Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 241. Sayı >> BAŞYAZI >> Tefekkür

Tefekkür

İnsan, tefekkür edebilme özelliği sayesinde di-
ğer varlıklardan ayrılır. O, diğer mahlukat gibi
varlık âleminin bir parçasıdır. Ancak parçası ol-
duğu bu âlemi okuyabilmek ve hakikati zihniyle
arayıp bulabilmek insana mahsustur.
İslam’ın kâinat tasavvuruna göre, varlık bütün te-
zahürleriyle ve boyutlarıyla bir tefekkür alanı-
dır. Kur’an-ı Kerim’de tefekkürün yönelmesi ge-
reken alan olarak “ayetler”den bahsedilmektedir.
(Sâd, 29.)

İlahî kelamın satırlara dökülen her ifade-
si birer ayet olduğu gibi (âyât-ı mestûra), nazar-ı
sahihle bakıldığında kâinat da bütün cüzleriy-
le birer ayettir (âyât-ı kevniyye). Eşyanın hakika-
tine götüren bu ayetler hem insanın dış (âfâkî)
âleminde hem de iç (enfüsî) âleminde yeterince
mevcuttur. Bu taksim, Cenab-ı Hakk’ın “Biz onla-
ra gerek âfaktaki (ufuklardaki) gerekse enfüsteki
(nefislerdeki) ayetlerimizi göstereceğiz.”
(Fussılet,53.)
ilahî beyanına dayanmaktadır.

Yüce Allah, “Gözünü çevir bak, bir çatlak göre-
bilir misin? Sonra gözünü tekrar çevir bak; göz
(aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin hal-
de sana dönecektir.”
(Mülk, 3-4.)
buyurarak bizle-
ri kâinattaki mükemmel yaratılış üzerinde düşün-
meye sevk etmektedir. Bir bütün olarak âlem, dü-
şünenler için, Allah’ın varlığının, birliğinin, hik-
metinin ve emsalsiz yaratma kudretinin alame-
tidir. Bu açıdan bakıldığında, âlem kelimesi ile
alâmet kelimesinin aynı kökten gelmesi bir tesa-
düf olmasa gerektir.

Tarih ve coğrafya, varlığın koordinatlarını işaret
eden çok önemli iki göstergedir. Bu nedenledir
ki; Kur’an bir taraftan insanlık için dönüm noktası
olan tarihi hadiseleri ibretli tablolar halinde göz-
lerimizin önüne sererken, diğer taraftan dikkat-
lerimizi içinde yaşadığımız tabii ve coğrafi çev-
reye çekmektedir. Aynı şekilde yeryüzünde do-
laşarak geçmiş ümmetlerden kalan izleri müşa-
hede etmemiz de Kur’an’ın bizi yönlendirdiği bir
tefekkür biçimidir.
(bkz: En’âm, 11.)

Zamanda ve mekânda yapılan bu yolculuğun semeresi,
yolcunun alacağı ders ve ibrettir. Diğer taraftan
insanın hakikat perdelerini kaldırmak için kendi iç
dünyasında (enfüsde) çıktığı yolculuk da ruhu olgun-
laştıran derûnî bir tefekkürdür.

Tefekkür, İslam ilim geleneğinin en önemli ku-
rucu kavramlarından biri olmuştur. Zira Kur’an
ayetleri üzerinde gerçekleştirilen tefekkür; tefsir,
fıkıh, kelam gibi dinî ilimleri ortaya çıkarmış ve
emsalsiz bir ilmî müktesebat doğurmuştur.
Kâinat üzerinde sarf edilen tefekkür cehdü gayre-
ti ise tabiat ilimlerinin ortaya çıkmasını sağlamış
ve bu alanda çok zengin bir literatürün oluşması-
na zemin hazırlamıştır.

Enfüsi âlemde gerçekleştirilen tefekkür ise, psi-
koloji, ahlak gibi çeşitli insani ilimler yanında gö-
nül dünyamıza zenginlik katan bir irfan geleneği-
nin oluşmasını netice vermiştir. İnsan, irfana ken-
disi (nefsi) üzerinde tefekkürde bulunarak ula-
şır. Kendini hesaba çeken, kendini kontrol eden,
kendini muhafaza eden, kendini geliştiren in-
san düşüncelerinde, sözlerinde ve davranışların-
da kemale erer.

Doğrusu, tefekkür imbiğinden süzülmemiş ve ha-
yatla bağı kurulamamış hizmet ve ibadet, özsüz;
düşünce eseri olmayan söz bereketsizdir. Akıl
tenvir edilmeden, ruh tezkiye edilmeden atılan
adımlar semeresizdir. Diğer taraftan tefekkürü sa-
dece bilgiye ulaşma aracı olarak görüp, onu has-
lete dönüştüremeyenler sahip oldukları bilgiden
fayda göremeyecekleri gibi başkalarına da fay-
da veremezler.

Bu açıdan günlük hayat içerisinde rutin olarak ya-
pıp ettiğimiz şeyler üzerinde yeniden düşünme-
ye ihtiyacımız vardır. Tefekkürle işlerimize, haya-
tımıza, ve ibadetlerimize daha derin anlamlar ka-
zandırmalıyız. İmamet, hitabet, irşat ve iftanın bi-
rer iş mesaisi olmanın ötesinde Rasulü Ekrem’den
miras aldığımız, çok şerefli, çok izzetli birer kul-
luk vazifesi olduğunu daha derinden hissetmeli,
bunların anlamları üzerinde zihin yormalı, yaptı-
ğımız işe gönlümüzü de katmalıyız. Verdiği akıl
nimetine karşılık, Cenab-ı Mevla’ya tefekkürle te-
şekkür etmeliyiz.

Söz bu noktaya gelmişken, Hz. Ali (r.a.)’nin şu ib-
retli ifadelerini hatırlamakta fayda vardır: “İki çe-
şit insan var ki belimi büker. Biri, bildiği şeyleri
yerine getirme konusunda pervasız âlim; diğeri
ise kendini zühde vermiş cahil.”
Akıl nurunu gönül ayinemize tutup, hayatımıza
yansıtabilmek temennisiyle…

Prof. Dr. Mehmet Görmez - Diyanet İşleri Başkanı



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97