Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 239. Sayı >> CAMİLERİMİZ >> İstanbul'da Bayezid Camii ve Külliyesi

İstanbul'da Bayezid Camii ve Külliyesi

Amasya, Edirne ve İstanbul, bu üç gü-
zide şehir, Sultan Bayezid-i Velî (II.
Bayezid)'nin adını ve hatırasını taşı-
yan, bizzat kendisi tarafından yaptırılmış birer
külliyeye sahip şehirlerimizdir. Bu yazımızda,
her biri bulundukları beldenin abidevî eseri
olan bu yapılardan birinden, İstanbul'daki Ba-
yezid Camii ve Külliyesi'nden bahsedeceğiz.
Bayezid Camii ve Külliyesi, İstanbul'un merke-
zî bir yerindedir. Beyazıt semtinde, meşhur
Beyazıt Meydanı'na dağınık bir şekilde yayıl-
mış haldedir. Külliyenin camii, Divan Yo-
lu'ndan Aksaray'a giderken sağ taraftadır.
Bayezid Camii ve Külliye'si bir cami, imaret,
tâbhane, sıbyan mektebi, medrese, türbe,
kervansaray ve hamamdan oluşur. Bu külliye,
daha önce bu sayfalarda anlattığımız Fatih
Camii ve Külliyesi'nden sonra inşa edilen en
büyük külliyedir. Fakat, buradaki külliye unsur-
ları, Fatih'teki gibi belirli bir simetriye göre de-
ğil, dağınık bir şekilde yerleştirilmiştir. Bununla
birlikte Bayezid Camii ile Fatih Camii'nin plan-
ları arasında belirli bir benzerlikten bahsedile-
bilmektedir. Bu arada, Fatih Camii'nin orijinal-
liğini kaybettiği düşünülürse, Bayezid Cami-
i'nin İstanbul'da orijinalliğini koruyan en eski
selâtin cami iolduğu söylenebilir.
Osmanlı klâsik mimarisinin erken dönem eser-
leri arasında yer alan Bayezid Camii'nin inşa-
sıyla ilgili malumatı, cümle kapısı üstünde bu-
lunan ve hattat Şeyh Hamdullah tarafından
celî-sülüs ile yazılan Arapça kitabede buluruz.
İşbu kitabenin tercümesi şöyledir: "Bu binanın
yapımına 906 yılının (M. 1501) Zilhicce ayının
sonlarında başlandı ve Hicrî 911 yılında (M.
1505) tamamlandı."
Bayezid Camii'nin Arapça Vakfiyesi Rumeli
Kazaskeri Mevlânâ Abdurrahman Çelebi tarafından
1505 yılında yazılmış olup bugün Vakıflar Genel Mü-
dürlüğü'ndedir. Bu vakfiyeye göre, külliyeye gelir
sağlamak üzere Selânik, Bursa ve Edirne'de birer
kervansaray yapılmış, ayrıca Selanik'te bedesten,
başhâne, hamam gibi başka eserler vakfedilmiştir.
Mimarı kim?
Bugün, Bayezid Camii'nin kim tarafından inşa edildi-
ği meselesi henüz aydınlığa kavuşturulamamıştır. Bu
bahiste adı anılan üç mimar vardır. Bunlar Mimar
Hayreddin, Mimar Kemaleddin ve Mimar Yakûp
Şâh'tır.
Sözgelimi Ayvansarâyî'nin Hadîkatü'l-Cevâmi'sinde
Bayezid Camii'nin mimarı olarak Mimar Hayreddin
gösterilir. Bu kanaat uzun süre genel kabul görmüş-
tür. Fakat, sonraki dönemlerde Mimar Kemaleddin'in
Bayezid Camii mimarı olabileceği görüşü ileri sürül-
müştür. Bazılarına göre ise, her iki mimar da Bayezid
Camii'nin yapımında çalışmışlardır. Zamanla bu ka-
naate de şüpheyle yaklaşılmıştır. Örneğin A. Süheyl
Ünver meseleyi bir makaleyle ele alarak tereddütleri-
ni bildirmiştir.
Benzeri bir yaklaşımı Rıfkı Melûl Meriç de sergilemiş
ve 1958'de yazdığı bir makalede ispatlayıcı bir belge
de sunarak hem camiin inşa tarihini 1500-1505 yılla-
rı ile sınırlandırmış, hem de mimarının Yakûb Şâh b.
Sultan Şâh adlı bir usta olduğunu bildirmiştir. Buna
göre, mimarın halifeleri Ali b. Abdullah ve Yusuf b.
Papas adlı sanatkârlardır. Bina nâzırı ise Mirlivâ Mus-
tafa Bey'dir. Bu araştırmaya göre inşaatta İstanbul
yeniçerileri çalışmış, pencerelerin madenî parmaklık-
ları Sertopçuyan Bâlî Bey ve Topçular Ocağı tarafın-
dan dökülmüş, nakışlar nakkaşlar cemaati sanatkâr-
ları eliyle yapılmış, avize zincirleri Derviş Mehmed
adlı usta tarafından imal edilmiştir. Rıfkı Melûl Me-
riç'in takdim ettiği belgede inşanın bitişinden sonra
camiye verilen Kur'an-ı Kerim, halı, seccade, kandil,
askı, fener, mum, cüz mahfazası, rahle, avize,
Kur'an kesesi gibi eşyanın kimler tarafından verildi-
ği de kayıtlıdır.
Harime girelim...
Bayezid Camii'nin büyük bir alan üzerine yapıldığını
bildirmiştik. Kaynaklar, vaktiyle bu eserin çevresinin
geniş bir dış avlu ile çevrili olduğunu zikreder. Buna
dair bilgilere Evliya Çelebi'de de rastlıyoruz. Bugün
böyle sınırlı bir avludan bahsetmemiz mümkün değil-
dir. Fakat, camiin çevresi hâlâ geniş bir alan olarak
varlığını sürdürmektedir.
İşte böyle bir çevre içerisinde Bayezid Camii genel
bir bakışla bakıldığında, dört fil ayağı üzerindeki kub-
be ile, kuzey ve güneydeki yarım kubbeler ve bunla-
rın iki tarafındaki dörder ayak yan kubbelerden ve bi-
nanın iki tarafında beşer kubbeli tabhâne kanatların-
dan meydana gelmiştir. Ayrıca 24 kubbeli bir son ce-
maat avlusu ve kanat uçlarındaki birer şerefeli iki mi-
naresi bulunmaktadır.
Camiin ana mekânını örten kubbe, kıble ekseni üze-
rinde (kuzey ve güneyde) iki yarım kubbe ile destek-
lenir. Bayezid Camii'nin kubbesindeki bu sistem
Ayasofya Camii'nin örtü düzenine benzediğinden, bu
camiin Ayasofya'nın ilhamı ile yapılmış olduğu, onun
benzeri, hatta taklidi olduğu görüşü yabancılar tara-
fından söylenegelmişse de Ayasofya'daki statik za-
yıflığın burada olmayışı, Bayezid Camii'ni yapan mi-
marların başka merhalelerden geçerek bu eseri vü-
cuda getirdiklerini gösterir. Bu çerçevede, Bayezid
Camii'nin Edirne'deki Üç Şerefeli, İstanbul'daki ilk
Fâtih ve Atik Ali Paşa camilerinin devamı niteliğinde-
ki bir gelişmenin eseri olduğu bilinmektedir
Bayezid Camii'nin mihrabı, minberi, müezzin mahfili
ile giriş duvarına konsollar üzerine oturan kadınlar
mahfili itinalı taş işçiliğine sahiptirler. Bunlardan bil-
hassa minberin dantela gibi işlenmiş olması kayda
değer bir özelliktir. Kapı ve pencere kanatları da dev-
rinin ahşap işçiliğinin en güzel örneklerindendir.
Avlu yok, iç avlu var...
Bugün, Bayezid Camii'nin avlusu denilince akla iç
avlu gelmektedir. Burası kare biçimli bir avlu olup son
cemaat yerine bitişiktir. Yirmi dört kubbeli revaklarla
çevrilmiş olan bu avlu mermer döşeli bir zemine sa-
hiptir. Avlunun ortasında şadırvan bulunur. Aslında
üstü açık olan bu şadırvanı Sultan IV. Murat zama-
nında etrafına dikilen sekiz mermer sütun üzerine
oturan barok üslupta bir kubbe ile örtülmüştür. Bu
kubbeyi taşıyan yeşil somaki sütunlar devşirme mal-
zemedir. Bunların altlarında prizma biçimindeki ka-
ideler de devşirme sütun başlıklarıdır ve üzerleri yon-
tularak düzenlendikten sonra kullanılmışlardır. Avlu
mermerlerinin aralarında geniş kırmızı porfir taşı (ayak
taşı) levhalar görülür. Bayezid Camii revaklı avlusu
ayak taşları açısından İstanbul'daki en zengin yapıdır.
Camiin iç avlusu dışarıya üç kapı ile bağlantılıdır.
Bunlardan ortadaki Saray Kapısı, soldaki İmâret Ka-
pısı, sağdaki Meydan Kapısı olarak isimlendirilmiştir.
Bu kapıların dış yüzleri âbidevî bir görünüm arz eder.
Methal açıklığı mukarnaslı mermerden muhteşem bir
nişin içinde açılmıştır. Burmalı bir çerçeve ile sınırla-
nan kapıların tepelikleri zengin profilli tomurcuklar ile
taçlanmıştır.

İki tabhâne...
Bayezid Camii zaviyeli (tabhâneli, kanatlı) yapıların
son örneği kabul edilir. Bu kanatlar plan olarak orta
kubbenin iki yanında (camiin doğu ve batı tara arın-
da), biri merkezde olmak üzere beşer kubbe ile örtü-
lü vaziyette karşımıza çıkarlar. Ana mekândan ba-
ğımsız birer kitle hâlinde inşa edilen bu tabhânelerin
dışarıya açılan kapıları vardır. Bu yapıların ortasında,
önceden üzerlerinde aydınlık fenerleri olan kubbeli
birer kapalı avlu mahiyetindeki orta bölümleri ile bu-
na açılan iki tara arında ocaklı ve kubbeli dörder
hücreleri vardı. Harimle zaviyeler arasındaki duvarın
çok kalın olması buraların farklı bir fonksiyonla yapıl-
dığını gösterir. Ayrıca kubbelerinde rastlanılan baca
izleri de buna eklenince, buraların gerçekte tabhâne
olduğu kesinleşir. Sonradan bu tabhâneler, esas ca-
mi ile aralarındaki duvarlar kaldırılarak namaz mekânı
hâline getirilmiştir.
Nadide iki minare...
Bayezid Camii'nin birer şerefeli, taştan yapılmış iki
minaresi vardır. Bu minareler Osmanlı devri Türk mi-
marisinde çok değişik sistem uygulanarak tabhâne-
lerin en dış köşelerine yerleştirildiğinden aralarındaki
açıklık 79 m.'yi bulmaktadır. Birer şerefeli bu minare-
ler, kaide, pabuç, gövde ve şerefeleriyle nadide eser-
lerdir. Minareler renkli taşlarla ve kûfi yazıyla bezelidir.
Bu minarelerden sağdaki orijinal süslemesini zamanı-
mıza kadar korumuştur. Bunun gövdesinde pişmiş
topraktan kırmızı renkte kuşaklardan başka gövdenin
yukarı bölümünde yine aynı malzemeden geometrik
bir süsleme kaplaması görülür. Şerefe çıkmaları ise
sarkıtmalı mukarnaslar ile bezenmiştir. Sol taraftaki
minare birkaç kez onarım geçirdiğinden bezemeleri-
nin birçoğu günümüze ulaşmamıştır. Bununla birlik-
te, şerefe çıkmaları altında, diğer minarede olduğu
gibi sarkıtmalı mukarnaslar vardır. Bu minareler,
özellikle kürsü kısımlarının mimarisi ve süslemesi ba-
kımından eşsiz eserlerdir.
Uzakta bir medrese...
Günümüzde Vakı ar Hat Sanatları Müzesi olarak kul-
lanılan medrese, camiin uzağına bağımsız bir bina
hâlinde yapılmıştır. Klasik Osmanlı medrese plânın-
da, açık bir avlu çevresindeki kubbeli revakların arka-
sında sıralanan odalardan oluşmaktadır. Medresenin
yapımı 1507'de bitmiş olup mimarı Yûsuf b. Pa-
pas'dır. İstanbul'un en önemli medresesi olarak bili-
nen bu eğitim kurumunda genellikle şeyhülislâmların
ders vermiş olduğu görülür. Medresenin inşasında
dersane-mescid bölümü hariç kesme taş kullanılmış-
tır. Bu mekân ise taş ve tuğla şeritleri şeklinde örül-
müştür. Medresenin cümle kapısı sivri kemerli büyük
bir eyvanın içinde açılmıştır. Revakların arkasında her
biri ocaklı, dolaplı ve dışa penceresi olan kubbeli yir-
mi odası vardır. Avlu ortasında ise bir şadırvan bulu-
nur.
İlginç bir mimarî: Sıbyan Mektebi...
Külliyenin güneydoğusunda (camiin kıble tarafındaki
hazirenin de ilerisinde) yer alan sıbyan mektebi
1507'de inşa edilmiştir. Sıbyan mektebi, önünde
dört sütuna ve iki yan duvara dayanan bir sundurma-
sı olan yan yana bitişik, ikisi de kubbeli çifte mekân-
dan ibarettir. Bunlardan soldaki yazlık bölüm olmalı-
dır ki, geniş bir eyvanla dışarı açılır. Buradan geçilen
ikinci kubbeli mekânda ocak ve dolap yeri bulunur ve
kışlık (asıl) mektep kısmıdır. Yazlık kısımda altta altı,
üstte dört pencere vardır. Kışlık kısmın güney duva-
rının ortasında bir mihrap yer alır. Diğer duvarlarda
ikişer alt ikişer üst pencere bulunmaktadır.
Bayezid-i Velî Türbesi...
Sultan II. Bayezid'in türbesi camiin kıble tarafında ka-
lan hazirededir. Bu türbe, vefatından sonra oğlu Ya-
vuz Selim tarafından yaptırılmış olup her kenarı 5.35
m. ölçüsünde sekizgen bir yapıdır. Kesme taştan ya-
pılmış olan türbenin üstünü sağır kasnaklı bir kubbe
örter. Her cephede altlı üstlü pencereler vardır. Altta
yedi, üstte sekiz pencere bulunur. Giriş kapısı geç-
meli pembe beyaz taşlarla yapılmış basık kemerlidir.
Kapı kemeri üstündeki kitabe yerine boya ile besme-
le yazılmıştır. Çok zengin oymalar ile işlenmiş, geç-
meli kapı kanatları ayrıca altın yaldızlı madeni kabo-
şonlarla süslenmişse de bunların çoğu yerinde değil-
dir. Kapının iki yanında üç sıra bademli beş kenarlı bi-
rer hücrecik bulunmaktadır. Kapının üstündeki sa-
çak, son devir tamirlerden olup geniş saçaklı ampir
üslubundadır. Türbenin içindeki kalem işi süslemeler
geç devrin barok üslubundadır. Pencerelerdeki ah-
şap kapaklar orijinaldir. Sultan II. Bayezid'in sandu-
kası tek olarak ortada bulunmaktadır. Hazirede II.
Bayezid'in kızı Selçuk Hatun'un ve Tanzimat döne-
minin sadrazamı Mustafa Reşid Paşa'nın türbeleri de
bulunur.
İmaret ve Kervansaray...
Külliyenin bu iki unsuru caminin sol tarafındadır. İma-
ret, ortası şadırvanlı bir avlu çevresinde dizili odalar-
dan oluşur. Avlu 15.70x16.66 m. ölçülerindedir. Av-
ludaki revak 12 mermer sütunludur. Avluyu çevrele-
yen bütün mekânlar kubbeyle örtülmüştür. İmaret
bütünüyle kesme taştan yapılmış olup, içerde bazı
pencere ve kapı kemerleri tuğladandır. Giriş kapısı
sade olup, kırmızı ve beyaz taştan sivri kemer içinde
parça taşlardan lentoludur. Vaktiyle avlunun ortasın-
da yer alan mermer şadırvan sonradan kaldırılmış,
revakın altına alınmıştır. Yerine ise, avluyu örten çatı-
nın beton direği dikilmiştir. Kervansaray ise imaretin
solunda, onunla bitişik altı kubbeli bir yapıdır. İmaret
ile kervansarayın ayakta kalan bölümleri bugün Be-
yazıt Devlet Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.
Hamam ve diğer unsurlar...
Külliyenin çifte (hem kadınlar hem de erkekler için ay-
rı bölümleri olan) hamamı Lâleli'ye inen cadde üzerin-
de, fakültenin yanındadır. Halk arasında yanlış olarak
'Patrona Hamamı' olarak bilinir. Haç biçimli hamam,
büyük kubbeli orta bölüm ile köşe odaları ve soğuk-
luk odasından oluşmaktadır. Yapının sivri kemerli bir
niş içinde basık kemerli bir kapısı bulunmaktadır. Alt-
ta ve üstte dörder, kubbe kasnağında ise yine dört
penceresi vardır. Harap vaziyette olan hamamın kul-
lanıma açılması için çalışmalar yapılmaktadır.
Bunların dışında, cami ile imarethane arasına Sultan
II. Mahmud tarafından ahşap bir Kasr-ı Hümayun
yaptırılmış, fakat bu yapı 1933'te Belediye tarafından
yıktırılmıştır.
Külliye içinde bir muvakkithane bulunduğuna dair bil-
giler bulunmakla birlikte, bunun yeri tespit edileme-
miştir. Evliya Çelebi'nin "Sebilhane-i Sultan Bayezid
Veli" diye bahsini yaptığı sebilin yeri de belirleneme-
miştir.
"Dağılıp pâre pâre..."
İnşaatından birkaç yıl sonra (1509'da) İstanbul'da
"küçük kıyamet" adı verilen deprem olmuş, bu tabii
afetten Bayezid Camii de etkilenmiştir. Gelibolulu
Mustafa Âli'nin Künhü'l Ahbâr'ındaki bir kayıtta, ca-
miin kubbesinin "dağılıp pâre pâre olduğu" belirtil-
mektedir.
Mimar Sinan'ın eserlerini veren Tuhfetü'l-Mi'mâ-
rin'de, onun 1573'te Bayezid Camii'nin içinde bir ke-
mer inşa ederek güçlendirdiği belirtilmektedir.
1580'de de camii mütevellisinin Mimar Sinan'dan
külliye bünyesi içinde beş adet dükkân yapmayı ta-
lep ettiği bilinmektedir.
İstanbul'daki büyük yangınlardan Bayezid Camii ve
çevresi de zarar görmüştür. 1683'teki bir yangında
minare külâhları tutuşmuş, 1741'de de diğer bir yan-
gın caminin etrafındaki dükkânları yok etmiştir.
1743'te minarelerden birisine yıldırım isabet etmiş,
külahı yanmıştır.
1754'te camiin kubbesi tamir edilmiştir. Doğu ta-
rafı kapısı üstünde bulunan hattat Mustafa b.
Mehmed imzasını taşıyan kitabe 1797 tarihlidir.
Bundan hareketle camiin bu tarihte bir tamir gör-
düğü söylenebilir.
Camiin tabhânelerine bitişik olarak sonradan
ahşap eklemeler yapılmış, bunlar 1920'den
sonra kaldırılmıştır. 1950'den sonra iç avlu
döşemeleri yenilenmiş, minareler de tamir-
den geçirilmiştir.
Bayezid Camii bunların dışında
1870, 1940 ve 1958 yıllarında
da büyük onarımlar geçir-
miştir.

Cevat Akkanat



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97