Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 239. Sayı >> PORTRE >> Hz. Peygamber (s.a.s.)'in İslam'a davet elçilerinden Abdullah b. Huzâfe (r.a.)

Hz. Peygamber (s.a.s.)'in İslam'a davet elçilerinden Abdullah b. Huzâfe (r.a.)

Bilhassa kendi kabilesinde gördüğü aşırı baskılar dolayısıyla kardeşi Kays b.
Huzâfe (r.a.) ile birlikte ikinci Habeşistan hicretine katıldı.
Abdullah b. Huzâfe (r.a.) Bedir savaşından sonra Medine'ye ulaştı. Bundan son-
ra Allah Rasûlü (s.a.s.) ile birlikte bütün savaşlara iştirak etti.
Abdullah b. Huzâfe (r.a.) Hz. Ömer (r.a.) devrinde Şam topraklarında gerçekleş-
tirilen fetihler esnasında Bizanslılarla yapılan bir savaşta bir çok Müslümanla
birlikte esîr düşmüştü.

Abdullah b. Huzâfe (r.a.) Kureyş kabilesinin bir kolu olan Seh-
moğulları'nın mensubu olarak Mekke'de dünyaya geldi. Onun
kabilesine ismini veren Sehm, Abdullah'ın dördüncü dedesidir
ve soyu Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yedinci dedesi olan Ka'b b. Lü-
eyy'de birleşmektedir.

(İbn Sa'd, et-Tabakâtü'l-Kübrâ,, I-X, Kahire 2001, IV,
176.)

İslâmiyet'in yayılmaya başladığı ilk günlerde Müslüman olan Abdullah
b. Huzâfe (r.a.), Mekke döneminin çileli hayatını yaşadı. Bilhassa ken-
di kabilesinde gördüğü aşırı baskılar dolayısıyla kardeşi Kays b. Hu-
zâfe (r.a.) ile birlikte ikinci Habeşistan hicretine katıldı.
(İbn Abdilberr, el-İstîâb, Ürdün 2002, s. 391.)

Abdullah b. Huzâfe (r.a.) Bedir savaşından sonra Medine'ye ulaştı.
Bundan sonra Allah Rasûlü (s.a.s.) ile birlikte bütün savaşlara katılan
Abdullah b. Huzâfe (r.a.) bir ara Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) tarafından yak-
laşık 50 kişilik bir seriyyenin kumandanlığına da getirilmiştir.
(İbnü'l-Esîr,Üsdü'l-Ğâbe, I-VIII, Beyrut ts., (Daru'l-Kutubi'l-İlmiyye), III, 213.)

Hz. Peygamber (s.a.s.) Hudeybiye Barış Antlaşması'nın imzalanması-
nın hemen ardından Arap Yarımadası'nda bulunan kabilelere ve
komşu devletlere İslâm'a davet mektupları göndermeye başladı. Bu
mektuplarda muhataplarına güven ve himaye sözü vererek, elleri al-
tında bulunan toprakların ve hazinelerin, vergilerin, imar edilmiş yerle-
rin kendilerine kalacağını garanti etmiştir. Salâtı ikame edip zekâtı ver-
dikleri sürece bu haklarının korunacağını, dinden dönmeleri hâlinde
ise artık güvencelerini kaybedeceklerini bildirmiştir.
Allah Rasûlü (s.a.s.)'nün davet mektuplarından biri
de aşağıda metni verilen Abdullah b. Huzâfe (r.a.)
tarafından Sâsânî Hükümdarı'na götürülen mek-
tuptur:

"Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla başlarım! Al-
lah'ın Elçisi Muhammed'den İranlıların kralı Kisrâ'ya:
Allah'ın selâmı, hakikat yolundan giden, Allah'a ve
O'nun Elçisine inanan, Allah'tan başka tanrı olmadı-
ğına, O'nun tek ve ortaksız olduğuna, Muham-
med'in O'nun kulu ve eçisi olduğuna şehadet edip
bunu kabul edenin üzerine olsun! Ben seni tam bir
İslam daveti ile çağırıyorum. Zira ben, can taşıyan
herkesi uyarmak ve Allah'ın inanmayanlar hakkında-
ki sözünü gerçekleştirmek üzere Allah'ın tüm insan-
lara gönderdiği bir elçiyim. Öyleyse (İslam'a) tabi ol
ki esenliğe kavuşasın; ama reddedersen, o zaman
Mecûsîlerin günahı senin üzerine olacaktır."
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in kendisine gönderdiği bu
mektup kralı oldukça öfkelendirmiş, eline alır almaz
mektubu yırtıp parçalamıştır. Bunun üzerine Abdul-
lah b. Huzâfe (r.a.) Kisrâ'nın huzurunda İranlılara hi-
taben şöyle bir konuşma yapmıştır:

"Ey Farslılar! Sizler, yeryüzünden ancak ellerinizde
bulunan bir kısmına hâkim olarak, peygambersiz ve
kitapsız olarak sayılı günlerinizi geçiriyor, bir düş ha-
yatı yaşıyorsunuz! Hâlbuki yeryüzünün, hâkim ola-
madığınız kısmı daha çoktur.

Ey Kisrâ! Senden önce, nice dünyalık ve âhiretlik hü-
kümdarlar gelmiş geçmiş ve hüküm sürmüşlerdir.
Onlardan âhiretlik olanlar dünyadan da nasîblerini al-
mışlar; dünyalık olanlar ise, âhiret paylarını kaybet-
mişlerdir! Dünyaya çalışmakta birbirlerinden geri ka-
lanlar, âhirette bir hizâya gelmişlerdir. Sana getirip
sunduğumuz bu işi, sen küçümsüyorsun, ammâ
vallahi, nerede olursan ol, küçümsediğin şey gelince
ondan korkacak, ancak korunamayacaksın!" Bu
sözleri duyan Kisrâ daha da öfkelenip saltanatına
gururlanarak dedi ki: "Şuna bak! Benim, kulum, kö-
lem konumunda olan bir kişi, kalkıyor da bana mek-
tup yazıyor hâ! Mülk ve saltanat, bana mahsûstur!
Benim bu hususta ne yenilgiye uğramaktan, ne de
bana bir ortak çıkacağından korkum vardır! Firavun
İsrâiloğullarına hâkim olmuştu. Siz onlardan daha iyi
ve güçlü değilsiniz. Sizi hemen hâkimiyetim altına
alıvermeme ne engel var ki? Zira ben Firavun'dan
daha iyi ve güçlüyümdür!"

Kisrâ elçiye karşı sarfettiği bu sözlerden sonra
adamlarına Peygamberimizin (s.a.s.) elçisini dışarı
çıkarmalarını emretti. Bunun üzerine Abdullah b. Hu-
zâfe (r.a.) elçiye reva görülmeyecek bir davranışla
İran sarayından uzaklaştırıldı. Diğer taraftan İran kra-
lı Hüsrev, Arap yarımadasında bulunan valisi Bâ-
zân'dan Hz. Muhammed (s.a.s.) hakkında kendisine
bilgi vermesi emrini gönderdi.

Abdullah b. Huzâfe'nin İran'a götürdüğü davet mek-
tubunun bizzat Kisrâ tarafından yırtıldığını haber alan
Rasûlüllah (s.a.s.), bu saygısız davranışından dolayı
onun cezalandırılmasını Cenâb-ı Hak'tan niyaz et-
miştir.
(İbn Sa'd, et-Tabakâtü'l-Kübrâ,IV, 177.)

Aynı anda
Yemen valisi Bâzân da kraldan emir aldıktan sonra
iki adamını Medine'ye yollamıştır. Kısa süre sonra
Hz. Peygamber (s.a.s.), kendisine gelen elçilere İran
Kralı Hüsrev Pervîz'in bizzat kendi oğlu tarafından
öldürüldüğünü haber vermiş, ayrıca Bâzân'a müslü-
man olduğu takdirde Yemen'deki valilik görevinde
bırakılacağını bildirmelerini söylemiştir. Elçiler ülkele-
rine geldiklerinde Allah Rasûlü (s.a.s.)'nün İran'daki
yönetim değişikliğiyle ilgili verdiği bilgilerin doğrulu-
ğunu anlamışlar, ardından da valilerine Hz. Peygam-
ber (s.a.s.)'in teklifini iletmişlerdir. Kısa süre sonra da
Bâzân pek çok Yemenli'yle birlikte Müslüman oldu-
ğunu ilân etmiştir.

(Buhârî, Cihâd ve's-Siyer 101, Buhârî,
Meğâzî 82; İbn Sa'd, et-Tabakât, I, 259-260.)
Abdullah b. Huzâfe (r.a.) Hz. Ömer (r.a.) devrinde
Şam topraklarında gerçekleştirilen fetihler esnasında
Bizanslılarla yapılan bir savaşta bir çok Müslümanla
birlikte esîr düşmüştü. Rumlar ellerine geçirdikleri
esirlere önce Hıristiyanlık telkini yapar, kabûl ettiği
takdirde serbest bırakırlar, aksi hâlde onları çeşitli iş-
kencelerle öldürürlerdi. Esirler arasında bulunan Ab-
dullah b. Huzâfe'nin (r.a.), sahâbenin ileri gelenlerin-
den biri olduğunu öğrenen kral ona ayrı bir ehemmi-
yet veriyor, sürekli olarak Hıristiyanlığı kabûl etmesi
için telkinlerde bulunuyordu. Fakat Abdullah b. Hu-
zâfe (r.a.) bu tekliflerin hiçbirisine kulak asmıyor,
onun yüzüne karşı kelime-i şehâdeti söylemeye de-
vam ediyordu. Kral ise henüz ondan ümidini kesme-
mişti. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yakın arkadaş-
larından birisinin Hıristiyanlığı kabûl etmesi, günden
güne yayılarak Bizans'ı tehdit eden Müslümanlar
arasında bir panik meydana getirecek ve Hıristiyan-
lık âlemi için büyük bir muva akiyet olacaktı. Bu se-
beple kral, Abdullah (r.a.)'ın Hıristiyan olması hâlinde
kavuşacağı dünyalıkları durmadan arttırıyor, ona ye-
ni yeni önerilerde bulunuyordu. En nihayetinde şöy-
le bir teklifte bulundu: "Hıristiyan olmayı kabûl ettiğin
takdirde, kızımı sana verir, seni saltanatıma ve mül-
küme ortak ederim". Ancak Abdullah (r.a.) izzetle
haykırarak şu cevabı verdi: "Değil bütün Bizans top-
raklarını, Arap ve Acem topraklarını da versen bir an
olsun dinimden dönmem!". Bunun üzerine kral, Ab-
dullah (r.a.)'ı öldürmekten başka seçeneğin kalma-
dığını söyledi. Abdullah (r.a.) ise ona şöyle cevap
verdi: "Buna gücünüz yetebilir. Ama sizler imânımı
kalbimden çıkarıp atamazsınız!". Abdullah b. Huzâ-
fe'den (r.a.) umduğu neticeyi alamayan Bizanslılar ilk
önce onu çarmıha gerdiler. Bu esnada okçular de-
vamlı olarak, ellerine ve ayaklarına yakın yerlere ok
yağdırıyorlardı. Bu arada ona Hıristiyanlık telkinleri
yapılmaya devam ediliyordu. Diğer taraftan bir ka-
zan su kaynatılmış ve Hıristiyan olmayı reddetmiş
olan Müslüman esirlerden birisi getirilmiş kazana
atılmak üzere bekletiliyordu. Abdullah (r.a.) bunun
üzerine ağlamaya başladı. Kısa süre sonra eli-kolu
bağlı Müslüman esir kaynar suya atıldı. Etrafta bulu-
nanlar ve Abdullah (r.a.) bu fecî duruma şahit oldu-
lar. Daha sonra Abdullah (r.a.) da kaynayan kazanın
yanına getirildi. O, bu sırada
ağlamaya devam ediyordu. Kral onun
korkusundan ağladığını zannederek tekrar
Hıristiyan olmasını teklif etti.
Abdullah yine yapılan öneriyi geri çevirdi.
Bunun üzerine kral ona ağlamasının sebebini sordu.
Abdullah (r.a.) muhatabına şöyle cevap verdi:
"Ben korkumdan ağlamış
değilim. Biz Müslümanlar Allah yolunda ölümden
korkmayız. Benim ağlamamın sebebi şudur ki; ba-
şımdaki saçlarım adedince canlarım bulunsa da on-
lardan her biri böyle Allah yolunda ölüme gitse diye
düşündüm ve böyle bir düşünce beni ağlamaya
sevketti".
İslâm izzetinin müşahhas bir timsâli olan Abdullah
(r.a.)'ın bu sözleri karşısında kral yeni bir teklifte bu-
lundu: "Beni başımdan öpersen, seni serbest bıra-
kacağım". Bizans saltanatına ortaklık teklifi karşısın-
da bile imânından fedâkârlık göstermeyen Abdullah
b. Huzâfe (r.a.) bunun üzerine muhatabına şöyle bir
teklifte bulundu: Burada bulunan bütün Müslüman
esirleri serbest bıraktığın takdirde dediğini yaparım.
Abdullah (r.a.), kralın başını öpmeye giderken şöyle
düşünüyordu: "Bu adamın Allah'ın düşmanlarından
birisi olduğuna inanıyorum. Bunun başını, layık oldu-
ğundan değil, ancak Müslüman kardeşlerimi ser-
best bırakacağı için öpüyorum". Abdullah b. Huzâfe
(r.a.), kralın başını öptü ve o da sözünde durarak 80
Müslüman esiri serbest bıraktı. Sonuçta onun dav-
ranışı 80 Müslümanın kurtarılmasına ve daha nicele-
rinin îmânını kurtarmasına vesîle olmuştu.
(Zehebî, Si-
yeru A'lâmi'n-Nübelâ, I-XXIII, (thk. Şuyab Arnavud), Beyrut
1985, II, 13-15.)
Düşman elinden kurtardığı esirlerle birlikte Medi-
ne'ye dönen Abdullah (r.a.), Müslümanların halifesi
Hz. Ömer (r.a.) tarafından karşılandı. Hz. Ömer (r.a.)
ilk önce Abdullah (r.a.)'ı tebrik etti, ardından da ora-
da toplanmış bulunan halka hitâben şöyle dedi:
"Abdullah, kralın başından öperek 80 Müslüman
kardeşimizin kurtuluşuna vesîle olmuştur. Onun için,
Abdullah (r.a.)'ın başından öpmek her Müslümana
bir vazîfedir. İşte ilk önce ben öpüyorum". Halife
bundan sonra da onu başından öptü.
(İbn Abdilberr,
el-İstîâb, s. 391; İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-Ğâbe, III, 213-214; Siyeru
A'lâmi'n-Nübelâ, II, 15-16.)
Hz. Ömer'in halifeliği döneminde Şam fetihlerine iş-
tirak etmiş bulunan Abdullah b. Huzâfe (r.a.) daha
sonra Amr b. el-Âs (r.a.) komutasında gerçekleştiri-
len Mısır'ın fethinde bulundu. Onun Hz. Osman
(r.a.)'ın halifeliğinin son yıllarında
(H.35ĞM. 655-56} Mısır'da vefât ettiği rivayet edilir.

(İbn Abdilberr, el-İstîâb, s. 391-392; İbn Hacer, el-İsabe, I-V, Kalküta 1803, IV, 55-56.)

Doç. Dr. Adem Apak - Uludağ Üniv. İlahiyat Fak.



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97