Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları

Tedbir bizden

Hilal b. Yisaf’ın, Zekvan’dan, onun da Ensar’dan bir adamdan naklettiğine göre, Allah Rasulü (s.a.s.) yarası olan bir adamı ziyaret etti ve “falanca oğullarının tabibini çağırın” dedi. Çağırdılar. Tabib geldi. Hasta (veya oradakiler), “Ey Allah’ın Elçisi! Tedavi fayda verir mi?” dediler. Hz. Peygamber, “Sübhanallah! Allah yeryüzüne şifasını yaratmadığı bir hastalık indirmiş midir?” buyurdu.”

(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/371)

Hastalık olgusu ve canlı varlıkların hastalanma potansiyeline sahip olmaları yaratılışın bir gerçeğidir. Cenab-ı Hak nasıl her canlıyı ölümlü kılmışsa, o canlıların başka canlı organizmaların etkisiyle hastalanma potansiyelini de var etmiştir. Yeryüzünde hastalık sebeplerinin tamamen yok edilme imkânı varsa, o zaman hiç hasta olmama ihtimalinden de bahsedilebilir. Ancak geçmiş tecrübeler ve yaşadığımız çağ dikkate alınırsa, günümüz dünyasında hastalık riskinin her zaman ve her yerde mevcut olduğu rahatlıkla söylenebilir. O halde yapılması gereken, hastalanmamak için gerekli tedbirleri almak, hastalanınca da en kısa sürede tedavisine başvurmaktır. İşte yorumunu yaptığımız hadis-i şerifte sevgili Peygamberimiz, yarası olan bir şahıs için tabip çağrılmasını istemekte, oradakilerin bunun faydalı olup olmayacağı konusundaki tereddütleri üzerine, hastalığı yaratan Allah’ın mutlaka şifasını da yarattığını bildirerek bu şifayı aramak için gerekli girişimlerin yapılmasını istemektedir. (Tirmizi, Tıb, 2.)

Allah Rasulü (s.a.s.), insan hayatının en ciddi konularından biri olan sağlığa özel bir önem verdiği için hem kendi sağlığı, hem de arkadaşlarının sağlığıyla yakından ilgilenmiş ve devrinin bütün tedavi yöntemlerine başvurarak gerekli ilaçları kullanmıştır. Sağlığa verdiği bu önem, hadis kitaplarının “tıp” ve “hastalık” bölümlerinde geniş biçimde yer alan tavsiye ve önerilerinden de açıkça anlaşılmaktadır. İçinde yaşadığı toplumun, hastalık ve tedavi yolları konusundaki tecrübe ve bilgi birikiminden istifade ederek, gerektiğinde kendisi uyguladığı gibi, hasta olan arkadaşlarına da, birçoğu koruyucu hekimlik, bir kısmı da tedavi edici hekimliğe ait çözüm önerileri sunmuştur. Örneğin, çeşitli rahatsızlıklarında defalarca kan aldırmış ve başkalarına da bunu tavsiye etmiştir. (Buhârî, Tıb, 11-12.) Bir defasında kan aldırırken yanına giren bir bedevi, ilk defa gördüğü bu olay karşısında korkmuş ve Hz. Peygamber’in, kan alana ücret vermesi üzerine de, “Derini kesen bu adama ne diye para veriyorsun?” diyerek şaşkınlığını dile getirmesi üzerine, Allah Rasulü de, bu işlemin hacamat olduğunu ve bunun en iyi tedavi yöntemlerinden biri olduğunu bedeviye izah etmiştir. (İbn Sa’d, Tabakât, 1/444.) Zaman zaman, ateşte kızdırılmış demirle dağlama yöntemini kullanmış (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/138.), bazen de bu uygulamadan fazla hoşlanmadığını ifade etmiştir. (Buhârî, Tıb, 15-17.) Hz. Peygamber’in temizliğin önemine işaret ettiği (Müslim, Taharet, 1.) ve sık sık dişlerin misvaklanmasını tavsiye ettiği (Buhârî, Cum’a, 8.) bilinen hususlardandır. Hastalıkların yayılmasını önlemek için, veba gibi bulaşıcı hastalıklara maruz kalanların bulundukları yeri terk etmemelerini, başkalarının da onların yanına girmemelerini öğütlemiştir. (Buhârî, Tıp, 30.) Yiyecek-içecek kaplarının ağızlarının açık bırakılmamasını istemiş (Müslim, Eşribe, 96.), insanların gelip geçtikleri yerlere ve durgun sulara def-i hacet yapılmamasını emretmiştir. (Müslim, Tahâre, 68.)

İslam’ın geldiği dönemde Arabistan’da tabipliğiyle ün salmış insanlar vardı. Hz. Peygamber bunlara değer verdiği gibi, kendisinin ve ashabının sağlık sorunlarında onlardan yararlanmışlardır. Mesela, Hâris b. Kelede es-Sekafî (ö.50/670) bunlardan biriydi ve Allah Rasulü, hasta olan Sa’d b. Ebî Râfi’a, ona başvurmasını tavsiye etmişti. (Ebû Davud, Tıb, 12.) Bu tabiplerden birisi de Ebû Rimse et-Teymî (ö.49/669)dir. Rivayete göre Ebû Rimse, kendisi gibi tabip olan babası ile beraber Hz. Peygamber’i ziyarete gelmişti. Babası, Hz. Peygamber’in sırtında güvercin yumurtası büyüklüğündeki et parçasını görünce, “Ben insanlar içinde en iyi tabibim, seni tedavi edeyim mi?” diye sormuş, Allah Rasulü de, “Hayır, onun tabibi onu yaratandır.” (İbn Sa’d, Tabakât, 1/426.) diyerek muhtemelen kendisine zararı olmayan bu ben’i aldırarak sağlığını riske atmak istememiştir.

Yorumunu yaptığımız hadisten ve verilen örneklerden anlaşılacağı üzere hastalık ve tedavi konusunda Allah Rasulü’nün tutum ve davranışı tamamen Kur’ânî olduğu gibi, insan aklı ve tecrübesine de uygundur. Yani Hz. Peygamber, kendisinin ve arkadaşlarının maruz kaldıkları hastalıklar karşısında hiçbir tedbir almadan eli kolu bağlı bir şekilde oturmamış, mücerret sabır ve tevekkül tavsiyesinde bulunmamıştır. Bizim örnek almamız gereken nokta burasıdır. Yani, Hz. Peygamber’in, bu konuda takip etmemiz gereken sünneti, o zamanki tedavi yöntemlerini birebir uygulamaktan çok, onun sağlık sorunları ve tedavisi konusunda takınmış olduğu tavırdır. O günkü tedavi yöntemlerinin bir kısmı bugün kullanılmayabilir, hatta kullanılması sakıncalı da olabilir. Örneğin, Hz. Peygamber, hicretten kısa bir süre sonra difteri veya kızıl(zübha) hastalığına yakalanan Es’ad b. Zürâre’nin şişen boğazının dağlanmasını emretmiş, bir rivayete göre de bizzat kendisi iki kere dağlamıştır. Bu sırada Yahudilerin, “Eğer Muhammed gerçekten peygamberse arkadaşını iyileştirsin” demeleri üzerine Hz. Peygamber, “ona doğrudan fayda veya zarar veremeyeceğini” söyleyerek, kendisinde insan üstü bir güç olmadığını belirtmek istemiştir. Nitekim Es’ad b. Zürâre kısa bir süre sonra bu hastalıktan vefat etmiştir. (İbn Sa’d, Tabakât, 3/610-611.) Bugün kesin olarak teşhis ve tedavileri yapılabilen ve etkili ilaçları üretilmiş olan bu gibi hastalıkların tedavisinde, “Hz. Peygamber, o zamanda şunları önermiş ve uygulamıştı” diyerek aynı yolu benimsemenin, onu örnek almakla bir ilgisinin olmadığı açıktır. İbn Haldun’un dediği gibi, Hz. Peygamber bize tıbbı öğretmek için değil, dini öğretmek için gönderilmiştir. (İbn Haldun, Mukaddime, 494.) O dinin içinde, insanların maddi-manevi dünyalarına faydalı olacak her türlü evrensel ilkeye yer vardır. İşte Hz. Peygamber’in tedavi ile ilgili ısrar ve tavsiyeleri de bu evrensel ilkelerden biridir.

Prof. Dr. İ. Hakkı Ünal - Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97