Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 241. Sayı >> DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN >> Yeni dünyada Rumî'nin izleri

Yeni dünyada Rumî'nin izleri

Amerika’da tanınan ismiyle Rumî’nin, çağ-
ları aşan çağrısının Yeni Dünyadaki yan-
kısı gönüllere hidayet nurları saçmaya
devam ediyor. Şiirleri Amerika’da çok
satılanlar listesinde hâlâ zirvedeki yerini ko-
ruyan Rumî’nin, Yeni Dünyadaki izlerini ta-
kip ettik…

Samimi ve uzun maillerinden sonra ilk defa
sabahın altısında karşılaştık onunla. Işıltıyla
parlayan gözlerinin derinliklerinde bir
sanatkârın inceliğini ve zarafetini fark etme-
mek mümkün değildi. Yüzündeki tebessüm
aramızdaki mesafeyi bir anda eritti, çok ya-
kın iki arkadaş gibi selamlaştık. Yaklaşık üç
saat süren yolculuğumuz boyunca manevi
arayışlarını ve Rumî’nin vesilesiyle gelen hi-
dayetini bizimle paylaştı. Yakın ve içten ta-
vırları, kalbinden taşan heyecanı ile bir sufi
ile beraberdik.

İslam’ın doğduğu ve yayıldığı topraklardan
binlerce kilometre uzaklarda, İslam’ı karala-
yan tüm karşıt kampanyalara rağmen hidaye-
te ulaşmış Amerikalı kardeşlerimizle bizi bu-
luşturmaya götüren bu yolculuk, rehberimiz
Greg’in hikâyesiyle daha bir anlam kazandı.
Aslında Greg’in hikâyesi İslam’ı seçen çoğu
Amerikalının hikâyesiyle benzer özellikler ta-
şıyor. Profan ve kutsaldan arınmış Amerikan
hayat tarzı, insanların ruhlarının derinliklerin-
de hissettikleri karşı koyulmaz çağrının pe-
şinden gitmelerine engel olamıyor. İnsanların
bu çağrıyı takip ederek buldukları ışık, bir
anda onları başka âlemlere taşıyan bir mürşi-
de dönüşüyor.

İslam hakkında hiçbir bilgisi olmayan Greg,
koyu Hristiyan bir ailede yetişmiş ve aile-
si tarafından Katolik okuluna gönderilmiş.
Ancak kilise ve orada anlatılanlar hiçbir za-
man Greg’in kalbindeki ve kafasındaki soru-
lara yeterli cevapları verememiş. O hep alter-
natif arayışlar içerisinde olmuş. Ruhunun ve
kalbinin çırpınışları onu sanata, müziğe ve
resme yakınlaştırmış.

Hani derler ya, aramakla bulunmaz, fakat
bulanlar hep arayanlardır diye. Evet, aslın-
da Greg de arayanlardandı, onu nereye gö-
türeceğini bilmediği arayışına sonunda cevap
hiç beklemediği bir yerden gelir. Bir gün, do-
ğum günü için eşine özel bir hediye almak
ister. Bir kitapçının raflarında şiir kitaplarını
karıştırırken, aniden rafların birinden bir ki-
tap önüne düşer. Aslında rastgele düşmemiş-
tir o kitap, ona gönderilmiş bir cevaptır bu.
Üzerinde “Heart” yazan kitap ilgisini çeker ve
aldığı bu hediyeyi eşi de çok beğenir. O gün-
den sonra her akşam eşiyle beraber kim ol-
duğunu bilmedikleri, ancak onlarla aynı dili
konuşan kitabın satırları arasında kaybolur-
lar. Bir süre sonra bu onlara yeterli gelmez ve
Amerika’da Rumî’yi bilenlerle tanış olmak is-
terler. İşte bu tanışıklık ve aşk onları İslam’a
ulaştıran yolun başlangıcı olur.

Greg bunları anlatırken, kısa bir zaman önce
tanıştığım Amerikalı çifti hatırladım. Edebiyat
öğretmeni olan çift, uzun zamandır Rumî’yi
evlerinde okumaktalar. Onun üslubundan ve
anlattıklarından öyle etkilenmişler ki, acaba
daha fazla nasıl öğreniriz, sorusu onların İslamla
tanışmalarına vesile olmuş. Sohbetin sonunda
aradıklarını bulmanın sevincini, inci gibi dökülen
gözyaşlarıyla öyle güzel ifade etti ki; Rumî’nin de
dediği gibi aynı dili konuşmanın değil, aynı insani
duygulara sahip olmanın daha önemli olduğunu bir
kez daha anlamış oldum.

Greg’le yolculuğumuz yemyeşil ormanın için-
den kıvrılarak giden yolda devam ederken,
yüzünden eksik olmayan tebessümü ile ilk
namazını ve seccadesini anlattı. Alemlerin ya-
ratıcısına secde etmenin şuuruna vardığında,
secde edeceği uygun bir yer arar ve en temiz
yer olduğunu düşündüğü yatağında namazını
kılmaya başlar. Secdenin Yüce Yaratıcıya iba-
detin zirvesi olduğunu ifade ederken “Allah
değil, ALLAH!” deyişi, onun kalbi duyuşunu
bize de aksettirdi. Daha sonra Greg bunu ar-
kadaşlarıyla paylaşır, onlar kendisine bir sec-
cade hediye ederler. İlk defa seccade ile tanı-
şan Greg, secdenin anlamının başta Yardana,
sonra insanın kendine saygının gereği oldu-
ğunu söyledi.

Etrafı kaplayan devasa ağaçlar içinde kuş cı-
vıltıları ve hafif çiseleyen yağmurun altında
toplantı yerine vardığımızda, üç saatlik yol-
culuk bizim için unutulmaz anların ve hisse-
dişlerin yaşandığı kısa bir ana dönüşmüştü
sanki. İslam’ı sonradan seçerek hidayete er-
miş 20’den fazla Amerikalı Müslümanla geçi-
receğimiz bir günlük programımız başlamıştı.

Farklı dillerden, dinlerden ve inançlardan ge-
len bu insanları burada buluşturan ortak nok-
ta İslamdı. Çoğunda dikkatimi çeken ilk şey,
yüzlerinde itminana ermiş, aradığına ulaşmış
bir insan yüzünün sükûnetiydi. Her daim te-
bessümlü yüzleri, dillerinden eksik etmedik-
leri salavat ve dualarla mümince bir tevekkül
ve teslimiyet içerisindeydiler. Hepsinin ayrı
bir hikâyesi vardı ve içtenlikle bizimle
paylaştılar. Kimi çok genç yaşında arayışlarına
başlamış, kimi evlenip üç çocuk sahibi olduktan
sonra hayatın anlamsızlığına yenik düşmek iste-
memiş, kimi ise kendini hep buraya ait hissetmiş;
ancak onların hikâyesi de, Greg’in hikâyesinde
olduğu gibi, İslamla şereflenmekle neticelenmiş.

Bir gün süren toplantı boyunca, iki oturum
yapıldı ve her oturumu Kur’an ve salavatlar-
la başlatıp, yine salavat ve dua ile bitirdiler.
Kendi içlerinde daha derin ilme ve tecrübe-
ye sahip olan Michel bilgi ve tecrübelerini bi-
zimle paylaştı. İkinci oturumda tasavvuf ağır-
lıklı konuşmalar yapıldı. Cemaatle kılınan na-
mazlarda bizleri en çok etkileyen ise imam
ve müezzinin Amerikan aksanı ile okuduk-
ları Kur’an ve ezan oldu. Kültürler arası fark-
lılıkların getirdiği güçlüklere rağmen, Kur’an
kıraatini sonradan öğrenen bu insanların tat-
lı bir aksan ile okudukları Kur’an bizleri çok
etkiledi.

Günün sonunda unutulmaz hatıralarla evimi-
ze dönerken, Rumî’nin hiç silinmeyecek iz-
lerini takip edenlerin, nasıl İslam ile Kur’an
ile tanış olduklarına şahit olmuştuk. Rumî’nin
İslami bilgiyi insanların anlayışlarına yakın-
laştırmak için seçmiş olduğu gönül dili, gö-
nül kapılarını açan bir anahtara dönüşmüştü.
İslam’ı Asya steplerinden, Afrika çöllerine ka-
dar taşıyan ve tanıtan dervişler misali, İslam
Amerika’da yine sufilerin gönül sesiyle yayılı-
yor. Gönülden söylenen sözler tüm önyargı-
ları ve korkuları aşarak, yine gönüllerde yan-
kı buluyor.

Lamia Levent - DİB / Uzman



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97