Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 245. Sayı >> KÜLTÜR VE SANAT >> İstanbul’un şair Fatihi

İstanbul’un şair Fatihi

Şiir yazarken bir hükümdar olarak değil, duyan, düşünen, üzülen, sevinen
herhangi bir insanın psikolojisi hâkimdir. Böylece lirizm, mecaz ve sembolizm
bütün büyük şairlerde olduğu gibi onda da en belirgin hususiyete dönüşür.

Osmanlı sultanlarından söz ederken II. Mehmed de-
nildiğinde aklımıza öncelikle kuvvetli ve kudretli
bir hükümdar gelecektir. Böyle olması da son de-
rece doğaldır; çünkü onun Osmanlı sultanları içe-
risinde çok özel bir yeri vardır. İstanbul’u fethede-
rek, bir çağı(orta çağı) kapatıp başka bir çağı(yeni
çağı) açarak cihan tarihinin en mühim olayla-
rından birini gerçekleştirmiştir. Bu önemli olay-
da onun siyasî ve askerî dehası çok büyük bir rol
oynamış, bu durum haklı olarak ona “Fatih” ve
“Sultan-ı İklim-i Rum” unvanlarını kazandırmış, ar-
tık II. Mehmed olarak değil Fatih Sultan Mehmed
olarak anılmasını sağlamıştır.

Fatih’i büyük ve önemli kılan bir hususiyeti ise
onun şairliğidir. Bu durum en başta, pek çok
Osmanlı sultanı gibi onun da ilim, kültür ve sa-
nat meseleleriyle ne kadar ilgili olduğunu göste-
ren bir durumdur. Osmanlı devleti Fatih ve onun
gibi bu konulara önem veren çalışmalarıyla sade-
ce askerî ve ekonomik anlamda güçlü bir devletin
sultanları olmamışlar, Osmanlı kelimesini bir dev-
letin adı olmanın yanı sıra bir kültür ve medeni-
yetinin de adı yapmışlardır. Bugün Osmanlı şiiri,
Osmanlı kültürü yahut medeniyeti derken bu ba-
şarının Fatih ve onun gibi ilim, kültür ve sanat ehli
sultanların sayesinde gerçekleştiğini belirtmek bir
vicdan borcu olacaktır.

Fatih’i hem sultan hem de sanatkâr yapan hu-
suslar, o daha küçük yaşlarında iken başlamış-
tır. Her şehzade gibi çok ciddi bir eğitimden geç-
miş, Şeyhülislam Molla Gürani, Ak Şemseddin,
Molla Husrev, Sinan Paşa, Ciriaco Anconitano,
Maria Angiolle gibi ünlü isimlerden dersler ala-
rak kendini çok iyi yetiştirmiş ve bu durum ona
“Osmanoğullarının gelmiş geçmiş en bilgin sul-
tanı” unvanını kazandırmıştır. Üstelik bu eğitim
sadece İslami bilgilerle sınırlı olmamış, o hemen
her konuda eğitim görmüştür. Onun Arapça ve
Farsça’nın yanında Yunanca, Latince, İbranice,
Sırpça ve İtalyanca bildiğini söylemek ilim ve kül-
tür dünyasının genişliği hakkında bize yeterli fik-
ri verecektir.

Fatih’in eğitim gördüğü alanlar içerisinde ise gü-
zel sanatların bilhassa edebiyat, musikî ve resmin
daha özel bir yeri vardır. Küçük yaşlarından iti-
baren kendini bir edebiyat ortamı içerisinde bu-
lan Fatih, Osmanlının fikir ve sanatta bereketli
bir çağında yaşadı. Bu gelişme doğal olarak sa-
raya da yansıdı. Himayesi altına aldığı ünlü şair-
lerle sarayını bir anlamda bir “şiir akademisi” ha-
line getirdi. Böylece devrinde Ahmed Paşa, Sinan
Paşa, Melihi, Kabuli, Hamidi ve Necati gibi bü-
yük üstadlar Osmanlı şiirini zirveye taşıyan isim-
ler oldular. Onun şairlere verdiği değeri anlamak
için Kınalızâde’nin şu cümlelerine bakmak yeter-
li olacaktır: “Zât-ı saâdet penâhi, şuara-yı zemân
ile sohbet edüp bu tâifeye küllî meyl ü rağbet
ederler idi.”

Fatih, yaratılışından da gelen böyle bir şiir kabi-
liyeti ile böylesine zengin ve bereketli bir ede-
biyat ortamında şiirler yazmaya başladı. “Avni”
mahlasıyla yazdığı bu şiirler ve sonunda tertip
ettiği Divan’ı Türk edebiyatı içerisinde önemli
bir yerde değerlendirilir. O, her şeyden önce bir
şiir heveslisi değil, ustalık kazanmış bir şairdir.

Yazdıklarında taklitçilik, devrinin ünlü şairlerine
özenme gibi bir durum görülmez. Mısraları son
derece sağlam, dış güzelliğe sahip, mazmun ve
mevhumları yerli yerinde kullanan bir şair hüvi-
yetindedir. Şiirlerinde vezin aksamaları neredey-
se yoktur. Üslubu ise devrinin özelliğini de yan-
sıtacak şekilde oldukça süslüdür.

Fatih’in şiirleri, bu yüzden kendini çok iyi yetiş-
tirmiş bir sanatkârın duygu ve düşüncelerini çok
içten yansıtan mısralardan oluşur. Bilhassa bilgi
ve hayal unsurları bakımından son derece zen-
gindir. Bu zenginlik içerisinde tasavvufi duyuş ve
düşünüş de hemen dikkati çeken bir özelliktir.

Bir cihangirden sade bir dervişin tavrı ve yaşayışı
beklenemez ama bu şiirlerde son derece belirgin
bir tasavvuf meyli hemen dikkati çeker. Cihangir
olarak muhteşem duruşu, şiirlerinde mütevazı bir
hale döner. Burada aşk karşısındaki teslimiyet-
çi tavrı, onun şiir yazarken bir hükümdar olarak
değil, duyan, düşünen, üzülen, sevinen herhangi
bir insanın psikolojisi hâkimdir. Böylece lirizm,
mecaz ve sembolizm bütün büyük şairlerde oldu-
ğu gibi onda da en belirgin hususiyete dönüşür.

Fatih’in sayıca çok fazla olmayan bu şiirleri son-
radan Divan haline getirilmiştir. Bu Divan’ın yaz-
ma nüshası Ali Emiri Efendi tarafından bulunmuş
olup sonradan Latinize şekilleriyle de yayımlan-
mıştır. Bu anlamda ilk çalışma fethin 500. yılı mü-
nasebetiyle Saffet Sıtkı Bilmen tarafından hazırla-
nan ve 1944 yılında basılan nüshadır. Bir başka
çalışma ise 1946 yılında Kemal Edip Kürkçüoğlu
tarafından yapılmıştır. Fatih’in şiirleriyle ilgili ça-
lışmalar sonraki yıllarda da devam etmiş, 1922
yılında Ahmet Aymutlu, 2001’de İskender Pala
ve son olarak da 2004 yılında Muhammed Nur
Doğan tarafından bu şiirler neşredilmiştir.

Fatih, cihangirliği kadar şairliği yönüyle de günü-
müz kültür ortamına taşınması gereken isimler-
dendir. Çünkü onun şairliği orta seviyede bir şa-
irlik değildir. Tek işinin şiir olmaması sebebiyle
onu bir Şeyhi, bir Ahmed Paşa, bir Necati olarak
göremesek bile yine de devrinin edebiyat orta-
mı içerisinde büyük şairler zümresinden saymak
gerekir. Zira onun şiirleri doğu ve batı kültürleri-
ni çok iyi özümsemiş, devrinin bütün ilmî, kültü-
rel, siyasî, felsefî ve entelektüel birikimini yansı-
tan metinlerdir. Son derece orijinal söyleyişe sa-
hip oldukları için Mesela Fuzuli, Nevai gibi şairle-
ri etkilemiş bir isimdir. Şu örnek bu durumun mü-
şahhas bir delili sayılmalıdır:

Aşk içinde kimi yâr idem kime hâlim diyem
Düşmen oldular senün-çün dostum âlem bana
(Fatih)

Dostum âlem senün-çün ger olur düşmen bana
Gam degül zîrâ yetersin dost ancak sen bana
(Fuzuli)

Devrinin tezkirecilerinden Sehi Bey’in şu söz-
leri bu büyük hükümdar-şairin sanat gücünü
göstermeye yetecek ifadelerdir: “Suhengüzarlığı
ile fesâhat ve belâgatlerin şerh ve tavsif etmek
murâd olunsa haşredek itmâma yetişmez.”

Mustafa Özçelik



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97