Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 246. Sayı >> GÜNDEM >> Hz. İbrahim ve inkârcı babaya vefa

Hz. İbrahim ve inkârcı babaya vefa

Kur’an’da Hz. İbrahim kadar, babasıyla olan ilişkisine çokça yer verilen
başka bir peygamber yoktur. Hz. İbrahim’in inkârcı babasına karşı olan
tevhit mücadelesi, bu mücadele sırasında takındığı tavır dikkat çekicidir.

Vefa, öncelikli olarak tanımak, verdiği ni-
metlerin kıymetini bilmek, kulluk görev-
lerini eksiksiz yerine getirmek suretiyle
Allah’a gösterilmelidir. Allah’tan sonra ise anne-
baba, vefaya en layık insanlardır. Anne-babaya iyi
davranmanın emredilmesi, onlara karşı vefanın
gereğidir. Nitekim Kur’an’da anne-babaya iyi dav-
ranmak emredildikten sonra, onlara gösterilmesi
gereken vefa şöyle gerekçelendirilmiştir:
“Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine
kanat ger ve: “Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni
nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle)
rahmet et!’’ diyerek dua et.’’
(İsra, 24.)

“Hz. İbrahim, ömrü boyunca Allah’a karşı vefa
borcunu yerine getirmek için mücadele etmiştir.
O’nun Kur’an’da yer alan bütün konuşmaların-
da ana tema, tevhit mücadelesidir. Bunun sonu-
cu olarak kulluk ve risalet görevini yerine getirdi-
ği Kur’an tarafından da onaylanmıştır.’’
(Necm, 37.)

Kur’an’da Hz. İbrahim kadar, babasıyla olan ilişki-
sine çokça yer verilen başka bir peygamber yok-
tur. Hz. İbrahim’in inkârcı babasına karşı olan tev-
hit mücadelesi, bu mücadele sırasında takındığı
tavır dikkat çekicidir. Meryem suresinde babasıy-
la olan konuşması şöyle yer almaktadır:

“Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir fay-
dası olmayan şeylere niçin tapıyorsun?’’

“Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim
bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim.’’

“Babacığım! Şeytana tapma! Çünkü şeytan
Rahman’a isyankâr olmuştur.’’

“Babacığım! Doğrusu ben, sana, çok esirgeyici
Rahman tarafından bir azabın dokunmasından,
böylece şeytana bir dost olmandan korkuyorum.’’
(Meryem, 42-45

Hz. İbrahim’in babasına hitap şekli ve konuş-
ma üslubundan, ona karşı derin bir sevgi ve say-
gı duygusuna sahip olduğu anlaşılmaktadır. Zira
o, konuşmasında, herhangi bir hitap cümlesi kul-
lanmaksızın veya farklı şekilde hitap edebilecek-
ken “babacığım’’ hitabını kullanmayı yeğlemiştir.
Bu hitap tarzında, samimiyet, içtenlik ve sıcaklık
söz konusudur. Bunun yanında, konuşma sırasın-
da hitap kelimesinin bir defa kullanılması kâfi gö-
rülebilir. Nitekim kavmiyle olan konuşmalarında
“Ey kavmim’’ kelimesini bir defa kullanmaktadır.
(Şuara, 70.)

Ama Hz. İbrahim babasıyla konuşmasının her
cümlesine “babacığım’’ hitabı ile başlayarak
bu kelimeyi dört defa kullanmıştır. Bu hitap
tarzı, sadece oğlun babayı hakka davet ederken
gözettiği bir incelik ve titizliği değil, onun baba-
sına duyduğu sevgi ve saygıyı da göstermektedir.
Öte yandan bu hitap tarzıyla, Hz. İbrahim baba-
sına olan sevgi ve saygısını sözlü olarak ifade et-
miş olmaktadır. Sevgi ve saygının sözlü olarak ifa-
de edilmesi, hem bu duyguların varlığının alame-
ti hem de bu duyguların güçlenmesinin vesilesi-
dir. Hz. Yusuf, Hz. İsmail ve Hz. Şuayb’ın kızının,
peygamber olan babalarıyla konuşurken kullan-
dıkları hitap kelimesini (Yusuf, 4; Saffat, 102;
Kasas, 26.) Hz. İbrahim de inkârcı olan babasıyla
konuşurken kullanmaktadır. Bu da baba olması hasebiyle
Hz. İbrahim’in ona olan sevgi ve saygısını ifade
ettiğini göstermektedir.

İbrahim (a.s.) ile babası arasındaki konuşma, ço-
cuk ile baba arasında olması gereken saygının sı-
nırını da göstermektedir. Zira babaya saygı ne ka-
dar önemli ise ona olan saygıda aşırıya gitmek de
o kadar tehlikelidir. İnsanlık tarihinde atalardan
tevarüs eden din ve geleneğe sorgulamaksızın
tabi olup, onları her türlü değerden üstün sayma
anlayışının varlığı, bilinen bir gerçektir. Nitekim
Hz. İbrahim’in kavmi de inançlarını gerekçelendi-
rirken, atalarına atıfta bulunmaktadırlar.
(Şuara, 74; Enbiya, 53.)

Hz. İbrahim, atalara kayıtsız şartsız itaat
edilen bir toplumda, söz ve davranışlarıyla baba-
ya saygıda dengeli tavrı göstermektedir. O, bu söz
ve davranışlarıyla âdeta şu ayeti tefsir etmektedir:

“Eğer, (anne-baban) hakkında hiçbir bilgi sahi-
bi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için se-
ninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dün-
yada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna
uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size
yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim.’’
(Lokman, 15.)

Hz. İbrahim, babasını, yumuşak, saygılı bir
üslupla Allah’a kulluğa davet etmesine karşın,
babası ona aynı üslupla, “oğlum’’ diye değil,
“İbrahim’’ diye ismiyle hitap etmekte, inancından
vazgeçmediği takdirde onu tehdit etmektedir.
Babanın tehdidi, taşlamak ve kötü söz söylemek
şeklinde anlaşılmışsa da, taşlama anlamının daha
açık olduğu ifade edilmektedir.

(el-Beğavi, Mealimu’t-Tenzil, V, 234;
eş-Şinkıti, Edvau’l-Beyan, Riyad, 1983, IV, 287.)

Baba ile çocuk arasında çeşitli ihtilafların ortaya
çıkması mümkündür. Hz. İbrahim, Allah’ın birliği gibi
temel bir konuda ortaya çıkan ihtilafta, üstelik ken-
disini öldürmekle tehdit eden babaya karşı tavrı-
nı, herhangi bir düşmanlık ifadesi kullanmaksı-
zın “Esen kal! Senin için Rabbimden af dileyece-
ğim. Şüphesiz O, beni nimetleriyle kuşatmıştır.’’
(Meryem, 47.) diyerek ifade etmektedir.

İbrahim peygamberin babası için olan hidayet ta-
lebini, Allah’a yakarışının bir parçası kıldığı anla-
şılmaktadır. O, bu yakarış içinde babasına şöyle
yer vermektedir:

“Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu
şaşıranlardandır.’’
(Şuara, 86.)

Hz. İbrahim babasına uzun süre dua etmiştir.
Peygamberliğinin ilk dönemlerinde verdiği bu
sözün gereği olarak o, Mescid-i Haram’ı inşa et-
mesinden ve oğlu İsmail ile İshak’ın hayata gel-
mesinden sonrasına kadar babasına dua etme-
ye devam etmiştir.
(İbnü Kesir, Tefsir, V, 236.)

Zira İbrahim suresinde yer alan ayetlerden anlaşıldı-
ğına göre, (İbrahim, 35-41.) onun babası için yaptı-
ğı şu dua, Hacer ve İsmail’i Kâbe’nin bulunduğu
yere yerleştirdikten, Kâbeyi inşa ettikten, İshak
doğduktan sonra yapılmış bir duadır:

“Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-
babamı ve inananları bağışla.’’
(İbrahim, 41.)

Kur’an’da, cehennemlik oldukları ortaya çıktık-
tan sonra müşrikler için istiğfar etmek yasaklan-
mıştır.
(Tevbe, 113-114.)

Bunun ortaya çıkması, ya küfür üzere öldüklerinin
malum olması, ya da öyle ölecekleri hakkında vahiy
nazil olmasıyla bilinebilir. “İbrahim peygamber
hayatta olduğu müddetçe ve iman eder ümidiyle
babasına dua etmiş, şirk üzere öldüğünde ve durumu
kesinleştiğinde dua etmeyi bırakmıştır.’’

(İbn Kesir, Tefsir, III,
290; Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, IV, 454.)

Öte yandan Hz. İbrahim kendisini ateşe atan, ül-
kesini terk etmek zorunda bırakan saldırgan inkârcılara
karşı net bir tavır takınmış, husumetlerine karşı onlara
muhabbet besleme zilletini göstermemiştir. Onun bu ör-
nekliği Kur’an’da şöyle ifade edilmiştir:

“İbrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda si-
zin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavim-
lerine, ‘Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınız-
dan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah’a
inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürek-
li bir düşmanlık ve nefret belirmiştir.’ demişlerdi.
Yalnız İbrahim’in, babasına, ‘Senin için mutlaka
bağışlama dileyeceğim. Fakat Allah’tan sana ge-
lecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez’
sözü başka.’’
(Mümtehıne, 4.)

Müfessirler tabiundan gelen rivayetlere dayana-
rak ayetin son bölümünü, yani “İbrahim’in, baba-
sına, ‘Senin için mutlaka bağışlama dileyeceğim.
Fakat Allah’tan sana gelecek herhangi bir şeyi ön-
lemeye gücüm yetmez.’ sözünü ayetin ilk cüm-
lesinden istisna etmektedirler. Buna göre ayet,
İbrahim’in babasına dua için söz vermesinde mü-
minler için örneklik olmadığını ifade etmekte-
dir. Ancak ayetin son cümlesini, “Biz sizden ve
Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız.’’ cümlesin-
den istisna etmek de mümkündür.
(İbn Atıyye, el-Muharraru’l-Veciz, V, 270.)

Bu durumda ayetin anlamı şöyle olmaktadır:
“Hani onlar kavimlerine, ‘Biz sizden ve Allah’ı
bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz.
Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim
aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir.’
İbrahim’in, babasına, ‘Senin için mutlaka bağışlama
dileyeceğim’ sözünden başka (aramızda bir bağ
kalmamıştır) demişlerdi.’’ İbrahim peygamber,
inkârcı babasıyla küfrü sebebiyle ilişkisini keserken,
babası olması sebebiyle küfür üzere öldüğü sabit
oluncaya kadar hidayeti için ona dua etmiştir.
Hz. İbrahim’in babasına dua etmek için söz ver-
mesi, tesadüfen söylenmiş bir söz olarak değer-
lendirilemez; zira kendisi bir peygamberdir. Öte
yandan bu söz muhatabın kimliğinden bağım-
sız olarak da değerlendirilemez; çünkü muhatap
herhangi bir insan değil, babasıdır. Hz. İbrahim’in
babasına verdiği bu sözün gereğini yerine getir-
mesi, sözüne olan vefasını gösterdiği gibi, babası-
na duyduğu vefasını da göstermektedir. Onun bu
konudaki tavrı, inkârcı ebeveyne karşı takınılma-
sı gereken dengeli tavrı ifade etmektedir.

Abdulkadir Erkut - Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97