Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları

Dede Efendi

19. yüzyılın en büyük bestekârı olan Hammamizade İsmail Dede, 9.1.
1778'de Kurban Bayramı'nın birinci günü Şehzadebaşı'nda dünyaya gel-
di. Kurban Bayramı'nda doğduğu için kendisine "İsmail" adı verildi. Dede
Efendi'nin babası Acemoğlu hamamının sahibi Süleyman Ağa, annesi ise
Rukiye Hanım'dır. Dede Efendi 7 yaşlarında Çamaşırcı Mektebi'nde öğre-
nim görmeye başladı. Kısa bir süre sonra yeteneği ve sesinin güzelliği ile
dikkatleri üzerine toplayarak, okulun "ilahici başı" lığına getirildi.
Başdefterdarlık'ta Anadolu kisedarlığı görevinde bulunan Uncuzade Meh-
med Efendi'nin oğlu, Dede Efendi'nin sınıf arkadaşı idi. Bu vesile ile Uncu-
zade, Dede Efendi'yi yakından tanıdı. Dede'nin yeteneğini hemen anlaya-
rak ona meşke başladı. Dede Efendi'ye yüzlerce eser geçti. Mehmed
Emin Efendi, 1792'lerde himayesine almış olduğu Dede Efendi'yi, Başdef-
tarlık'ta, Başmuhasebe Dairesi Kalemi'ne kâtip yardımcısı olarak yerleştir-
di. Dede Efendi bu yıllarda Yenikapı Mevlevihanesi'ne pazartesi ve per-
şembe günleri devama başladı. Yenikapı Mevlevihanesi'ndeki şeyhi Ali
Nutki Dede, yaptığı bir ders sonrasında öğrencisine karşı olan takdir duy-
gularını şöyle dile getirdi:

- Oğlum!.. Musıki fenni sana bir Allah vergisi.
Öyle görüyorum ki istikbâlin en büyük üstadı
olacaksın. Cenab-ı Hak feyzini arttırsın.
Mevleviliği ve musıkiyi daha geniş manâda öğ-
renmek üzere geldiği Dergâh, Dede Efendi'yi
günden güne daha çok bağlamağa başladı.
Gönlünü dolduran ilahi aşkın ve musıkinin esiri
olduğunu gün geçtikçe daha yoğun bir şekilde
hissediyordu. Bu duygular içinde olduğu bir
gün, şeyhi Ali Nutki Dede'nin huzuruna çıktı ve:
- Efendim!.. Fakîriniz artık kalemi filan terk edip
kabul buyurursanız bu günden itibaren tarik-i
aliye büsbütün dehalet arzusundayım, ikrar ve-
receğim.
Şeyhi Ali Nutki Dede cevaben: -"Oğlum!.. Peka-
lâ amma burası tekkedir. Çilekeşlik kolay değil-
dir, sonra yapamazsın. Bu işe girme. Çünkü bu-
rada insana sırasına göre odun yarıcılık da yap-
tırırlar" şeklinde sözler söyledi ise de bu yola
baş koyan Dede Efendi hizmette kusur etme-
meye gayret göstereceğini ve çilekeşliğe kabu-
lünü tekrar tekrar istedi.
Ali Nutki Dede, Dede Efendi'nin bu arzusunun
yerine gelebilmesi için, anne ve babasının o ana
kadar bu konuda isteksiz olduklarını ifade edin-
ce, Dede, aynı ısrarı onlara da göstererek ikna
etti. Böylece 3 Haziran 1798'de çileye başladı.
Dede Efendi, 29 Temmuz 1798'de sema meş-
kini bitirdi. 27 Mart 1799 tarihinde de çilesini
doldurarak "Dede" unvanını aldı. Mevlevi çilesi
1001 günde doldurulmasına rağmen, Dede
Efendi'nin çile süresinin yaklaşık on ay kadar ol-
duğunu görmekteyiz. Çile döneminin güçlükleri-
ne dayanamayan dervişlerin "çile kırmak" sure-
tiyle dergâha sadece muhib olarak devam ettiği
bilinmektedir. Fakat bazan da şeyhin isteği üze-
rine bu sürenin kısaltılması mümkündür. Dede
Efendi'ye de böyle bir uygulamanın olduğu ke-
sindir. Dede Efendi çilede iken, babası Süley-
man Ağa öldü. Daha sonra, annesinin isteme-
mesine rağmen hamamı sattı ve parasını der-
gâhta hayırlı işler için kullandı. Yine çile döne-
minde iken: "Zülfündedir benim baht-siyâhım"
güfteli Bûselik makamındaki şarkısını besteledi.

Dede yaptığı bu şarkı ile hayat akışının değişe-
ceğinden muhakkak ki habersizdi. Şarkı ile be-
raber Dede Efendi'nin ünü de yayıldı. Birçok
musıki meraklısı, Yenikapı Mevlevihanesi'nin çi-
lekeşlerinden olduğunu duydukları bu dervişi zi-
yaret için dergâha gelmeğe başladı. Bu arada
Enderun sanatkârları da bu eseri meşk ederek
III. Selim'in huzurunda icra ettiler. Musıki konu-
sunda büyük bir birikim ve zevke sahip olan Pa-
dişah, önemli bir bestekâr adayı ile karşı karşıya
olduğunu anladı. Musahiblerinden birini gönde-
rerek Dede Efendi'yi saraya istetti. Durum, şeyh
Ali Nutki Dede'ye iletildi. Bunun üzerine Şeyh;
- Emr-i şahaneleri baş üstüne. Ancak kendisi çi-
lededir. Tarikimizin usulü icabınca gece dışarda
kalamaz. Akşam ezanından evvel dergâha iade
edilsin, diyerek Dede Efendi'ye izin verdi.
Musahib, Dede'yi alarak saraya götürdü. III. Se-
lim, bestekârı huzura kabul etti. Bûselik şarkısı-
nı okuttu, dikkatle dinledi. Daha sonra iltifatlar
etti ve ihsanlarda bulunarak dergâha geri gön-
derdi.
Dede Efendi çilesini doldurup Mevlevihanede bir
hücre sahibi olduktan sonra, hücresi müzik se-
verlerce dolup taşmağa başladı. Bu arada bes-
telediği eserlerini öğrencilerine geçiyordu. Bu
eserler, Dede'nin öğrencileri tarafından İstan-
bul'un bütün musıki çevrelerinde icra edildi. Bü-
yük ilgi ve beğeni ile karşılanan bu eserler, De -
de'nin şöhretinin iyiden iyiye artmasına neden
oldu. Özellikle Hicâz makamında bestelemiş ol-
duğu Nakış Bestesi:
"Ey çeşm-i âhû hicr ile tenhâlara saldın beni "
musıki âleminde başlı başına bir olay olarak kar-
şılandı. Beste de, Bûselik şarkıda olduğu gibi III.
Selim'in dikkatini çekti ve yine iltifatlarda bulun-
du. Bu eser Dede Efendi'ye sarayın kapılarını
açtı. Haftada iki defa yapılan "Huzur Fasıllarına"
katılması için irade çıktı.
Dede Efendi evlendikten sonra Akbıyık Mahalle-
si'nde hayatını sürdürmeğe başladı. Mukabele
günleri dergâha giderek kendi odasında öğren-
cilerin musıki öğretimi ile meşgul oldu. Bu arada
Ağustos 1804'te çok sevdiği şeyhi Ali Nutki De-
de'yi kaybetti. Dede'nin yetişmesinde büyük
emeği olan şeyhinin derin acısını yaşarken, bu
defa da henüz 3 yaşında olan ilk çocuğu Salih'in
ölümü ile perişan oldu. Bu acı kaybın rûhunda
açtığı derin ıstırabı Bayâtî makamında yaptığı
bestesi ile dile getirirdi: "Bir gonca femin yâresi
vardır ciğerimde."
Dede'nin hayatında acı kayıplar birbirini takib et-
meğe başladı. 29 Mayıs 1807'de III. Selim önce
tahttan indirildi, 27 Temmuz 1808'de de şehid
edildi. Dede Efendi, en büyük takdir ve teşvik
gördüğü kişilerin başında gelen III. Selim'in ölü-
müyle derinden sarsıldı. Aynı yıl annesi Rukiyye
Hanım'ı, 2 yıl sonra da 6 yaşındaki oğlu Musta-
fa'yı kaybetti. Dede Efendi'nin ölen iki oğlunun
dışında üç kızı oldu. Büyük kızı Hatice Hanım,
ortanca kızı Fatma Hanım, en küçüğü ise 13
yaşlarında ölen Ayşe Hanım'dır.
Dede Efendi,1812 yılında Padişahtan "Musa-
hib-i Şehryari" ünvanını aldı. Daha sonraki yıllar-
da da sarayın müezzin başlığına getirildi. Dede
Efendi, II. Mahmud'un saltanatı süresince, za-
manın en büyük bestekârı olarak kabul edildi ve
ünü hiçbir bestekâra nasip olmayacak derecede
arttı.
Dede Efendi,o tarihlere kadar Mevlevi Musıki-
sinde sınırlı sayıda bulunan "Âyin" formu üzerin-
de çalışma isteğine kapıldı. Bu isteğini, 1821 yı-
lında Abdülbaki Nasr Dede'nin yerine postnişin-
liğe gelen Hüseyin Hüsnü Dede'ye iletti. Ondan
gördüğü teşvik üzerine de Sabâ makamında
yaptığı Ayinini besteledi. Âyininin ilk mukabelesi
18 Şubat 1824'te Yenikapı Mevlevihanesi'nde
yapıldı. Bunu Nevâ makamında yaptığı Âyin ta-
kib etti. Bu âyin de 15.4.1824'te icra edildi. De-
de Efendi daha sonra 1832'de Bestenigâr,
1833'de Sabâ-Bûselik makamlarından da birer
âyin besteledi.
1831'lerde geçen bir olay, Dede Efendi'nin mu-
sikiye olan hakimiyetini göstermesi bakımından
dikkat çekicidir. Olay, Hünkâr İmamı Zeynelabi-
din Efendi ile Dede Efendi arasında cereyan et-
miştir:
"Ramazan ayında kılınan teravih namazının son
dört rekâtında, Acem-Aşirân makamından ilahi
okunması Itri'den beri alışılagelmiş bir uygulama
idi. İmam-ı Şehriyari'nin de aynı makamdan
Kur'an okuması gelenek hâline gelmişti.
Zeynelabidin Efendi, musıki bilgisinin sınırlılığına
rağmen, yüksek kabiliyeti ile kendini kabul ettir-
miş bir zat imiş. Müezzinler ilahiyi hangi makam-
dan okursa okusun o da aynı makamdan Kur'an
okumakta güçlük çekmezmiş. Fakat teravih na-
mazının rekat aralarında icrası güç ve az kullanı-
lan makamlardan okuduğu ilahilerle Dede Efen-
di, zaman zaman İmam Efendi'ye sıkıntılı anlar
yaşatırmış. Doğal olarak bu hâl, II. Mahmud gibi
musıkiyi çok iyi bilen bir Padişahın gözünden
kaçmazmış.
Zeynelabidin Efendi de, Padişaha namaz kıldır-
dığı bir gecede, Acem-Aşîrân makamında sey-
redip, Yegâh perdesine düşerek ve henüz o
makamdan bir ilâhi bestelenmemiş olduğundan,
Dede Efendi'yi Acem-Aşîrân makamından ilahi
okumağa mecbur ederek üstünlük sağlamak
amacında imiş.
İşte bu düşünceler doğrultusunda hareket eden
Zeynelabidin Efendi, kıldırdığı bir teravih nama-
zında, Yegâh perdesinde karar kılar. Bir sonraki
rekatta da aynı şeyi yapınca Dede, İmam Efen-
di'nin amacını anlar ve bir ara mahfilin bir köşe-
sine çekilip Yunus'un ünlü ilahisini o anda bes-
teler ve İmam Efendi'nin Ferahfezâ karar verme-
si üzerine hemen orada bestelemiş olduğu ilahi-
yi okur.
Şûride vü şeydâ kılan / Yârin cemâlidir beni
Âlemlere rüsvâ kılan / Yârin cemâlidir beni
Seyyid Ahmed Ağa'nın bu makamı bulduğun-
dan haberi olmayan ve yeni bir makam buldu-
ğunu sanan Zeynelabidin Efendi, Dede Efen-
di'nin bu mahareti karşısında, şaşkın bir halde
ilahiyi sonuna kadar dinlemek zorunda kalır.
Namaz bitiminde II. Mahmud, Dede'yi çağırır ve
bu makamın ne olduğunu sorar. Dede, III. Selim
dönemi musahiblerinden Seyyid Ahmed Ağa'nın
bu makamı terkib ederek "Ferahfezâ" adını ver-
diği ve o günden sonra da bu makamın kullanıl-
madığı hakkında bilgiler verir. II. Mahmud, bu
makamı çok beğendiğini söyleyerek Dede'ye il-
tifatlarda bulunur ve Dede Efendi'yi bu makamı
yeniden ele alarak canlandırması için teşvik
eder.
Dede Efendi bu dönemlerde hayatının en verim-
li ve başarılı yıllarını yaşadı. Yapmış olduğu dinî
ve dindışı eserler ve gördüğü itibarla zirvedeki
tek isimdi. Bir ara Yenikapı Mevlevihanesi'nde
Hüzzâm Âyini bestelemeğe başladı. 6.3.1834'te
Birinci Selâm'ını bestelediği (Sabâ Ayin ile ta-
mamlanıyordu) Hüzzâm Âyininin mukabelesi ya-
pıldı. İki ay içinde diğer selâmları da besteleyip,
âyin formunun şaheserlerinden biri olan Hüzzâm
Âyinini tamamladı.
II. Mahmud 1837 yılında Yenikapı Mevlevihane-
sini tamir ettirdi. Onarımdan sonra Dergâhın açı-
lış törenine gelen Sultan Mahmud, büyük beste-
kâra, Ferahfezâ makamını çok sevdiğini, bu ma-
kamdan bir Âyin-i Şerif bestelerse pek memnun
olacağını söyledi. Dede Efendi, Padişahın bu is-
teğini yerine getirmek için çalışmalarına başladı.
Gerçekten de Âyin formunu yenileyecek özellik-
lere sahip olan Ferahfezâ Âyinini tamamladı. Bu
sıralarda II. Mahmud tüberküloz hastalığının son
safhasına gelmişti. Bu yüzden mukabelenin Ye-
nikapı Mevlevihanesi'nde değil de, saraya yakın
olan Beşiktaş Mevlevihanesinde yapılmasına
karar verildi. Bu arada yoğun bir çalışma ile âyin
icraya hazır duruma getirildi. 3 Nisan 1839'da,
Padişahın da hazır bulunacağı Beşiktaş Mevle-
vihanesinde izdiham yaşandı. Padişah beklenir-
ken Mevlevihaneye gelen Hünkâr yaveri, rahat-
sızlığı dolayısıyla Zat-ı Şahanelerinin mukabele-
de bulunamayabileceğini, fakat Ferahfezâ Âyini
Şerifinin, Padişahın buyruğunca muhakkak
okunmasının istendiğini Beşiktaş Mevlevihanesi
şeyhi Mehmed Kadri Dede'ye iletti. Bu haberin
yarattığı genel üzüntü ve durgunluğa rağmen
âyinin başlaması için hazırlık yapıldı ve mukabe-
leye başlandı. Henüz Itri'nin Rast Naat'ı okunur-
ken, Sultan Mahmud dergâha girdi. Padişahın
görünmesi üzerine bu defa da herkese bir heye-
can ve mutluluk hakim oldu. O şevk ve neş'e ile
âyin gönüllerden gelen bir çoşkuyla icra edildi.
II. Mahmud âyinin bitiminde, hastalığının verdiği
bitkinlik içinde Dede Efendi'ye, çok rahatsız ol-
duğunu, gelmek için gayret sarfettiğini fakat gel-
mekle de ne kadar isabetli davrandığını, Ferah-
fezâ Âyinininkendisine adeta bir hayat iksiri gibi
geldiğini söyledi. Sultan Mahmud, Dede Efen-
di'ye ve bütün Mevlevilere o güne kadar bulun-
madığı ölçüde ihsanlarda bulundu ve bu, De-
de'nin 31 yıl boyunca kendisini takdir ve teşvik
eden Padişahını son görüşü oldu.
Dede Efendi, yıllarını bestekârlık ve öğrenci ye-
tiştirmekle geçirmeğe başladı. Bir süre sonra da
Padişah Abdülmecid'den hacca gitmek için izin
aldı. Yanında iki çok değerli öğrencisi Mutafza-
de Ahmed Efendi ve Dellâl-zade İsmail Efendi
olmak üzere yola çıktı. Yolda iken, unutulmağa
yüztutmuş olan Nayi Osman Dede'nin ünlü "Mi-
raciyye"sini, bu iki öğrencisine geçti. Mukaddes
topraklarda bulunmak ve bilhassa Kâbe'yi ziya-
ret ânı Dede'yi çok etkiledi. Tavaf esnasında
gözyaşlarını tutamadı. Yaşadığı ortamı ve duy-
gularını ifade eden, Yunus Emre'nin "Yürük de-
ğirmenler gibi dönerler" ilâhisini, Şehnâz maka-
mında ve Evsat usulünde besteledi. İki öğrenci,
hemen tavaf sonrası bu ilâhiyi öğrendiler. De-
de'nin son eseri olan bu ilâhi, daha sonra çeşit-
li tarikatlarda okunan ve çok sevilen bir ilâhi ol-
du.
1846 yılında Mekke'de kolera salgını zuhur etti.
Bu hastalık yüzünden bir çok kişi hayatını kay-
betti. Dede Efendi de Mekke'ye geldiği günler-
de bu hastalığa yakalandığından, tavaf esnasın-
da oldukça rahatsızdı. Hac görevi tamamlandık-
tan sonra, İstanbul'a dönmek üzere yola çıkıldı,
fakat Mina'da çok ağırlaştı. Sabaha karşı da bu
iki öğrencisi yanında ebedi âleme göçtü ve Haz-
reti Hatice'nin ayak ucuna, 29 Kasım 1846'da
defnedildi.
Tâ'ûna giriftâr olarak Minâ'da
Can verdi cehennem gibi bir hummada
Fânî ise öz bestelerin hallâkı
Doğmak yaşamak nâfiledir dünyâda.
Yahya Kemâl

M.Fatih Salgar



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97