Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 240. Sayı >> SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER >> Bişnev in-ney kim hikâyet mikuned Ez-cüdâyihâ şikâyet mikuned

Bişnev in-ney kim hikâyet mikuned Ez-cüdâyihâ şikâyet mikuned

Bişnev in-ney kim hikâyet mikuned
Ez-cüdâyihâ şikâyet mikuned

Mevlana Celaleddin Rûmî

Dinle neyden kim hikâyet etmede, ayrılıklardan şikâyet
etmede (Ney'i dinle ki bir hikâye anlatıyor; ayrılıklardan şikâyet ediyor.)
(Tercüme beyit: Nahifi Süleyman Efendi)

Çocukluğumdan beri onun gerçekte var olduğunu düşünemedim hiç. O, bir
mesnevinin, bir geçmiş zaman romanının içinden çıkıp Hakk'ın huzurunda
edeple bağdaş kurmuş, bir kahraman fotoğrafından başka bir şey değildi.
Bir Mecnun, bir Ferhat, bir Alper Tunga, bir. neyse Mevlana da ancak oy-
du. Sürekli tefekkür hâlinde. İç içe yerleştirmekte olduğu tefekkür hapla-
rını sihirli bir kapsülle insanların manevişifasına sunan bir hekim kahraman...
Belh'ten Anadolu'ya -Konya'ya- geldikten sonra onu ayakta, yürürken, gezerken hiç görmedim. Bir yerden başka bir yere giderken de yürümüyor, tayy-i mekân ediyor ve duruşunda, oturuşunda ufak tefek değişiklikler olsa bile başı olgun buğday başakları gibi hep eğik; edepli bağdaşı hiç bozulmamış, yeninden görünmeyen ellerinden sarkan dualanmış tespih taneleri.

Mevlana bir eski roman kahramanı ve tam manasıyla bir kahraman. Seyyid Burha-
neddin ve Şems-i Tebrizî gibi iki kuvvetli mıknatısın arasında bileylenmiş; yüklendiği enerjinin kuvve-i câzibesine cem olmuş insanların arasında bâtını Hak'la, zâhiri halkla lebâleb bir kahraman.

Molla Camî'nin dediği gibi, peygamber değil; ama kitap sahibi. Zaten kitabı da âyetler tefsiri, hadisler şerhinden ibaret değil miydi ki?

Mesnevî. Sıkışmış bir yanardağ patlamasından başka nedir? Seyyid Burhaneddin
hazretlerinin şer'î, Şems-i Tebrizî'nin manevi/tasavvufî dolduruşlarının şekillenip bir güzel infilakıdır Mesnevî. Bu, öyle bir infilaktır ki birbiri ardınca devam eden, dur durak bilmeyen ve kaynağın kontrolünden çıkmış bir infilak. İyi ki Hüsameddin Çelebi vardı ve bu yürekler sarsan, beyinlerde inkılâplar yaratan patlayışları kayıt altına aldı.

O bir mesnevi, bir eski roman kahramanıydı; çünkü hayatında romanda olması gere-
kenler vardı. Ölmez konu: Aşk. Hatta baştanbaşa aşk. Hasret. İstenmeyen, fakat
mevcudiyeti inkâr edilemeyen bir kötü haslet: Kıskançlık. Ve hayatında en fazla değer verdiği kişi, romanın da başkahramanlarından Şems'in esrarengiz ölümü. Acaba cinayet mi sorusu bugün bile aydınlatılamamış... Bütün bunların arasında Mevlana.

Yanmış, yakılmış. Pişmiş Mevlana. Ve bir neyle müşahhaslaştırmış öz ruhundaki macerasını. Öz yurdundan, başkaları da duysun, bu yanık ve uhrevî sedayı ve işitenler de yansın diye, koparılmış, yakılmış, şerha şerha yaralanmış, atılmış özge diyarlara. Mevlana, öz yurdundan koparılmış bir kamışla hülasa etmiş dünya macerasını.

Bişnev in-ney kim hikâyet mikuned
Ez-cüdâyihâ şikâyet mikuned

Ney sesini dinlememizi istiyor Mevlana. Ki ney bir hikâye anlatmada. O hikâye ki ayrılıklardan şikâyet etmede.

Mevlana'nın gurbet hayatını tasvirle başladığı beyitleri , Belh'ten Moğol baskını korkusundan dolayı Anadolu'ya göç ile tevil etmek çiğ bir hüküm olur elbet. O yanık neyin sesine iyi kulak verenler Gayb âleminde Hakk'a "Belâ" sözü vermiş bir yüreğin dünya sürgünüyle kopardığı feryattan başka bir şey duyamaz aslında. Milk-i bekâdan fani dünyaya düşen bir yürek feryadıdır ney. Kim onu hakkıyla işitirse Mevlana'ya yoldaş, hâline hâldaş olabilir.

Mevlana'nın duymamızı istediği sesin macerasına bakalım: Râvîlere göre: Hz. Muhammed (s.a.s.) İlâhî aşk sırrını Hz. Ali'ye (r.a.) söyler. Sır saklamak güçtür. Hz. Ali dayanamaz; gider, çölde kör bir kuyuya anlatır bu sırrı. Kör kuyu da sırrını muhafaza edemez; coşar, taşar. Etraf su ile kaplanır. Burada sazlar biter. Bir çoban sazlıktan bir kamış keser. Delikler açar, içini temizler ve üfler. Çıkan ses fevkalâde coşkuludur; çünkü İlâhî sırrı anlatır. Ney, kamışlıktan koparılmış ve uzak bir diyara götürülmüştür. Dolayısıyla gurbete düşmüştür. Şikâyeti de bundandır. Mevlana'nın "Mesnevî"sini Türkçeleştiren Nahifî'den dinleyelim devamını:

Der kamışlıkdan kopardılar beni
Nâlişim zâr eyledi merd ü zeni

(Beni kamışlıktan kopardılar; feryatlarım erkek ve kadın herkesi ağlattı.)

Her kim aslından ola dûr ü cüdâ
Rûzgâr-ı vaslı eyler muktedâ

(Her kim aslından ayrı ve uzak düşerse hep vuslat zamanının izinde olur.)

Mutasavvıf der ki: Allah, önce ruhları yarattı. Bunların bulunduğu yeri biz bilemeyiz; çünkü orası Gayb Âlemidir, Bezm-i Elest'tir. Sonra ona kendi ruhundan üfledi ve dünyaya gönderdi. Ruh burada bir beden buldu. Yani ney'in sazlıktan kopuşu gibi, insan da vatanından ayrılıp gurbete düştü. Ruh, gurbette huzursuzdur. Vatanını özler. Fakat nefsi, benliği onu dünyaya bağlamaya çalışır.

Ney ile kâmil insan arasında macera ortaklığı vardır. Çünkü ikisi de yanar. O saz parçası ney hâline gelene kadar çeşitli evrelerden geçer. Mevlana'nın "Hamdım, piştim, yandım." demesi de herhalde bundandır. Neyin kemale ermesi, Hakk'ı zikretmesi için kızgın demir parçasıyla içi dağlanır;

içindeki pütürler ütülenir, tertemiz edilir. Sonra ses çıkarması için delikler açılır vücudunda. Bundan sonra üflenir neye ve ney ötelerden haber verir duyabilenlere. Kâmil insan da öyle değil mi?

İçini benlikten, maddiyattan, süsten püsten. kısacası mâsivâdan arındırır; sonra söylediği her şey Hak ve hakîkat olur.

Ney ve insan ne kadar benziyor birbirine. Herhalde bu yüzden Mevlana, hikmet kaynağı Mesnevî'sine uzun bir ney macerasını anlatmakla başlamış. Şair Fuzûlî, şiirlerinde fırsat düşürdükçe insanın hayat çizgisiyle ney arasında benzerliklere işaret etmiş. Birinde de şöyle demişti:

Ney kimi her dem ki bezm-i vaslını yâd eylerem
Tâ nefes vardur kuru cismümde feryâd eylerem

(Ney gibi senin kavuşma meclisini ne zaman yâd etsem, kuru cismimde nefes var oldukça feryat eyliyorum.)

Neyin, neyistânı anıp inlemesi gibi, insan da hayatta olduğu müddetçe hep Bezm-i Elest'i yâd edip hasretle inleyecektir. Hâl böyle olunca âşık için ölüm "vuslat" olmaz mı Sevgiliye.

Vedat Ali Tok



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97