Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 239. Sayı >> DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN >> Kâbe'nin dayanılmaz cazibesi

Kâbe'nin dayanılmaz cazibesi

"Kâbetullâh ile ey dil sanasın mülk-i cihân
Bir kara benli güzel mahbûba dönmüşdür hemân."
Taşlıcalı Yahya
(Ey gönül, şöyle tasavvur et ki, Allah'ın Kâbesi ile
dünyanın bütün varlığı kara benli güzel bir sevgiliye
dönüşmüştür.)

-Şu önümde duran Kâbe'nin hiçbir mimârî
özelliği ve sanatsal değeri olmadığı halde,
insanlar neden onu seyretmeye doyamaz-
lar?
-Neden gözlerini ayıramazlar ondan?
-Hergün tavaf edip, önünde namaz kılmala-
rına, uzun uzun bakmalarına rağmen neden
hep "doyamadık" derler?
-Eni-boyu 11x12 metre ve yüksekliği 13
metre, yani en fazla 3 katlı, balkonsuz ve
penceresiz bir bina görünümündeki bu yapı
neden insanların gözünde bu kadar azamet-
li durur?
-Tamamen bir taşlık-kayalık olan ve hiçbir
şekilde ziraate, tarıma elverişli olmayan, hiç-
bir turistik değer taşımayan Mekke arazisi
bunca kitleleri nasıl çeker kendine?
-Şu Mina... Şu Müzdelife... Ne bir mesire ye-
ri olur ne de bir akar su bulunur... Ne bir de-
niz sahiline benzer ne de yeşillik bir yayla-
ya... Peki bu insan seli burada ne arar?
-Her türlü sıkıntı ve zahmete karşın neden
her hacca giden bir daha, bir daha ister?
Neden?
Bu yıl hac sırasında günlerce Kâbe'de, Mek-
ke'de bu sorulara cevap aradım durdum.
Bir hayli dünyevîleşmiş ve sekülerleşmiş gü-
nümüz insanının gözüyle bu manzaraya ba-
karsanız, bu soruların cevabı elbette akim
kalacaktır. Çünkü pragmatik bir getirisi yok-
tur buranın. Hele hele binlerce kilometreyi
katedip gelen ve kucak dolusu para harca-
yan, zahmet çeken ve bu arada hasta olan,
hatta ölen bu insanların durumu biraz da
abes görünebilir. Ama hayır hayır... Bu soru-
ların elbette cevabı var ama bir başka pen-
cereden bakmak lazım.
Efendim, Hac ibadetinin hikmetleri, Hz.
Âdem'in, Hz. İbrahim ve İsmail'in, Hacer'in
ve nihayet insanlığın son kılavuzu Hz.Mu-
hammed (s.a.s.)'in hatıraları, Kur'an'da ge-
çen bölgeyle ilgili bir dizi âyet-i kerimenin
izahı uzun mesele... Coğrafyanın İslam tarihi
açısından değeri ve kutsiyeti sayfalarla anla-
tılamaz. Bütün bunları da hesaba katarak
ben sözü kısa tutmak için gördüğüm man-
zarayı şöyle yorumladım: Sanki Yüce Allah
yeryüzünün bu parçasına vaktiyle bir par-
mak bal sürmüş, insanoğlu bu balın etrafın-
da dolanıyor, dolanıyor, dolanıyor... Ne o bal
bitiyor ne de etrafındakiler doyuyor... Ondan
gerçekten ilâhî bir tat alıyor, lâhûtî bir koku
alıyor. Kâbe'yi ilk gören kişi sanki yıllarca
aradığı, hasretini çektiği sevgilisini görmüş
gibi bir heyecana kapılıyor. Ziyaretçi onda
kendisinin de izah edemediği bir cazibeye
kapılıyor. Hatta sanki Elest Bezmi'nde verdi-
ği sözü hatırlayarak ,"İşte sana, senin kapı-
na geldim Yâ Rabbî diyor. Yoksa hiçbir dün-
yevi menfaat bu kadar insanı buraya topla-
yamaz.
Velhasıl söz dönüp dolaşıp şuraya geliyor:
Allah ne büyüktür!
Bir an farzedelim ki Kâbe-i Muazzama çok
güzel ve münbit bir ovada, yeşillikler içinde
veya bir deniz sahilinde olsun, etrafından şı-
rıl şırıl nehirler aksın. Acaba o zaman Allah'ın
büyüklüğü bu kadar aşikâr hissedilebilir, bu
kadar kolay anlaşılabilir miydi? Veya mü'min
böylesine bir marifete erişebilir miydi?
Türkiye'ye döneceğimiz gün bile veda tava-
fını yaptıktan sonra, artık kimse otelden ay-
rılmasın, kimse Harem'e vs. gitmesin, kay-
bolmasın diye sıkı sıkı tenbihte bulunmamı-
za rağmen o dönüş telaşesinin içinde bazı
hacılarımızın, "Hocam, daha vakit var, izin
verin bir kere daha Kâbe'ye varıp geleyim"
şeklindeki isteklerine muhatap olunca, Taşlı-
calı Yahya'nın yukarıya aldığımız beytini ha-
tırladım.
Demek ki, şairimiz Kâbe'yi ve onun o ilâhî
câzibesini güzel bir sevgiliye benzetirken
gerçekten mübalağa etmemekte ve demek
ki, bağrı yanıkların gönlü gerçekten ferman
dinlememektedir.

Kuddusi Doğan - Nurdağı Müftüsü



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97