Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 245. Sayı >> DİN-DÜŞÜNCE-YORUM >> Değer eğitimi açısından Kur’an kursu

Değer eğitimi açısından Kur’an kursu

Kur’an kursunu, sadece Kur’an’ı yüzüne okumayı öğreten, onu ezberleten kurum olarak görenlerin artık kalmadığını sanıyorum. Buna bağlı olarak da, “Kur’an öğretimi” kavramının içeriğini belirlerken, Kur’an’ın yüzüne okunmasını, kıraatını öğretmeyi ve ezberletmeyi bunun girişi saymak durumundayız. Bu nedenle Kur’an kursu, “Kur’an öğretimi” çerçevesinde, bu giriş niteliğindeki öğretimden sonra Kur’an’ın mesajını öğretime konu edinmekle yükümlüdür. Görevinin en önemli kısmı da burasıdır. Onun için, Kur’an kurslarında, itikat, ibadet, ahlak ve siyer derslerine de yer verilmektedir. İşte Kur’an kursu, bir bütün olarak ve özellikle de bu dersler aracılığıyla değer eğitimine önemli katkı sağlama sorumluluğunu taşımaktadır.

Değer, bireyin tutum ve davranışlarını belirleyen ölçüttür. Söz ve davranışlar, olaylar ve olgular doğru-yanlış, güzel-çirkin, iyi-kötü, helal-haram şeklinde tanımlandığında değer ölçülerinden söz edilmiş olmaktadır. Böyle bir tanımlama, ilgili birey(ler)in o davranış, olay ve olguları nasıl anlamlandırdığını, onları anlamlandırma düzeyini ve onlara ilişkin yargısını göstermektedir. Çünkü değer oluşturma, bireyin anlam arayışı serüveninin ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Varlık dünyasını ve hayatı anlamlandırma çabasını sürdürürken birey, ister istemez, olup bitenler ve kendi tutum ve davranışları hakkında değerlendirmeler yaparak birtakım kararlara ulaşır. Oluşturduğu ve benimsediği bu kararlar, onun tutum ve davranışlarını yönlendiren/belirleyen ölçütlere dönüşüverirler. Mimarı olduğu bu ölçütlere göre kendi hayatını yönetir ve denetler.

Bütün tanımların ortak noktası, değerin bir tercih durumuna işaret etmesidir. Birey, oluşturduğu dünya görüşü ve hayat anlayışı doğrultusunda, bu tercihlerini oluşturmaktadır. Bireyin temel tercihi olan din/inançları, değer dediğimiz bu alt tercihlere kaynaklık etmektedir. Din/inançlar, bütün değerlerin en derininde yer alır, onların oluşumunda en belirleyici role sahiptir. Çünkü din/inançlar, bireysel ve toplumsal kimliği belirleyici temel unsurdur. Dinden beslenen değerler, doğrular ile yanlışların, iyilikler ile kötülüklerin ve güzellikler ile çirkinliklerin sınırlarını belirleyen doğrulardır. Dinî anlayış, doğrudan değer sistemini, değer sistemi ise tutum ve davranış biçimlerini etkilemektedir. Dinî anlayışta meydana gelen değişimler doğrudan değer sistemine, değer sisteminde meydana gelen değişimler ise tutum ve davranış biçimlerine yansımaktadır.

Bir değer, toplumu oluşturan bireyler tarafından paylaşılan ortak paydaya dönüştüğünde, topluma mal oluvermektedir. Bu değerler, toplumsal vicdanı oluşturmaktadır. Bu toplumsal değerler olmazsa kolektif bir toplum oluşamaz. Evrensel gerçeklikleri kapsadığı oranda da değer, evrenselleşir. Evrensellik arz eden değer, zaman aşımına uğramadan işlevlerini sürdürür.

Değer kavramı insana özeldir. Çünkü tercihte bulunmak ve bu yolla değere sahip olmak, doğrudan akılla, düşünme/kavrama yeteneğiyle, varlığı ve hayatı anlamlandırmayla ilgilidir. Bireyin oluşturduğu değerler, kuru kurallardan ibaret değildir. Bu kuralların temelinde çok derin bin insani varoluşsal çaba söz konusudur. Birey aklını, anlama/kavrama yeteneğini kullanarak değerlerini oluşturmak suretiyle, kendi tutum ve davranışlarını bizzat belirleme gücünü elde etmektedir. Dolayısıyla değerlere sahip olma bir bilinç meselesidir. Eğer değerleri sadece kurallardan ibaret kabul edersek, o zaman onun arkasında yer alan anlam dünyasını, bireyin anlam arayışı çabalarını ortadan kaldırmış oluruz. Bütün bunları yapma yeteneği ise, sadece insanda bulunmaktadır. İnsan bu yeteneği sayesinde, mevcut alternatifleri anlamlandırmak suretiyle değerlendirerek onlardan uygun bulduğunu tercih etmektedir. Halbuki, hayvanların böyle bir seçimde bulunma imkânları bulunmamaktadır.

Bireyin değerlere sahip olması, bir bilinç meselesi olduğundan dolayıdır ki, birtakım kurallara körü körüne uygun davranması, onun gerçekte değerlere sahip olduğunu göstermez. Gerçekte değerlerini bizzat oluşturup onlara göre tutum ve davranışlarını belirleyen birey özne konumunda iken, birilerinin empoze ettiği ve kendisi pasif kabullenici konumunda kalıp körü körüne onlara göre hareket eden ise kendini nesneleştirmiş durumdadır; taklit düzeyinde kalmıştır.

Manasını anlamadan değer diye birtakım kurallara bilinçsizce uygun davranmak, gerçekte değerden beklenen sonuçları doğurmaz. Söz gelimi, bu yıl Kutlu Doğum haftasında konu edindiğimiz merhamet, eğer gerekli bilgi ve bilince dayanmıyorsa, “Merhametten maraz doğar” özdeyişimizi haklı çıkaracak sonuçlara yol açabilir. Evladının rahatını düşünerek onun eğitimini ihmal eden ebeveyn, merhamet adına merhametsizlik etmektedir. Himayeci anne baba, merhamet adına çocuğuna merhametsizlik etmektedir. Öğrencisine hak etmediğini veren öğretmen, öğrencisine merhametsizlik etmektedir vs. Oysa gerçekte merhamet, maraz doğurmaz. Adaletle irtibatlandırılıp bütünleştirilmiş merhamet, mahza iyiliktir.

Bireyin oluşturduğu değerler, kuru kurallardan ibaret değildir. Bu kuralların temelinde çok derin bir insani varoluşsal çaba söz konusudur. Dolayısıyla değerlere sahip olma bir bilinç meselesidir.

Meseleye bu açıdan bakınca, bireyin kendi değerlerini oluşturma sürecinin, aynı zamanda özgürleşme sürecine dönüştüğünü söyleyebiliriz. Şöyle ki, kendi değerlerini oluşturup onlara göre tutum ve davranışlarını belirleyen birey, alternatifleri değerlendirerek onlardan uygun olanı bizzat kendisi seçmektedir. Kararlarını bizzat kendisi oluşturmaktadır. Üstelik bu kararlara içtenlikle, seve seve uymaktadır. “Çevreme karşı ayıp olmasın, sonra bana ne derler, beni ayıplarlar veya içinde bulunduğum topluluktan beni tart ederler, uzaklaştırırlar” gibi korku ve kaygılar, onu baskılayamamaktadır. Her nerede olursa olsun o, tamamen kendinden hiç uzaklaşamayan değerlerine göre hayatını düzenlemeye çalışmaktadır. Bu hayatta farkındalık, samimiyet, tutarlılık ve tam bir şeffaflık söz konusudur. Sonuçta bu birey, dürtülerinin/hevasının/nefsinin esaretinden kurtulduğu gibi, çevresinin boyunduruğu altına girip kalıplanma esaretinden de sıyrılmaktadır. İnandığı, gönüllü olarak benimseyip bağlandığı “Allah’ın hoşnutluğu” değeri, onun tam bir ahlaki özgürlüğe kavuşmasını kılavuzlamaktadır.

Değerleriyle kendi şahsiyetini inşa eden birey, özgürleştikçe sorumluluk bilincini de geliştirmektedir. Çünkü değerlerini oluşturacak kadar anlamlandırma düzeyi yükselen bu birey, varlık dünyasına ve hayata ilişkin oldukça sağlıklı ve düzeyli bir farkındalık kazanmaktadır. Bu farkındalık, bireyin varlık dünyasındaki konumunu ve diğer varlıkla ilişkisini doğru kavramasına yol açmaktadır. Bu kavrayış, ister istemez sorumluluklarını fark edip onlara göre tutum ve davranışlarını yönlendirmektedir.

Bu sorumluluk bilinci, birtakım değerlere göre hareket etmesinin gerekliğini daha derinden idrak etmesine katkı sağlamaktadır. Haliyle, bireyin böylesine bir anlamlandırma sonucunda oluşturduğu bağlanma/kendini kayıtlama, özgürlüğünü ortadan kaldıran değil, tam aksine besleyen unsurdur. Mümin, inandığı değerlere salt “Allah’ın hoşnutluğu”nu kazanmak arzusuyla bağlı kalmakla, kendini esir edebilecek olan bütün prangalardan kurtulup özgürleşmektedir. Kaldı ki, bu bağlanma, bireyin bizzat kendisinin bilinçle ve içtenlikle oluşturduğu bir durumdur. Bunu yaparken de birey, kendini nesneleştirmemekte, özne kalmaktadır; bu tercihin mimarı kendisidir.

Bütün bu ifadeler, kendi değerlerini oluşturma sürecini yürüten bireyin, aynı zamanda ahlakî gelişim sürecini sürdürdüğünü göstermektedir. Değerlerini oluşturup onlara göre hayatını düzenleme yetkinliğine kavuşan birey, ahlakça özgürleşme, ahlakça olgunlaşma düzeyini de ortaya koymuş olmaktadır.

Bu değerlendirmeler açıkça göstermektedir ki, bireyin belirtilen nitelikte kendi değerlerini oluşturarak dürtülerinin/nefsinin ve çevre şartlarının esaretinden özgürleşmesi, oldukça zordur ve uzun soluklu bir eğitim süreci gerektirmektedir.

İşte Kur’an kursu, bireyin kendi değerlerini bu çerçeveyle oluşturma sürecinde elinden tuttuğu oranda din eğitimi görevini yerine getirmiş sayılacaktır. Kursiyerin İslami değerlerle tanışıp onları özümseyip kendine mal etmesine katkı sağla(ya)mayan bir Kur’an kursu, misyonunu bilmeyen, görevini hakkıyla yap(a)mayan bir kurumdur.

İyi de, Kur’an kursu bunu nasıl gerçekleştirecektir? Meselenin can alıca noktası tam da burasıdır. Madem ki, değerler kalıp kurallardan ibaret değil; asıl önemli olan onların arkasında duran özdür/anlamdır, öyleyse Kur’an kursunun yapacağı değer eğitimi, asıl bu anlam boyutunu öne çıkarmak durumundadır. Değer eğitimi adına, değerlerin kalıplarını ezberletmek marifet değil, gerçekte yapılması gereken o değerlere ruh veren anlamı bireyin kavramasına yardımcı olmaktır. Çünkü değere sahip olmak, bilinç işidir/meselesidir. Bu bilinci kazanmanın yolu ise, değerlere can veren anlam dünyasını keşfetmekten geçmektedir. Varlığı ve hayatı birlikte değerlendirme bütünlüğü içinde anlamlandırılmayan değerin arka planındaki anlam dünyası keşfedilemez. Değer eğitimi çerçevesinde Kur’an kursundan da beklenen, bireyin İslami öğretiyi kavrayarak değerleri varlık dünyası ve hayatın bütünlüğü içinde bir bir keşfetmesine, onları içselleştirip gönülden benimsemesine kılavuzluk etmektir.

Böyle bir kılavuzluk görevi, belli bilgi kalıplarını ezberletmekle yetinmeyi marifet sayarak öğrenciyi bu hazır bilgi kalıpları karşısında pasif alıcı konumuna indirgeyip nesneleştiren, anlam arayışını durduran, düşünmeyi/sorgulamayı dumura uğratan ezberci eğitim anlayışıyla yapılamaz, yapılamamaktadır. Ayrıca Kur’an kursu, değer eğitimini sadece belli derslerdeki formal öğretim faaliyetleriyle sınırlı görürse, yine tutarlı bir değer öğretimi yapamaz, dolayısıyla başarılı olamaz. Değer eğitimi söz konusu olduğunda kurumun bütün olarak buna göre düzenlenmiş olması gerekir. Kur’an kursunun bütününe bir ruh gibi nüfuz edecek şekilde din eğitimi hayata geçirilmelidir. Değerleri hayatın içinden somut örneklerle takdim etmek, bireyin yaşarken onları fark edip içselleştirmesini sağlamak, en etkili ve olmazsa olmaz yoldur/yöntemdir.

2005 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı olarak yürürlüğe koyduğumuz yeni din eğitim anlayışı/teorisi, yukarda çerçevesini çizdiğimiz etkin ve verimli değerler eğitimini öngörmektedir. Kur’an kursu öğreticilerimiz ve yöneticiler tarafından bu din eğitim anlayışı hakkıyla kavranıp eğitim-öğretim süreçleri ona göre düzenlendiğinde arzu edilen ürünleri elde etmek mümkün olacaktır.

Prof. Dr. Muhammet Şevki Aydın - Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97