Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 246. Sayı >> BAŞYAZI >> VEFAKÂRLIK ve AHDE VEFA

VEFAKÂRLIK ve AHDE VEFA

Vefakârlık ve ahde vefa, İslam ahlakının temel um-
deleri olarak kabul edilmiş, her ikisi de Allah’la ilişki-
lerimizi tanzim etmeleri cihetiyle imanla ilişkilendiril-
miş, birey-toplum ilişiklerini düzenleyen yönüyle de
hukuki müeyyidelere bağlanmıştır. Her iki haslet de
İslam’ın ahlaki erdemler hiyerarşisinde en üst merte-
belerde tutulmuştur.

Mümin, her şeyden önce Rabbine karşı hakşinas, ka-
dirbilir ve vefakârdır. Rabbine karşı vefakâr olan,
O’nun kullarına karşı da kadirşinas ve vefakâr dav-
ranacaktır. Annemize, babamıza, eşimize, dostumu-
za karşı her türlü vefasızlığımız ve kadirbilmezliğimiz,
Rabbimize karşı vefamıza da gölge düşürecektir.

Aynı hususlar ahde vefa için de fazlasıyla söz konusu-
dur. Zira insan daha varlık sahnesinde vücut bulma-
dan önce hayatının en büyük ahdini, en büyük sözü-
nü hem de varlık âleminin Rabbine vermiştir. İnsan
bir misakla varlık âlemine gelmiştir. Yüce Allah’ın
elest bezminde “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’’ hita-
bına: “Evet (buna) şahidiz.’’ (A’raf, 172.) diyerek
karşılık veren insan, böylece büyük bir emanet ve ağır
bir sorumluluk üstlenmiştir. Bu emanet dağlara tevdi
edilmiş, dağlar bu emaneti yüklenmekten kaçınmışlardır.
İnsanoğlu bu büyük sözünde durmayıp emanete iha-
net ettiğinde zalûm (çok zalim) ve cehûl (çok cahil)
sayılacağını bile bile büyük bir cesaretle bu emaneti
kabul etmiş ve Allah’a söz vermiştir.
(Ahzab, 72.)

İnsanoğlunun verdiği bu söz, sıradan bir söz de-
ğildir. Yaratıcısına verdiği bir ahittir, bir misaktır.
Varoluşumuzun nihai anlamı, verdiğimiz bu ahde sa-
dakatimizde yatmaktadır. Bu aynı zamanda hayatımı-
zın ve yaratılışımızın da gayesidir. Bu söze sadık kalan
kişi, hiçbir zaman ahde vefasızlık etmez. Dolayısıyla
ahde vefanın gerçek manası, Allah’a verdiğimiz er-
demli ve güvenilir olma sözümüzü hatırlayıp, ne pa-
hasına olursa olsun bu söze sadakat göstermekle baş-
lar. İnananlar olarak ahlak telakkimiz, verdiğimiz söze
ne derece sadık kaldığımız ile yakından ilgilidir.

Kur’an’da, verilen sözlerin yerine getirilmemesi Allah
katında en sevimsiz davranışlardan biri olarak kabul
edilmekte, dünyevi beklenti ve çıkar nedeniyle ver-
diği sözden dönenler, “Allah’a karşı verdikleri sözü
ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince,
işte bunların ahirette bir payı yoktur. Kıyamet günü
Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve
onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap
vardır.’’ (Al-i İmran, 7.) ayet-i celilesi ile uyarıl-
maktadır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) de verilen her
sözü borç ve emanet olarak telakki etmiş ve şöyle buyur-
muştur: “Emanete riayet etmeyenin (gerçek manada)
imanı yoktur. Ahde vefa göstermeyenin (hakiki ma-
nada) dini yoktur.’’ (Ahmed b. Hanbel, III, 134.)

Günlük hayatın akışı içinde yeni konuşmaya başla-
yan çocuğumuza verdiğimiz sözden, nikâhta eşleri-
mize verdiğimiz söze -ki bu, manevi boyutuyla bir mi-
sak, hukuki boyutuyla bir akit, ahlak boyutuyla ise bir
ahittir- iş anlaşmalarından topyekûn millete verdiğimiz
söze varıncaya kadar, her söz sorumluluktur. Ve verdi-
ğimiz her söze karşı ahde vefamız, aslında Allah’a verdi-
ğimiz söze/misaka sadık kaldığımızın bir göstergesidir.

Vefakârlık ve ahde vefa, aynı zamanda peygamberlerin
temel özelliklerinden biridir. Bütün peygamberler hem
Allah’a, hem insanlığa, hem de bütün varlığa son derece
vefalı davranan, sözlerinde duran kişilerdir. Kur’an,
yeri geldikçe bize o eşsiz vefa örneklerinin hayatlarından
söz eder. Örneğin Allah’ın dostu ve nebilerin babası Hz.
İbrahim, Nemrut’un ateşini göğüslerken vefasından
hiçbir şey kaybetmemiştir. Oğlu İsmail ile beraber ya-
şamış oldukları ağır imtihanı Allah’ın ahdine göster-
dikleri vefalarıyla başarmışlardır. Kur’an-ı Kerim, Hz.
İbrahim’in vefasını “Yoksa, Musa’nın ve çok vefakâr
olan İbrahim’in sahifelerindeki şu hakikatler kendisi-
ne haber verilmedi mi?’’ (Necm, 36-37.) ayetiyle dikkat-
lerimize sunar.

Bütün hayatı boyunca vefakârlığı bir erdem olarak
öğreten ve yaşatan Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) de,
çevresindekilere küçük yaştan itibaren vefakâr dav-
ranmanın önemini aşılamıştır. En küçük iyilikler için
dahi vefa gerektiğine vurgu yapan Allah Rasulü, iyi ve
kötü günde beraber olan, hüznü ve sevinçleri birlik-
te yaşayan eşlerin ve aile fertlerinin birbirlerine
karşı vefakârlığına özel bir vurgu yapmış ve kendisi
de bunun en güzel örneklerini sergilemiştir.

Unutulmamalıdır ki verilen sözlerin tutulması, ahde
vefa, (Al-i İmran, 76.) antlaşmalara riayet, birey olarak
kurtuluş vesilesi, toplum olarak da huzur ve barış un-
surudur. Tutulmayan söz, yerine getirilmeyen vaat,
şartlarına riayet edilmeyen anlaşma ise, toplumsal çö-
küşü hızlandıracak, ahirette de bize büyük sorum-
luluklar yükleyecektir. Söz, Müslüman’ın onurudur.
Söze sadakat, dünyada onur ve güven, ahirette ise
Yüce Allah’ın iltifat ve rızasını kazanmaktır.

Bir müminin Allah’a verdiği söz ile, peygambere mi-
rasçı olmaya namzet bir alimin, yahut topluma dini
mübini İslam’ı anlatmayı, mihrap, minber ve kürsü
vazifesini deruhte etmeyi üstlenmiş bir insanın sözü
aynı değildir. Zira ikincisi, bildiği bütün hakikatleri
gizlemeden, saklamadan insanlığa anlatmaya ve o bil-
gi doğrultusunda hayatını tanzim edip yaşamaya söz
vermiştir. Mihrap bir emanettir, kürsü bir emanettir,
minber bir emanettir. Ve her biri için hem Rabbimize
hem de bütün topluma verdiğimiz bir söz ve ahd-ü
peymanımız vardır. Yüce Rabbimiz bizleri, hem ken-
disine hem de kullarına verdiğimiz sözlere vefadan
ayırmasın.

Prof. Dr. Mehmet Görmez - Diyanet İşleri Başkanı



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97