Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 240. Sayı >> PORTRE >> En çok hadis rivayet eden sahabilerden Câbir b. Abdullah (r.a.)

En çok hadis rivayet eden sahabilerden Câbir b. Abdullah (r.a.)

Câbir b. Abdullah (r.a.), Hz. Peygamber'in (s.a.s.) özel iltifat ve ilgisine mazhar olan sahâbîlerden sayılır. Nitekim Rasulüllah (s.a.s.) bir defasında onu devesinin arkasına bindirmiş, hastalandığı zaman ziyaretine gitmiş, babasının şehadeti dolayısıyla üzüldüğünü görünce, onun Allah Teâlâ'nın iltifatına nail olduğunu haber vererek kendisini teselli etmiştir.

Ebû Abdurrahman ve Ebû Muhammed künyeleriyle de tanınan Câbir b. Abdullah
(r.a.), Miladi 607 yılında Medine'de dünyaya geldi. Ensar'ın iki büyük kabilesinden Hazrec'in Benî Seleme koluna mensuptur. Babası Uhud Gazvesi'nde ilk şehid düşen sahâbî Abdullah b. Amr b. Haram, annesi ise hanım sahâbîlerden Enîse (Üneyse) bint Aneme'dir.

(İbn Sad, et-Tabakat, (thk. Ali Muhammed Umeyr), I-XI), Kahire ts. IV,
382; İbn Abdilberr, el-İstîâb fî Ma'rifeti'l-Ashâb, I-VI, Kahire ts, (Dâru Nehdati Mısr), I, 219-220; Zehebî, Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ, I-XXIII, (thk. Şuyab Arnavud), Beyrut 1985, III, 189.)

Câbir b. Abdullah (r.a.) risaletin on üçüncü yılında (622) yapılan İkinci Akabe Biatı'na 70 kişilik Medineli grup arasında babası ile birlikte katıldı.
(İbn Hişam, es-Sîretü'n-Nebeviyye,(thk. Mustafa es-Sakkâ-İbrahim el-Ebyârî-Abdülhâfız Şelebî), I-IV, Beyrut ts.II, 106.)

Hatta onun heyet içindeki en küçük üye olduğu zikredilir.
(İbn Abdilberr, I, 220.)

Câbir (r.a.), yaşının küçük olması sebebiyle Bedir Gazvesi'ne iştirak edemedi.
(Müslim, Cihâd, 145.)

Daha sonra Uhud'a iştirak etmek için Allah Rasulü'ne (s.a.s.) müracaat et-
ti. Hz. Peygamber (s.a.s.) de gidip babasından izin aldığı takdirde savaşa katılabileceğini söyledi. Heyecanlı bir şekilde babasına gitti. Ancak babası geride yedi kız kardeşini himaye edecek başka bir kimse olmadığı için onun savaşa iştirakine izin vermedi, ardından da şayet kendi başına bir şey gelirse kardeşlerinin sorumluluğunu onun üstlenmesini istedi. Bu sebeple Câbir (r.a.) çok arzu etmesine rağmen Uhud'a da iştirak edemedi. Ancak babasının bu savaşta şehit olması üzerine onun vasiyeti gereği aile fertlerinin bakım ve himayesini üstlendi. (İbn Hişam, III, 127; (İbn Sa'd, IV, 383.)

Uhud'a mazereti sebebiyle katılamayan Câbir (r.a.) bu hadiseden sonra Allah Rasulü'nün (s.a.s.) bütün faaliyetlerine iştirak etmiştir.

Hendek Harbi öncesinde Müslümanlar bir taraftan hendek kazarak muhasara için ha-
zırlık yapıyor, diğer taraftan da açlık tehlikesi ile mücadele ediyorlardı. Hendek kazmakla meşgul olan sahabîler, bir kaya parçasına tesadüf ederler ve onu bir türlü yerinden oynatamazlar. Hz. Peygamber (s.a.s.) kayanın üzerine biraz su serpmelerini söyler ve eline aldığı balyozu üç defa taşa vurur, taş param parça olup dağılır. Hz. Câbir (r.a.) der ki:

"Dikkat ettim, Allah Rasulü (s.a.s.) bu işi yaptığı
sırada karnına açlığını bastırmak için taş bağlamıştı".
İşte bu sıkıntılı ve ıstıraplı günlerden birinde, Hz. Câ-
bir'in (r.a.) evinde bir miktar arpa ile bir oğlak vardı. Ha-
nımıyla konuşarak, bunları Rasulüllah (s.a.s.) ile bera-
berinde bulunan birkaç sahabiye ikram etmeye karar
verdi. Bu amaçla Rasulüllah'a (s.a.s.) gelip yemeğe
davet etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.), "Pe-
ki, hanımına söyle, ben gelinceye kadar yemeği ocak-
tan indirmesin, arpa ekmeğini de tandırdan çıkarma-
sın" buyurdu. Biraz sonra Hz. Câbir (r.a.) Hendek ma-
hallinden ayrılarak evine döndü. Bu arada Peygambe-
rimiz (s.a.s.) bütün Ensâr ve Muhâcirîne işittirecek bir
sesle, "Ey Hendek ahâlisi! Câbir bir yemek hazırlamış,
bizi davet ediyor. Haydi gidelim" diye çağrıda bulundu.

Bunun üzerine açlıktan kıvranan yüzlerce sahabi bu
davete icabet ederek Câbir'in (r.a.) evinin yolunu tuttu-
lar. Sahabiler gruplar hâlinde evin içini ve civarını dol-
durmuştu. Bu arada, Hz. Câbir (r.a.) bir pişen yemeğe,
bir de gelenlere bakarak şaşkınlıktan ne yapacağını bi-
lemiyordu. En sonunda eve Rasulüllah (s.a.s.) geldi ve
yemeği ortaya koymalarını emretti. Yemeğin başına
geçerek gelenlere dağıtmaya başladı. Biraz ekmek
alıp, üzerine bir miktar pişmiş et koyarak sıraya dizilmiş
olan sahabilere ikram etti. Yüzlerce Müslüman karnını
doyurduğu halde birkaç kişilik olan yemek bir türlü bit-
mek bilmiyordu. Herkes yemeğini aldıktan sonra, Allah
Rasulü (s.a.s.) de bir miktar alıp yedi. Ve geride hâlâ
ekmek ve et duruyordu. Hadiseye şahit olan ev sahibi
Câbir (r.a.) şöyle der:

"Bütün misafirler yemekten ve oğlaktan yediler, gittiler.
Daha tenceremiz dolu kaynıyor, daha hamurumuz ek-
mek yapılıyor. Zira Allah Rasulü (s.a.s.) o hamura, o
tencereye mübarek ağzını koyup, bereketle duâ et-
mişti." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 377.)

Câbir b. Abdullahı (r.a.)' Hz. Peygamber (s.a.s.)'in vefa-
tından sonraki dönemde de İslam fetihlerinde aktif bir
şekilde görmek mümkündür. O daha ziyade Şam fetih-
lerine katılmayı tercih etmiştir. Hz. Ebû Bekir (r.a.) dö-
neminde başlayan bu faaliyetler, Hz. Ömer'in (r.a.) ha-
lifeliği esnasında aralıksız bir şekilde devam etmiştir.
Câbir (r.a.), Halid b. Velid (r.a.)'in ordusu içinde Şam
muhasarasına iştirak etmiştir. (Zehebî, Siyeru Âlâm, III, 192.)

Hulefa-i Raşidin dönemini ilim ve cihad faaliyetleriyle
geçiren Câbir b. Abdullah (r.a.), Hz. Ali (r.a.) ile Muâvi-
ye arasındaki ihtilâfta Hz. Ali (r.a.)'nin yanında yer al-
makla birlikte (İbn Abdilberr, I, 220.), daha sonraki siyasî
ihtilâ arın dışında kaldı. Müslümanlar arasındaki ihtilâf-
lardan söz edildiği zamanlarda şu hadis-i şerifi nakle-
derdi: "İnsanlar Allah'ın dinine cemaatler hâlinde girdi-
ler. Yine zaman gelecek, cemaatler hâlinde ondan çı-
kacaklar". (Ahmed b. Hanbel, III, 390.)

Hz. Hasan (r.a.)'ın halifelikten çekilmesi üzerine Müslü-
manların idaresini üstlenen Muâviye b. Ebû Süfyân,
kumandanlarından Büsr b. Ebû Ertât'ı kendi adına
halktan biat almak üzere Medine'ye gönderdiğinde
(H.40/M.660), Büsr, Ensar büyüklerinden Câbir b. Ab-
dullah (r.a.) biat etmeden şehirde kimsenin biatini ka-
bul etmeyeceğini ilân etti. Peygamber şehrinde bir
kargaşanın çıkmasından endişelenen Câbir (r.a.) mü-
minlerin annesi Ümmü Seleme (r.anha) ile istişare et-
tikten sonra istemeyerek de olsa Muaviye'ye biat et-
meye karar verdi. (İbn Sa'd, IV, 385.)

Emevilerin ilk halifesi Muâviye b. Ebû Süfyân Miladi
670 yılında, Medineliler'in Hz. Osman (r.a.)'ı katlettikle-
ri iddiasıyla Hz. Peygamber'in (s.a.s.) minberiyle asası-
nı alıp Şam'a götürmeye karar verdi. Ancak başta Câ-
bir (r.a.) olmak üzere Müslüman önderleri bunun yan-
lışlığını ifade ederek, onu niyetinden vazgeçirdiler. Mi-
ladi 692 yılında Halife Abdülmelik'in Mekke ve Medine
valisi Haccâc, Medine'ye gelince Hz. Osman (r.a.)'ı şe-
hid ettikleri ithamıyla şehir halkına hakaret etti ve bazı
sahâbîlerin elini kurşunla damgalattı. Bu saygısızca gi-
rişimden Câbir b. Abdullah (r.a.) da nasibini almıştır.
(Zehebî, III, 192-193.)

Hayatının sonlarına doğru gözlerini kaybeden Câbir b.
Abdullah (r.a.) Hicretin 78. (M.697) yılında Medine'de
hayata veda etti. (İbn Abdilberr, I, 220.)

Onun doksan dört yıl yaşadığı, öldüğünde de namazını Hz. Osman'ın
Medine valisi olan oğlu Ebân b. Osman'ın kıldırdığı ri-
vayet edilmektedir.
(İbn Sa'd, IV, 391-392; İbn Abdilberr, I, 220.)

Câbir b. Abdullah (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.s.)'in özel
iltifat ve ilgisine mazhar olan sahâbîlerden sayılır. Nite-
kim Rasulüllah (s.a.s.) bir defasında onu devesinin ar-
kasına bindirmiş, hastalandığı zaman ziyaretine gitmiş,
babasının şehadeti dolayısıyla üzüldüğünü görünce,
onun Allah Teâlâ'nın iltifatına nail olduğunu haber ve-
rerek kendisini teselli etmiştir. Câbir (r.a.)'in Rasûl-i Ek-
rem (s.a.s.)'e olan yakınlığını gösteren bazı rivayetler
hadis kitaplarında önemli bir yer tutar. Bunların en
önemlileri şunlardır:

Câbir (r.a.)'in babası Abdullah bin Amr'ın geride bırak-
tığı mal çok az olduğu gibi, çok miktarda da borcu
vardı. Ancak küçücük bir hurma bahçesine sahip olan
Câbir (r.a.)'in bahçesindeki hurmaların geliri birkaç se-
nede bile babasının borcunu ödeyebilecek durumda
değildi. Çoğu Yahudi olan alacaklılar ise hurmaların
toplanma zamanı gelince Câbi r (r.a.)'in kapısını çalma-
ya başladılar. 0 da hurma bahçesinden başka gelirleri
olmadığını ve o yılki mahsulün borcunu karşılamaya
yetmeyeceğini görünce durumunu Allah Rasulü
(s.a.s.)'ne bildirdi. Hz. Peygamber (s.a.s.) toplanan
hurmaları birkaç öbek hâlinde yığdırdı. Sonra da bun-
lardan en büyük öbeğin yanına oturarak ölçeği eline
aldı ve alacaklılardan herkese alacağı nisbetinde hur-
ma vermeye başladı. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bir
mucizesi olarak Câbir (r.a.)'in bütün borçları ödendik-
ten sonra da hurmaların hiç eksilmediği görüldü.
(Buhârî, Vesâyâ, 36, Megâzî, 18.)

Başka bir rivayete göre Câbir (r.a.), Zâtürrikâ Gazve-
si'ne gidildiğini duyunca Hz. Peygamber (s.a.s.)'le bir-
likte savaşa katıldı. Bu gazveden dönerken onun zayıf
ve bakımsız devesinin en geride kaldığını gören Rasûli
Ekrem (s.a.s.), Câbir (r.a.)'e devesini çöktürmesini
söyledi; sonra da eline aldığı bir sopa ile deveye
vurunca dermansız hayvan birçok deveyi geride bıra-
kacak kadar canlanıp süratlendi. (İbn Sad, IV, 390.)

Bu sırada Câbir (r.a.)'le sohbet eden Allah Rasulü (s.a.s.)
onun evlendiğini öğrenince bir kızla mı, yoksa dul bir
hanımla mı evlendiğini sordu. Evlendiği kadının dul ol-
duğunu öğrenince bir kızla evlenmenin daha iyi so-
nuçlar doğurabileceğini hatırlatması üzerine Câbir
(r.a.), çocukları başına toplayıp onlarla meşgul olabile-
cek bir kadını özellikle tercih ettiğini, kardeşlerinin ara-
sına onların yaşında birini getirmeyi doğru bulmadığını
söyleyince, Hz. Peygamber (s.a.s.) onun bu fedakârlı-
ğını takdir etti. (İbn Hişam, III, 216-217.)

Rivayete göre bir yolculuk esnasında Hz. Peygamber
(s.a.s.), maddi sıkıntı içinde bulunduğunu bildiği Câbir
(r.a.)'den devesini kendisine satmasını istedi. Uzun bir
pazarlıktan sonra Medine'ye varınca teslim etmek
şartıyla deveyi satın aldı. Gazve dönüşü Câbir (r.a.)
deveyi teslim etmek üzere götürünce, Hz. Peygamber
(s.a.s.) ona olan borcunu ödedi ve deveyi de kendisi-
ne hediye etti.

(İbn Hişam, III, 215; İbn Sad, IV, 384.)
Câbir b. Abdullah (r.a.) Hz. Peygamber'den (s.a.s.),
Hz. Ebû Bekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.), Hz. Ali (r.a.), Hz.
Ebû Ubeyde b. Cerrah (r.a.), Hz. Muâz b. Cebel (r.a.),
Hz. Zübeyr b. Avvâm (r.a.) ve diğer sahabîlerden pek
çok hadis rivayet etmiştir. Binden fazla hadis nakleden
altı sahâbîden (müksirûn) biri olarak onun 1540 rivaye-
ti hadis külliyatında yer almıştır. Rivayet ettiği hadisler-
den elli sekizi Buhârî ve Müslim'de, ayrıca yirmi altısı
sadece Sahîh-i Buhârî'de, 126'sı da Sahîh-i Müs-
lim'de yer almaktadır. (Zehebî, III, 190-191.)

Onun rivayetleri toplu olarak da Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde
bulunmaktadır (III, 292-400.)

Aynı zamanda Medine'de fetva veren sahâbîler arasında
yer alan Câbir (r.a.)'in verdiği fetvalar bir küçük cüz
tutacak hacme ulaşmıştır. (Zehebî, III, 190.)
Ayrıca onun talebelerinden Süleyman b. Kays el-Yeşkürî'nin
kendisinden bir sahîfe yazıp rivayet ettiği kaydedilmektedir
(İbn Hacer, Tehzîbü't-Tehzib, IV, 215.)

Abdullah b. Üneys'in, Câbir (r.a.)'in Hz.
Peygamber (s.a.s.)'den duyduğu, üzerinde mazlum
hakkı bulunan kimsenin cennete giremeyeceğine dair
bir hadisi (Buhârî, Tevhîd, 32.)
bizzat onun ağzından öğrenmek maksadıyla deve
sırtında Şam'a kadar bir ay süren uzun bir yolculuk
yaptığı bilinmektedir. (Müsned, III, 495; Buhârî, İlim, 19.)

Mescid-i Nebevî'de bir ilim meclisi oluşturan Câbir
(r.a.)'den faydalanan tabiîler arasında oğulları Abdur-
rahman, Akıl ve Muhammed ile Saîd b. Müseyyeb,
Atâ b. Ebü Rebâh, Hasan-ı Basrî, Muhammed b.
Münkedir, Bilâl b. Sa'd, Mücâhid, Şabî, Tâvûs b. Key-
sân ve Muhammed el-Bâkır gibi âlimler vardır.

Sünni kaynaklarda olduğu gibi, Şiîler'e ait eserlerde de
Câbir b. Abdullah (r.a.)'a nisbet edilen birçok rivayet
bulunmaktadır. Şiî akîdesinin temel esaslarını meyda-
na getiren Hz. Ali (r.a.)'nin vesayeti, müminler üzerin-
deki otoritesi, "sırât-ı müstakîm"in o olduğu, on iki
imamın dindeki yeri gibi konularda Câbir (r.a.)'in riva-
yetlerine bu eserlerde yer verilmiştir. Yine Şiî kaynak-
lı rivayetlere göre Hz. Peygamber (s.a.s.)'in İmam Bâ-
kır'a gönderdiği selâmı Câbir (r.a.) tebliğ etmiştir
(Tabersî, s. 262-263.)

Allah Teâlâ'nın doğrudan Hz. Fatma
(r.anha)'ya gönderdiği, imamların adları ile onların hilâ-
fet sırasını belirleyen yazılı belgeyi (levha) Hz. Fâtıma
(r.anha)'dan izin alarak yine o istinsah etmiştir. İmam
Bakır, Câbir (r.a.)'le görüştüğü zaman bu belge hak-
kında ona birtakım sorular sormuş, sonra kendi elin-
deki belgelerle onun istinsah ettiği nüshayı karşılaştır-
mış ve ikisi arasında fark bulunmadığını tesbit etmiştir.
Ancak bu gibi iddiaların hiçbiri Sünnî kaynaklarda yer
almamaktadır.

(Kandemir, M. Yaşar, "Câbir b. Abdullah, DİA,
VI, 530-531.)

Doç. Dr. Adem Apak - Uludağ Üniv. İlahiyat Fak.



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97