normal gündelik hayata
dönmeye çalışırken bir yandan da hatırlandıkça
ölen insandan söz etmek, onunla, ölümüyle, yok-
luğuyla ilgili duygu ve düşüncelerden bahsetmek
gerekir. Ölümle ilgili duygu ve düşünceler ne ka-
dar ortaya konup paylaşılırsa, bu tutum, sanılanın
aksine gündelik hayatın normalleşmesine daha
da çok katkıda bulunacaktır. Çocuklara ölen kişi
hakkında konuşmak için örnek olunmalı, çocuk
da duygu ve düşüncelerini ifade etme konusun-
da cesaretlendirilmeli ve desteklenmelidir. Şüp-
hesiz ölen kişiyle ilgili olarak özellikle onun ara-
nan, özlenen nitelikleri, geçmişte birlikte yaşanan
olumlu anılar vurgulanmaya çalışılmalıdır. Ço-
cuklar, her şeye rağmen duygularını ifade edebil-
mekte zorlanabilir, yardıma ihtiyaç duyarlar. Ölen
kişi için resim yapmasını, ona mektup yazmasını,
onun anısına ağaç dikmesini, hatıra defteri oluş-
turmasını önermek, çocuğa duygularını ifade et-
me fırsatı sunabilir.
Çocuklarla sağlıklı iletişimin altın kuralı olan onun-
la konuşma, onu dinleme ve destekleme, yakını-
nı kaybeden çocuklar için ziyadesiyle geçerlidir.
Çocuklar zaten doğum ve ölüm gibi karmaşık ko-
nularda çok sık sorular sorarlar, yakınlarını kay-
bettiklerinde bu tür sorular daha da sıklaşır, ölen
insanla ilgili olarak somutlaşır. Ebeveyni ve yakın-
ları, bu soruları, bazen çokça yineleseler bile bık-
madan sabırla ve anlayışla cevaplamaya çalışma-
lı, yeri geldiğinde "Bilmiyorum" demekten çekin-
memelidirler. Yakınını kaybeden çocukların ölüm-
le ve ölen insanla ilgili bitmek bilmeyen soruları
karşısında hiç endişeye kapılmaya gerek yoktur.
Bu sorular, çocukların hissettikleri karmaşa ve
belirsizliği ve bunlardan kurtulma çabasını göste-
rir. Sorularına ne kadar tatmin edici cevaplar alır-
larsa, belirsizliğin korkutuculuğundan o denli kur-
tulmuş, iyileşmiş olacaklardır.
Tüm bu ilkelere uygun olarak davranılsa bile yakı-
nını kaybeden çocukların çok az bir kısmı, yine de
ruh sağlığı açısından bir uzmanın yardımına ge-
reksinim duyabilir. Ebeveynin yakınını kaybeden
çocuğunun ruhsal durumundan endişeye kapıl-
masını ve bir an önce yardım almak üzere bir uz-
mana başvurmasını gerektiren işaretler şunlardır:
Yakınını kaybeden çocuk, kendinin veya anne-
babasının başına kötü şeyler geleceğine ilişkin
şiddetli endişesi nedeniyle okula gitmeyi ısrarla
reddediyorsa, bu endişe büyük ihtimalle tedavi
edilmeyi gerektirir.
Çocuğun yakınını kaybetmesinin ardından bir tür-
lü bedensel şikayetlerinin, hasta olduğunu söyle-
melerinin bitmemesi ve doktor muayenesinde şi-
kayetlerini açıklayabilecek herhangi bir tıbbi so-
run bulunmaması, çocuğun mateminin hastalık-
lı hâle geldiğinin güçlü bir işaretidir. Hele hele ço-
cuğun bedensel şikayetleri kaybettiği yakınının
rahatsızlığına benzerse, onun şikayetlerini taklit
havası taşıyorsa, örneğin bir yakını kalp krizi so-
nucu ölen çocuğun açıklanamayan göğüs ağrı-
sından yakınması varsa, uzman yardımı şarttır.
Çocuğun korku ve endişeleri okulda, evde, diğer
ortamlarda süreklilik kazanmışsa, günlük etkinlik
ve olağan hayatını sürdürmesini engelleyecek dü-
zeydeyse, bu denli yaygın korku ve endişenin bir
çocuk ruh sağlığı uzmanı tarafından değerlendiril-
mesi kaçınılmaz hâle gelmiş demektir.
Nasıl yetişkinlerin matemini bir ruhsal rahatsızlık
olan depresyondan ayırt etmek gerekliyse, aynı
durum yakınını kaybeden çocuklar için de geçer-
lidir. Çocuklarda depresyon hastalığının genellik-
le sevilen kişinin ölümü, boşanma gibi önem-
li kayıpların ardından görülmesi gerçeği de göz
önüne alındığında yakınını kaybeden çocukların
depresyona girip girmediklerini anlamak iyice
önem kazanır. Yakınını kaybeden çocuğun içe
kapanması, dikkat eksikliğinde artış olması, eski-
den zevk aldığı şeylerden bile hiç zevk almaması,
canının bir şey yapmak istememesi, uykusunun
ve iştahının bozulması, matemle izah edilemeye-
cek düzeyde şiddetli üzüntü ve keder yaşaması,
sık sık ağlaması depresyon konusunda bizi uyar-
malıdır. Bu sayılan belirtiler iki haftadan fazla sü-
rüyorsa büyük ihtimalle matem depresyona dö-
nüşmüş ve bir çocuk ruh sağlığı uzmanının yardı-
mına ihtiyaç var demektir.

Prof. Dr. Erol Göka



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97