Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları

Kalplere hudut çizilemez

Gidip gördük, yaşayıp şahit olduk ki; Anadolu'muzda olduğu gibi
"azınlığın" yaşadığı Batı Trakya'da da "ışığı yanan evler" çok.
Gönüllerdeki anavatana, bizlere duyulan muhabbetin ışıkları hiç sön-
memiş, bilakis şavkı artmış yıllar geçtikçe.

Tam sınırdan kaçarken vurulmak nedir bilir
misin?
Nöbetçiler ha gördü, ha görecek
Parmakların dikenli tellere değdi değecek.
Ama... Bir adım daha atamazsın.
Uzanıp tutamazsın;
Göz pınarlarında donup kalır hayallerin
Planların, kaçışın, kurtuluşun
Ve deler sevgi dolu yüreğini,
Sevgi nedir bilmeyen bir kurşun..
Öğrencilik yıllarımda ezberlediğim bir çeviri
şiirin ilk mısralarını mırıldanarak geçiyorum
Batı Trakya'ya, İpsala sınır kapısından. Bir
hudut çizilmiş görülmeyen. Meriç nehrinin
bir yakası Türkiye, diğer yakası Yunanistan.
Mübadele yılları canlanıyor gözümde. Rah-
metli dedem, anneannem ve diğerleri Sela-
nik'in köylerinden kalkıp, yola düştüklerinde,
bir daha dönmemek üzere ayrıldıkları top-
raklara, köylerine son bir kez nasıl baktılar
acaba? diye düşünüyorum, gözlerim dolu-
yor.. Artık o günler çok gerilerde kalmış, ni-
ce zorluklar aşılarak gelinmiş bugünlere. Yi-
ne de bir kez dokunduğunuz yüreklerden
bin ah işitiyor, "Rabbim kimseyi dünyada da
ahirette de azınlık eylemesin" dualarına şahit
oluyorsunuz.
"Azınlık" olmak neye göre? Hangi sayıya vu-
ruyor, hangi ölçüte göre değerlendiriyoruz
bunu? Üstelik Yüce Rabbimiz buyurmuyor
mu: "Nice az sayıdaki, çok sayıdakini Al-
lah'ın izniyle yenmiştir."
(Bakara, 249.)
diye?
Batı Trakya'daki soydaşlarımızın mevcut nü-
fus içinde sayıca oranı az olabilir ama, Ra-
mazan ayı süresince tanık olduk ki; imanı
çok, özverisi çok, anavatana bağlılığı, mu-
habbeti çok! Tatlı dili, güler yüzü çok! Cö-
mertliği, ikramı çok..
Batı Trakya'lı; İskeçe, Gümülcine, Dedea-
ğaç'lı kardeşlerimiz! Siz azınlık değilsiniz bi-
zim nezdimizde. Her biriniz bir âleme bedel,
Yüce Rabbimizin meth u sena ettiği kullarısı-
nız. İnsan, kâinatın gözbebeği, yaratılmışla-
rın en şereflisi ve faziletlisidir. Mevlânın en
değerli, kıymetli varlığıdır. İnsan, anavatanın-
dan, akraba ve dostlarından uzakta olsa da,
Allah kuluna şah damarından da yakındır.
(Kaf, 16.)
Siz azınlık değilsiniz! Her biriniz bir
kocaman özlemsiniz yüreğimizde, bir bitme-
yen şarkı dillerimizde ve tükenmeyen bir
sevgi gönüllerimizde.. Siz "biz"siniz, biz
"siz"iz. Bakın hepimiz ne çoğuz! Rasulüllah
Efendimizin (s.a.s.) buyurdukları gibi; mü-
minler olarak hepimiz bir vücudun organları
gibiyiz.
(Buharî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66.)
Birimi-
zin parmağına batan diken, hepimizin canını
yakar, yakmalıdır. Kalplerimiz bu hissiyatla
çarpmalıdır.
Hani bir büyüğümüzün hatırasında anlattığı
bir ev vardı ya..
"Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim
olarak ilk görev yaptığı yere, Konya'ya bağlı
bir beldenin sağlık ocağına gitmişti. Gençti,
bekardı. Küçük bir beldeydi gittiği yer. İlk
gece bir eve misafir olmuştu. Tren istasyo-
nunun hemen yanında bir evdi bu.
Akşam yemeğinden sonra çaylar gelmiş,
sohbetler edilmişti. Üzerinde yol yorgunlu-
ğu, geldiği yeni yerin yabancılığı vardı. Saat-
ler ilerliyor, ağır bir uyku onu içine çekiyordu.
Ev sahibine bir şey de diyemiyordu. Bir
müddet daha geçti; yine bir hareket yoktu.
Evin büyüğü olan Hacı anneye sıkılarak:
"Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor?"
diye sordu. Hacı anne: "Evladım az sonra
gelecek olan treni bekliyoruz" dedi. Merak
edip, tekrar sordu: "Trenden sizin bir yakını-
nız mı inecek?" "Hayır evladım" dedi Hacı
anne; "Beklediğimiz trende bir tanıdığımız
yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden bu-
raların yabancısı birileri inebilir. Bu saatte,
yakınlarda, ışığı yanan bir ev bulmazsa, so-
kakta kalır. Buraların yabancısı biri geldiğin-
de, "ışığı yanan bir ev" bulsun diye bekliyo-
ruz."
(Prof. Dr. Saffet Solak'ın anısı Kaynak: İnternet)
Gidip gördük, yaşayıp şahit olduk ki; Ana-
dolu'muzda olduğu gibi, "azınlığın" yaşadığı
Batı Trakya'da da "ışığı yanan evler" çok.
Gönüllerdeki anavatana, bizlere duyulan
muhabbetin ışıkları hiç sönmemiş, bilakis
şavkı artmış yıllar geçtikçe.
"Size Türkiye'mizden selâmlar getirdik" de-
diğimizde, bir selâmın ne kadar kıymetli bir
hediye olduğunu yaşadık oralarda, "Ve aley-
küm selâm, bizi unutmamış, buralara gel-
mişsiniz kızanım. Bizden de selam götürün
Türkiye'mize" karşılığı verilirken yaşlı gözler-
le. Şimdi bu satırlardan ulaştırıyorum, kutsal
bir emaneti taşırcasına getirdiğimiz oradaki
kardeşlerimizin, soydaşlarımızın selâm ve
muhabbetlerini sizlere. "Bizim yüzümüz, yö-
nümüz anavatanımıza dönük, öyle yaşıyoruz
buralarda. Siz de unutmayın bizi dualarınız -
da." mesajlarıyla birlikte...
Balkan köylerinin pınarlarından serinledik,
ulu çınarların altında gölgelendik, Batı Trak-
ya'da. "Halka hizmetin Hakk'a hizmet" oldu-
ğunun şuuruyla yaşamış ecdadın izlerini
gördük, eserlerini dolaştık. Camilerle, köp-
rülerle, imarethanelerle bırakılan o şerefli mi-
rasa sahip çıkamamış olmanın acısını yaşa-
dık.. Fatihalar okuduk isimleri silinmiş mezar
taşlarının başında. Minaresi yıkılmış, kitabesi
sökülmüş, mihrabına piyano konulup, kon-
ser salonuna çevrilmiş camilerle tanıştık, hâl
diliyle konuştuk. Dışı harab, içi harab, şere-
felerini leyleklerin yuvalarıyla şenlendirdiği,
cemaatsiz kalmış camilerimizle...
Batı Trakya! Bir sancı oldun sen bağrımızın
sol köşesinde. Batı Trakyalı'm! Selâm olsun
hepinize. Topraklara çekilen hudut, çekile-
mez asla yüreklerimize.

Dr. Ülfet Görgülü - Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97