Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 241. Sayı >> SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER >> Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek

Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek

Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek
(Selimî) Yavuz Sultan Selim

Kemalpaşazade, 8,5 yıl sultanlık yapan
Yavuz Sultan Selim’i şöyle anlatıyor:

Şems-i asr idi asrda şemsin
Zılli memdûd olur zamanı kasîr
Fahrederdi tâc u tahtıyla beyler
Fahrederdi anınla tâc u serîr

“İkindi güneşiydi, ikindide güneşin gölgesi uzun
olur, zamanı ise kısadır. Beyler, taç ve tahtıyla
övünürken taç ve taht onunla övünürdü.”

Liderlik bilgisi yanında şiir kültürünü de iyi alan
padişahlardan biri Yavuz Sultan Selim Han’dır.
Kahraman ve otoriter kişiliğin altında ince ve
duygusal bir ruh yapısına sahip Yavuz Selim Han,
Divan Edebiyatında, herkesin dilinde olan bir tek
kıta ile güçlü bir şair sıfatını kazanan nadide şair-
lerimizden biri sayılabilir. Kıta şöyle:

Merdüm-i dîdeme bilmem ne fusûn etti felek
Eşkimi kıldı füzûn giryemi hûn etti felek
Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek

Kıtada geçen ve bugün bize yabancı olan kelime-
lerin günümüz Türkçesindeki karşılıkları şöyle:

merdüm-i dîde: gözbebeği. fusûn: efsun, büyü.
eşk: gözyaşı. füzûn: fazla, çok. girye: ağlama, ağ-
layış. hun: kan. şîrler: aslanlar. kahr: yok etme.
lerzan: titremek. âhu: ceylan. zebûn etmek: al-
çaltmak, aciz bırakmak, güçsüz bırakmak.

Kıtadan aldığımız beytin açıklamasına geçmeden
önce son zamanlarda bazı dergilerde ve özellikle
internet sitelerinde yer alan; fakat hiçbir kaynak
zikredilmeyen (çünkü kaynağı yok) bir hikâyeye
bakalım. Bu hikâye, konu itibarıyla aynı olmasına
rağmen birkaç değişik versiyona sahip!

Güya, Yavuz Sultan Selim, Mısır seferinden sonra
adaleti tesis etmek için Şam yakınına otağını kur-
durarak burada üç ay kadar kalmış. Bir Türkmen
(bazı yerlerde bir Mısır) kızı da zaman zaman pa-
dişahın çadırına gelerek, otağın temizlik işlerini
yapar, hünkâr çadırını tertibe ve düzene sokarak
sıradan gündelik işlerle meşgul olurmuş… Yine
bir sabah temizlik için geldiğinde Sultan Selim’i
görmüş. Kızın gönlü sultana akıvermiş. Bir gün
gözü hünkâr çadırının direğine ilişmiş. Direğin
üst kısmına (bazı yerlerde de haberleşme mekânı
hünkârın yastığının altıdır) şöyle bir satır yazmış:
“Seven insan neylesin?” Yavuz Sultan Selim, ota-
ğına yatmaya gelince birden direkteki yazıyı fark
etmiş, uzun bir muhakemeden sonra o da şöyle
bir cevap yazmış: “Hemen derdin söylesin.” Kız
ertesi gün gelip baktığında otağın direğindeki ce-
vap mahiyetindeki yazıyı görmüş. Bir satır daha
yazmış direğe: “Ya korkarsa neylesin?” Yavuz
Sultan Selim, akşam çadıra döndüğünde not düş-
tüğü direğe bakmış. Hemen o satırın altına şunu
yazmış: “Hiç korkmasın söylesin.” Sabahın ol-
masını sabırla beklemiş padişah. Seher vakti sır-
daşı Hasan Can’ı çağırtmış, derhal bir emir vere-
rek: “Biz dahi merak edip onu görmek isteriz; tiz
elden bu kızı huzura getirin!” Emir derhal yeri-
ne getirilmiş. Padişah o ahu gözlü güzeli görün-
ce kendinden geçmiş. Hünkârın emriyle derhal
bir düğün alayı tertip edilmiş. Eğlenceler, yeme-
ler, içmeler… Düğünün son gecesi bu ahu göz-
lü güzelin yüreği heyecandan duruvermiş. Koca
hünkâr, ağlamış ve Türkmen kızına yaptırdığı
mezarın mermer taşına, yukarıya aldığımız dört-
lüğü kazdırmış.

Burada birkaç husus üzerinde durmakta fayda
var: Evvela şiirin Yavuz Sultan Selim’e ait olup ol-
madığı kesin değildir. Çünkü şiirlerini Farsça ya-
zan Yavuz Sultan Selim’in divanında tabii olarak
bu Türkçe kıta yoktur. İkinci olarak Divan şiiri-
ne vâkıf olanlar bilir ki şiirlerin, beyitlerin bu tür-
den hikâyeleri duyulmuş şey değildir. Bu tür şiir
hikâyelerinden biri Nabi’nin “Sakın terk-i edeb-
den kûy-ı mahbûb-ı Hudâ’dır bu” mısraı ile baş-
layan ve hac yolculuğunda yazdığı na’tı için an-
latılır. Fakat genelde Divan şiirinde böyle bir ge-
lenek yoktur. Bu gelenek halk şiirinde vardır.
Hatta halk hikâyelerinin aralarını süsleyen man-
zum parçacıklar vardır. Bu manzumeler ise ço-
ğunlukla hikâyeleri yeknesaklıktan kurtarmak
için söylenir.

Öte yandan Yavuz Sultan Selim gibi bir cihan pa-
dişahının, otoriter bir sultanın, böyle gizli bir ha-
diseyi yaşasa bile, hikâyesini başkasına anlatma-
sı, âleme faş etmesi karakteriyle örtüşür görün-
memektedir. Yavuz devrinde böyle bir hizmet
gören güya Türkmen güzelinin okuma yazma bi-
liyor olması da ayrı mevzu…

Bu hikâye, olsa olsa şiirden yola çıkılarak –üste-
lik son zamanlarda- uydurulmuş bir söylenceden
ibarettir. Fakat her ne hikmetse özellikle son za-
manlarda hiçbir kaynağı bulunmamasına rağmen
gerçekmiş gibi anlatılmakta, yazılmakta böylece
ilmi bir tahrifata yol açılmaktadır. Mamafih yuka-
rıya aldığımız kıtayı Yavuz’un yazma ihtimali za-
yıf olsa da şiire Yavuzca, Yavuz’a yakışır, Yavuz’u
anlatan bir şaheser gözüyle bakmamızda mah-
zur yoktur. Çünkü şiir tamamen Yavuz Sultan
Selim’in tasviriyle doludur.

Şöyle deniyor beyitte: Kendini güçlü gösteren,
adeta aslan kesilen düşmanlar benim kahredici
kuvvetimin karşısında tir tir titrerken, kaderin cil-
vesine bakın ki felek beni bir ahu gözlü güzelin
aşkıyla perişan eyledi.

Bilindiği gibi Yavuz Sultan Selim Han cesur, kah-
raman, adaletli, güçlü bir padişahtı ve düşmanla-
rı ondan çekinir, vezirleri dahi yanlış bir iş yap-
maktan korkardı. Nice fetihlerin ardından şir-
pençe denilen bir tür çıban hastalığına tutulmuş-
tu. Beyitte bu hadiseye telmihte bulunuluyor ve
şir(ler)-pençe sözü iki değişik anlamda kullanıla-
rak bir çeşit söz sanatı (tevriye) yapılıyor.

Gönül bu; ferman dinlemez elbette, en güçlüleri
bile emri altına alabilir ve dermansız bırakabilir.
Nitekim Yavuz gibi kudretli bir padişah dahi gön-
lünü kaptırdığı bir güzelin yahut görünüşte küçü-
cük bir çıbanın elinde zebun olabilir vesselam.

Vedat Ali Tok



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97