Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 240. Sayı >> GÜNDEM >> Örf âdet olarak gelenekler ve din

Örf âdet olarak gelenekler ve din

Din, fıtrî (yaratılışa uygun) olup insanlık tarihi ile
başlar. Din, tarihin bütün devirlerinde ve bütün
toplumlarda daima mevcut olmuş, milletlerin örf
ve âdetlerinin oluşmasında önemli rol almıştır.
Millet ve din kelimeleri arasındaki mana bütünlü-
ğü de dikkat çekicidir. Nitekim "Millet-i İbrahim"
terimi "Din-i İbrahim" anlamında kullanılmakta-
dır. Ünlü Türk filozofu Fârâbî (339/950) milleti;
"Bir topluluğun baş yöneticisinin koyduğu şart-
larla mukayyet görüş ve davranışlar" şeklinde
tanımlar. Din ise, "Allah tarafından konulmuş,
akıl sahiplerini kendi arzuları ile bizzat hayırlara
sevk eden ilahî bir nizam" olarak tarif edilir. Şu
hâlde "din" ve "millet" terimleri birbirinden ayrıl-
mayan ve toplumun yapısını yansıtan kültürel
ifadelerdir. Kur'an-ı Kerim'de önceki dinlere de
"İslam" denildiği görülmektedir.
(Bkz. Âl-i İmran, 19.)

İslam, tüm dinlerin ortak ismidir. Hz. Peygam-
ber'in tebliğ ettiği İslam dininin kendine özgü
hükümleri varsa da, önceki peygamberlere em-
redilen birçok husus aynen devam etmektedir.
Mesela adam öldürmek, zina etmek ve hırsızlık
yapmak tüm dinlerde yasak kılınmıştır. Erkekle-
rin sünnet olması ise, Hz. İbrahim'den intikal
eden fıtrî bir gelenektir.
(Bkz. Buhari, Enbiya, 8.)

Günümüzde Yahudilerde bu gelenek hâlâ devam
etmektedir. Hak dinler; kişinin canını, malını, ak-
lını, dinini ve neslini korumayı hedeflemiştir.

Gelenekler: Örf ve âdet

Türkçe'deki gelenek sözcüğü, bazen "örf ve âdet",
bazen de "töre" şeklinde ifade edilmektedir.
Örf ise, "İyi olan, yadırganmayan, bilinen,
peş peşe gelen" anlamına gelmektedir.
(Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, s. 334.)

Sevinç günlerini hatırlatan "bayram" kelimesinin
Arapça karşılığı "iyd" dır. Iyd de, "her yıl yeni
bir sevinçle dönen gün" anlamını ifade eder.

Böylece bayramların her yıl tekrarlanan ve
milletin örf ve âdetine uygun olan gelenekleri
hatırlatmaktadır. Buna göre örf kelimesi, kamu
vicdanının hayırlı ve yararlı görüp âdet hâline
getirdiği her türlü dinî ve millî konulardaki
iyilik ve güzellikleri içermektedir.

Abdullah b. Mesud (r.a.)'un,
"Müslümanların iyi gördüğü Allah katında da iyidir.
Onların kötü gördüğü Allah katında da kötüdür."
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 379.)
rivayeti, toplumda kabul gören güzel âdetlerin
Kur'an ve Sünnet çerçevesinde olmasına işaret
eder. Çünkü Kur'an ve Sünnetin hoş görmediği-
ni, Müslümanlar da tasvip etmez. Şu hâlde örf
ve âdetler, toplum tarafından bilinen, kabul edi-
len, hoş karşılanan, dine göre de meşrû ve mak-
bul olan davranışlardır. Kur'an'da geleneklerin
akıl ve vahiy süzgecinden geçirilmesi, vahye ay-
kırı olmayan, akla ve insan yaratılışına uygun bu-
lunan örf ve âdetlerin kabul edilmesi emredil-
mektedir.
(Bkz. Bakara,170.)

Cahiliye taassubu

Cahiliye dönemi, Araplar'ın İslam'dan önce ki
inanç, tutum ve davranışlarını ifade etmektedir.
İslamiyet tevhid inancını getirerek putperest-
liğe karşı kesin tavır almış, bu inancın eseri
olan ve insan şerefine yakışmayan bütün kötü
âdetleri ortadan kaldırmıştır. Zira cehâlet,
ilmin zıddı olarak "bilgisizlik" anlamına gelmektedir.

Kur'an'da bu husus "Hani inkâr edenler kalplerine
taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi.
Allah ise, Peygamberine ve inananlara huzur ve
güvenini indirmiş ve onların takva (Allah'a karşı
gelmekten sakınma) sözünü tutmalarını sağlamıştı."
(Feth, 26.) şeklinde belirtmektedir.

Görüldüğü gibi bu ayette, cahiliye çağının taas-
sup ve barbarlığına, kin, nefret ve şiddetine işa-
ret edilmektedir. Bundan dolayı Arapların İslam
döneminden önceki hayatlarına "cahiliye devri"
denilmiştir. Bu aynı zamanda Araplar'ın çevrele-
rinde yaşayan insanlara göre medeniyet bakı-
mından geri kalmaları, puta tapmaları, kötülük
yapmalarını önleyen bir din, bir peygamber ve
semavi kitaba sahip olmamalarıdır. İslamiyet ise,
aydınlanma ve bilgi devridir ve bu anlamda ca-
hiliye çağının karşıtıdır.

Taassup olarak yerleşen gelenekler
Hz. Peygamber zamanında Hz. İbrahim'in getir-
miş olduğu dine inanan birtakım kimselerin
mevcut olduğu bilinmektedir. Bunlar, putlara
tapmıyorlar, kurban keserek ya da başka bir şe-
kilde onlara tazimde bulunmuyorlardı. Bu inanç-
taki kimseler zina ve fuhşa yönelmiyor, içki içmi-
yor, yağma-soygun, hırsızlık, cinayet vs. gibi dö-
nemin yaygın kötülüklerine bulaşmıyor, kız ço-
cuklarını diri diri toprağa gömenlere engel olma-
ya çalışıyorlardı. Bunlar arasında Hz. Ebu Bekir
ilk sıralarda yer almaktaydı. Cafer b. Ebî Talib,
Habeşistan Kralı Necaşi'ye vardığı zaman Arap-
ların bazı cahiliye geleneklerini şöyle anlatmıştır:
"Ey Hükümdar! Biz cahiliye taassubuna sahip
bir kavimdik. Putlara tapar, ölü hayvan eti yer,
fuhuş yapardık. Akrabalık bağlarına riayet et-
mez, komşularımıza kötülük eder, güçlü olanı-
mız zayıfları ezerdi ."
(İbn Hişam, es-Sire, I, 335.)

Bu gelenekler yalnız Arabistan'da değil, her dö-
nemde taassup olarak yerleşmiş kötü âdetleri
ifade etmektedir. İslam, cahiliye dönemindeki
evlat edinme, iki kız kardeşi bir nikâhta tutma,
kardeşlik sözleşmesi, sırf vasiyete dayalı miras
paylaştırma usulleri gibi gelenekleri de kaldır-
mıştır.
(Nisa, 11-14.)

Arapların Kâbe ile ilişkileri, ibâdetleri de
cahiliye taassubuna dayanmaktaydı. Zira onlar,
Kâbe'nin içine koydukları putlara tapıyorlardı.
Arap geleneğinde de Kâbe'nin bakım ve yönetim
sorumlusu (velîsi) olmak büyük bir mazhariyet
ve şerefti. Müşrikler, Kâbe'de geleneklerine
göre ibâdet ederken ıslık çalıp el çırparak
Beytullah'ın çevresinde dolaşıyorlar ve Kureyşîler'in
imtiyaz alâmeti olarak Kâbe'yi çıplak tavaf ediyorlardı.
(İbn Kesîr, III, 593-594.)

Yine cahiliye dönemindeki bir geleneğe göre Araplar ih-
ramlı iken veya daha başka bazı dinî gerekçeler-
le evlerine girmezler; mutlaka girmeleri gerekti-
ğinde de -kapıyı kullanmanın doğru olmadığına
inandıkları için- evlerin arkasındaki bir pencere-
den veya açtıkları bir delikten girerlerdi. Çünkü
bunun iyi ve erdemli bir davranış olduğuna ina-
nırlardı. Kur'an-ı Kerim, "İyilik, evlere arkaların-
dan girmeniz değildir. Ama iyi davranış takva
sahibi insanın davranışıdır. Evlere kapılarından
girin. Allah'a saygılı olun ki kurtuluşa eresiniz."
(Bakara, 189.)
ayeti ile bu davranışın anlamsız bir
meşakkat olduğunu anlatmıştır. Ayrıca bu dav-
ranış evdekileri rahatsız edeceği için edebe de
aykırıdır. Asıl iyi ve erdemli olan davranış, anlam-
sız geleneklerin tekrarı değil, insanın her işini
takvâya göre yapması, yani tutum ve davranış-
larını Allah'a ve O'nun buyruklarına saygı bilinci
içinde yerine getirmesidir mesajı verilmektedir.

Özenti ve taklid

İslami ahlaka uymayan gelenekleri şuursuz
özenti içinde taklid etmek dinen hoş karşılan-
mamıştır. Nitekim bu konuda hadiste şöyle ha-
ber verilmektedir: "Kim bir (yabancı) millete (dinî
ve ahlaki yönden) benzemeye çalışırsa (kendi
benliğini ve İslam'ın izzetini düşünmeden, onlar
gibi olmaya ve yapmaya kendisini zorlasa), artık
o kişi onlardan sayılır."
(Ebû Davûd, Libâs, 5.)

Bu hadisteki sakındırma Müslümanların şahsiyetlerini
ve ahlaklarını korumaya yöneliktir. Yoksa fayda-
lı işlerde gayrimüslimlerin yaptığını yapmama
anlamında değildir.

Cahiliye devrindeki kadınların vücutlarına iğne ile
yaptırdığı "döğme" âdetini Peygamberimiz ya-
saklamıştır.
(Bkz. Buhari, Libâs, 84.)

Nitekim Hıristiyanların Kudüs hacılarının da kollarına
döğme yaptırdıkları nakledilmektedir.
(Kâmil Miras, Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI, 381.)

Oysa insanın vücudunu süs ve gösteriş olarak
dağlaması haramdır. İslam dini, fıtrata önem
veren bir din olduğundan "ahsen-i takvim"
üzere yaratılan insanın fıtrat-ı asliyesini
değiştiren bu dövme âdetinden insanları
uzaklaştırmaya çalışmıştır. Nitekim bir başka
hadiste, "Güzellik için döğme yaptıran ve
Allah'ın yarattığı güzelliği değiştirmeye kalkan
kadınları Allah rahmetinden uzaklaştırsın"
(Tirmizi, Edeb, 33.)
buyrulmaktadır. Hadiste yalnız kadınla-
rın zikredilmesi ise, bu kötü âdetin Arabistan'da
bilhassa kadınlar arasında cereyan etmesinden
dolayıdır. Bu konudaki yasak hem erkek hem de
kadınlar için geçerlidir. Günümüzde de çeşitli ül-
kelerde yapılan bu döğme geleneği, özellikle
gençlerimiz arasında da âdet hâline getirilmeye
çalışıldığı görülmektedir.

Peygamberimiz Medine'ye hicret ettikten sonra,
buradaki Müslüman ahalinin İran'dan gelenek
olarak intikal eden "nevruz" ve "mihrican" bay-
ramlarını kutlamaya devam ettiklerini görmüştür.
Bunun üzerine, "Allah sizin için o iki günü daha
hayırlı iki günle, kurban ve ramazan bayramıyla
değiştirmiştir."
(Ahmed b. Hanbel, III, 103.)
buyurmuşlardır. Demek ki Peygamberimiz o dönem
itibariyle Müslüman olmayan, ateşperest olan
bir toplumun geleneklerinin bayram olarak kut-
lanmasını hoş karşılamamıştır. İslam dininde ge-
lenek olarak kutlanan bu bayramlar, kurban ke-
simi ve sıla-ı rahim ziyaretleriyle aynı zamanda
ibadet hâline dönüşmüş olmaktadır.

Sonuç

İslam dininin son elçisi Hz. Peygamber'in nü-
büvveti, Mekke ve Medine dönemi olarak ikiye
ayrılmaktadır. Bu dönemlerin İslam kültür ve ge-
leneği açısından önemli bir yeri vardır. Zira Mek-
ke dönemi, inanç, ahlak, sosyal ve kültürel de-
ğerleriyle, ayrı dünyaların insanı olan cahiliye
Araplarının, inanç ve değerler yönünden yeni-
den ele almakla geçmiştir. Medine dönemi ise,
Mekke döneminde yetişen yeni insan tipinin,
inanç ve düşünce sisteminin pratik hayata geç-
tiği dönemdir. Bunların muhtevası ise, daha çok
muamelât olarak bilinen, hukuk, iktisat gibi ko-
nularla birlikte namaz, oruç, zekât gibi ibadetle
ilgili konuları teşkil ediyordu. Nitekim Hz . Âdem
(a.s.) ile başlayan ve zaman zaman fetret dö-
nemleri geçiren tevhid inancı, en son ve kamil
hâliyle yeniden şekillenmiştir. Bu yeni din, geç-
mişe ait her türlü yanlış ve batıl düşünceleri ge-
ride bırakarak kendi kültürünü de oluşturmuştur.

Bu kültürün odak noktasını hiç şüphesiz "tev-
hid" düşüncesi teşkil etmektedir. Dolayısıyla Hz.
Peygamber, tevhid düşüncesine ve İbrahimî ge-
leneğe aykırı bulunmayan âdetleri kabul eder-
ken, insanlığın fıtratına ve tevhide ters düşen
âdetleri tamamen kaldırmaya yönelik çaba için-
de olmuştur. Bu düşünceler çerçevesinde İslam
kültür ve geleneğinin temelini teşkil eden İslami
ilimler, birer disiplin hâline gelmiş, özellikle "ha-
dis, fıkıh ve kelâm ilmi" Müslümanlara bu konu-
da en temel referans olmuştur. Toplumun yazılı
ve uygulamalı kültüründe var olan iyi âdetler de-
vam ettirilip, kötü gelenekler terk edilmelidir.

Müslüman toplumunun kültür mirasının başında
ise ibadetler, aile değerlerine bağlılık, insan hak-
larına saygı, içki, uyuşturucu ve fuhuştan uzak-
laşma gelmektedir. O hâlde bizlere miras olarak
intikal eden bu güzel geleneklerimizi, samimi ni-
yet ile ibadet hâline çevirmeli, ibadetlerimizi (şu-
ursuz yaparak) âdet hâline getirmemeliyiz. Me-
sela gelenek olarak kutlanan mevlid, düğün ve
sünnet merasimleri dinin ruhuna uygun olarak
icra edildiğinde, bu gelenekler aynı zamanda bir
ibadet hükmüne geçmektedir. Böylece toplu-
mun kültürü ve geleneği hakiki milletine/dinine
dayanırsa, o âdet ve gelenekler ibadet hâline
dönüşebilmektedir. Şu hâlde toplumdaki var
olan örf, âdet ve geleneklerin, milletimizin öz
benliğine uygun olup olmadığına iyi bakılmalıdır.

Dr. M. Selim Arık - Bursa Merkez Vaizi



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97