Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 241. Sayı >> DİN-DÜŞÜNCE-YORUM >> Değerlerin kalıcılığı

Değerlerin kalıcılığı

Hayatın dinamizmi, değerlere de sirayet etmektedir. Burada önemli
olan, birey ve toplum için bunun bir başkalaşma, kendine yabancılaşma,
değerlerden yoksunlaşma değil de, kendi var oluş düzeyini yükseltme,
olgunlaşma yolunda ilerleme şeklinde gerçekleşmesidir. Tıpkı, farklı
bedensel gelişim safhalarından geçen bireyin hep aynı kişi olduğu gibi.

Daha önceki bir yazıda belirttiğimiz gibi
(bk. Aydın, Ağustos-2010)
değer, insana özgüdür. İnsan bir bakıma değer oluş-
turma, değer sahibi olma özelliğiyle diğer var-
lıklardan ayrılmaktadır, denebilir. Değer oluş-
turma, insanın hayata gözlerini açtıktan son-
ra başlattığı anlam arayışıyla doğrudan ilgilidir.
İnsanın anlam arayışı, kendisini ve çevresini,
çevresinde olup bitenleri anlamlandırma çaba-
sıdır. Bu anlam arayışı geliştiği oranda insan, bi-
yolojik anlamda insan olmaktan kültürel anlam-
da insan olmaya doğru ilerlemektedir. Varlığı
ve hayatı anlamlandırma çabası, iyi desteklenip
geliştirildiği takdirde bireyin kendi dünya görü-
şünü oluşturmasını; dolayısıyla hayata ve varlı-
ğa ilişkin bütüncül bir bakış açısı kazanmasını
sağlamaktadır.

Anlamlandırma, değerlendirmeyi içermektedir.
Böylesine bir anlamlandırma yapan, aynı za-
manda hayatına yön vere(cek ola)n değerleri/
ilkeleri, sahip olduğu dünya görüşü doğrultu-
sunda oluşturma çabası içindedir. Bu süreçte bi-
rey, iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin vb. şek-
lindeki değerlendirmeler yapmaktadır. Birey,
her şeye atfettiği bu değerlendirmeleri belli öl-
çütlere bağlamaktadır ki işte bunlar değerlerdir.
Anlamlandırma sürecinde ilerleyerek gelişen bi-
reyin değerler paketi, hem nicelik hem de nite-
lik itibariyle git gide zenginleşmektedir.

Kendi değerlerini oluşturan birey, herkes ve her
şeyle ilişkisini inandığı/benimsediği bu değerle-
re göre belirlemektedir. Onun sahip olduğu de-
ğerler arasında tam bir anlam bütünlüğü bulun-
duğundan dolayı bu birey, hayatını tutarlı hâle
getirme gücüne erişmiş olmaktadır. Çünkü var-
lığı ve hayatın anlamını kavrama çabası, bire-
yin var olma çabasıyla örtüşmektedir. Hayatı ve
varlık dünyasını anlamlandırmaya çalışan birey,
bu anlam(landırm)a ufku içinde kendi öz varlı-
ğına bir yer bulma amacına sahiptir. Birey, oluş-
turduğu anlamı “hayat dünyası”na taşır, ona ka-
tar ve o anlama göre hayatını düzenlemeye çalı-
şır. Sonuçta, bireyin sahip olduğu değerler
manzumesindeki bütünlük ve iç tutarlılık, onun
hayatına aynen yansıyıverir.

Sözünü ettiğimiz bu anlam/değer ile hayat arasındaki
ilişki gerçekte tek yönlü değildir. Bireyin oluşturup
benimsediği değerler ile onun hayatı arasında-
ki ilişki, diyalojik bir alış veriş şeklindedir.
Aralarında karşılıklı etkileşim söz konusudur.
Değerler, hayatı etkileyip onu şekillendirdiği gibi,
ondan etkilenmektedir de. Birey, inandığı değerlerin
ifade ettiği anlamla hayatını sürdürürken yeni
durumlarla etkileşim sonucu yeni öğrenmeler
gerçekleştirir; dolayısıyla idrak dünyasına yeni
anlamlar katar. Sonra bu yeni kazanımlarıyla kendi
temel kaynaklarına ve değerlerine yeniden yönelir;
onları yeniden anla(mlandır)maya çalışır. Sahip
olduğu anlamları daha da zenginleştirir ve onlarda
derinleşir. Bu süreçte ister istemez, değerlerde
birtakım değişmeler olabilir. Böylece değerler,
doğrudan etkilediği hayattan aynı zamanda etkilenerek
yenilenmiş olur.

Hayata nispetle değerlerin etkileme gücü elbette
öndedir. Ancak bu, değerlerin etkilenmediği an-
lamına gelmemektedir. Sözgelimi, değerler eko-
nomik gelişmeyi etkileyip yönlendirirler. Ancak,
aynı zamanda ekonomik hayattaki gelişmelerden
de, değerler etkilenebilmektedir. Elbette, ekono-
mik hayatın değerleri etkilemesinden ziyade, de-
ğerlerin ekonomi dünyasını etkilemesi söz ko-
nusudur.

Esasen bu etkileşim, değerlerin hayatla bağının
doğal sonucudur. Değerler bireyin hayatı anlam-
landırması bağlamında oluşturduğu ilkeler olarak
onun hayatını düzenleyici, tutum ve davranışları-
nı belirleyici rol oynadıkları için onların daima bi-
reyin hayatıyla doğrudan irtibatlı olması, onunla
bütünleşmesi gerekmektedir.

Hayat ise, kuşkusuz dinamiktir, canlıdır, sürek-
li yenilenmektedir. Hayatla bütünleşen değer-
ler sistemi de, ister istemez hayatın bu dinamiz-
minden etkilenmektedirler. Hayatın dinamizmi,
değerlere de sirayet etmektedir. Burada önemli
olan, birey ve toplum için bunun bir başkalaşma,
kendine yabancılaşma, değerlerden yoksunlaş-
ma değil de, kendi var oluş düzeyini yükseltme,
olgunlaşma yolunda ilerleme şeklinde gerçekleş-
mesidir. Tıpkı, farklı bedensel gelişim safhaların-
dan geçen bireyin hep aynı kişi olduğu gibi.

Esasen hayat şartlarındaki değişi-
me paralel bir yenilenmenin de-
ğerlerde de gerçekleşmesi istenen
durumdur; bunun olmaması anor-
maldir, yanlıştır. İşlevsel değerler
sistemi, sürekli böylesi bir etki-
leşim sayesinde canlılığını korur,
ona sürekli bir şeyler eklenir ve bir
şeyler ondan kopar. Bu, değerin yenilenmesi (te-
ceddüd) anlamına gelmektedir. Değerin kalıcılı-
ğı canlılığına, canlılığını koruyup geliştirmesi ise
kendini yenileyebilmesine bağlıdır.

Söz konusu yenilenmeyi kendi bünyesin-
de gerçekleştir(e)meyen değerler, hayatla ba-
ğını koparır. Zira onlar, böylece canlılıklarını
ve onun sonucunda da işlevselliklerini yitirir-
ler ve artık o hayatta kullanılamaz hâle gelirler.
Uygulanabilirliğini kaybeden değer, mevcut ha-
yatta yer alamaz, tarihe karışır.

Kendi aralarında hiyerarşik yapıya sahip olan de-
ğerlerin, aşağıdan yukarıya doğru çıkıldıkça ev-
rensellik düzeyi artar. Evrensellik düzeyi yüksek
olduğu oranda değer, uzun ömürlü/kalıcı olur.
Ancak, bu evrensel değerlerin de, hem anlam
çerçevesi itibariyle hem de uygulamaya yansıyan
somut kalıpları itibariyle yenilenmesi gerekmek-
tedir. Evrensel nitelikli değerler, insanın varlık
dünyasıyla ve hayatla organik bağını sürekli can-
lı tuttuğu takdirde bu yenilenme hep sürüp gider.

Meseleye İslam açısından bakılırsa, dinin sabite-
leri durumunda olan değerler evrensel nitelikte-
dir. Söz gelimi, yalan söylememek, haksızlık et-
memek, anne-babaya saygılı olmak gibi değer-
ler, dinin sabiteleri olup asla zaman aşımına uğ-
ramazlar, değiş(tirile)mezler. Ancak teorik düz-
lemde böyle olmasına rağmen bu evrensel nite-
likli her bir değerin anlam çerçevesi, içeriği fark-
lı kültür havzalarında, yöreden yöreye, hatta fark-
lı kültürel düzeye sahip olan her
bir bireye göre farklılaşabilmekte-
dir. Zira herkes, sahip olduğu idrak
düzeyine/kültürel özelliklerine göre
bu değerleri anlam(landırm)aktadır.

Dahası, değerin anlam çerçevesi-
nin/içeriğinin güncelliği önemli ol-
duğu gibi, o içeriğin somutlaştığı ka-
lıplarının da güncelleştirilmesi ge-
rekmektedir. Değerlerin içeriğinin
güncelleşme düzeyi, onların günlük
hayata katılım biçimini, hayatın için-
deki somut açılımlarını, tezahür bi-
çimleri olan davranış kalıplarını be-
lirlemektedir.

Bu yüzdendir ki, her kuşak değiş-
meyen bu değerleri yeniden yo-
rumlamak zorundadır. Onların can-
lılıklarını korumanın yolu, sürekli
yorumlanarak güncellenmelerinden
geçmektedir. Tarihin belli bir dö-
neminde kazandığı anlam çerçevesini ve bu an-
lamın somutlaştığı kalıp(lar)ı hiç değiş(tiril)me-
den kalan değerler, günün/çağın hayatından ko-
puk hâle gelerek canlılıklarını; dolayısıyla işe ya-
rarlılık özelliklerini kaybederler. İşe yaramayan,
uygulan(a)mayan değerlere güven kaybolur ve
bu değerler terk edilirler.

Söz gelimi, anne-babaya saygılı olma
(Ve bi’l-valideyni ihsana. Bakara, 83; Nisa,
36.; En’âm, 151; İsrâ, 23.),
zaman aşımına uğramayacak İslâmî bir değerdir.
Ancak, bu saygılı olma kavramının içeriği ve bu-
nun hayata yansıyan somut tezahürleri, bireyden
bireye, kültürel yöreden yöreye ve çağdan çağa
farklılaşmıştır/ farklılaşacaktır. Kimileri, anne-
babaya itaat etmeyi (Kur’an istemese de) onlara
saygının olmazsa olmazı sayarken, kimileri böy-
le düşünmemektedir. Kimileri, anne-babanın ya-
nında yaşı ne olursa olsun zaruret olmadıkça ko-
nuşmamayı saygının gereği gibi görürken; kimi
ise, saygının bunu asla gerektirmediği kanaatin-
dedir.

Mesela, Müslümanların çevre bilincini oluşturan
değerlerin anlam çerçevesi ve bunun uygulama-
ya yönelik somut kalıpları, dünküyle kıyas kabul
etmeyecek kadar bugün farklılaşmıştır/farklılaş-
malıdır. Çünkü dün adeta hiç sözü edilmezken
bugün sadece insanlığı değil, tüm varlık dünyası-
nı tehdit eden çevre sorunu söz konusudur. Aile
hayatına, kadın algısına ilişkin İslamî değerleri,
günümüz Müslümanlarının hepsinin anlam(landırm)ası
ve yorumu aynı olmadığı gibi, dünküyle de
aynı değildir/olmamaldır.

Bir değerden diğerine yorum ve uygulama
farklılıklarının dozu değişmektedir. Bir yalan
söylememeye ilişkin içerik ve uygulamaya yönelik
farklılaşmanın boyutlarıyla, bir aile hayatına
ilişkin değerlerde farklılaşmanın sınırları ve
boyutları aynı değildir. Birinciye nazaran ikincide
farklılaşma elbette daha ileri düzeydedir. Çevre
konusunda bu fark daha ileri düzeydedir.
Üstelik, bu yorumların her birinin ne kadar İslamî
olduğunun yeniden sorgulanmasına ihtiyaç vardır.

Bir dönemde veya bir kültür havzasında yapılan
bir yorumun (isabetsiz olma ihtimali şöyle dursun)
isabetli bulunması, bir sonraki dönemde veya kültü-
rel çevrede de onun mutlaka isabetli bulunması-
nı gerektirmemektedir. Dinî değerleri zaman için-
de hep yeniden sorgulayıp anlam(landırm)a uğ-
raşı, dinin özüne dönmek, dini hakikatleri çağın
gerekleriyle buluşturmak için yapılan bir değer-
lendirme ve yeniden düşünme faaliyetinden baş-
ka bir şey olmayacaktır. Bu faaliyet, değerleri te-
mel kaynaklara ve tarihsel tecrübeye müracaat
ederek çağdaş bir terminoloji içinde yeniden ta-
nımlayıp açıklamayı içerecektir. Değerlerin haya-
ta katılması, hayatla bütünleşmek suretiyle canlı-
lığını ve bunun tabiî uzantısı olarak işlevselliğini
koruması, benimsenmesini/benimsetilmesini ko-
laylaştırması, güncellik düzeylerine bağlıdır.

Bunları yapmamızı sağlayacak bir eğitim siste-
mimiz var mı? Aldığımız din eğitiminin niteli-
ği, bize bu gücü kazandırıyor mu? Diyanet İşleri
Başkanlığı’nın 2004 yılından beri bütün eğitim
kurumlarında gerçekleştirmeye çalıştığı şey, in-
sanımızın İslâmî değerleri ezberlemekle yetinen
değil; onları anlamlandırıp özümsemek suretiyle
benimseyen ve onlara göre hayatını dizayn etme-
ye çalışan özgür/bağımsız, ahlâkça gelişmiş din-
darlar olarak yetişmelerine katkı sağlayacak din
eğitimini hayata geçirmektir.

Kaynak
Aydın M. Şevki, “Değerler ve Din Eğitimi”, Diyanet Aylık
Dergi, Ağustos, 2010.

Prof. Dr. Muhammet Şevki Aydın



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97