Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 246. Sayı >> BİR AYET BİR YORUM >> En hayırlı azık

En hayırlı azık

“(Ey müminler! Ahiret için) azık hazırlayın. Bilin ki azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri! Öyleyse bana karşı gelmekten sakının.’’
(Bakara, 197.)

İçerisinde yaşadığımız sosyal ve kültürel şartlar, İslam kültürünü çok
yönlü olarak etkilemektedir. Bu etkilenmelerden biri de, Kur’an’ın cihat,
mücahit vb. kavramlar alanında meydana geldi. Söz konusu kavramlar
sadece anlam değişikliğine uğramadı, ne yazık ki, Kur’anî içeriklerinden
uzaklaşıp olumsuz çağrışımlar yüklendiler.

Şükür ki, ‘takva’ ve ‘muttaki’ kelimeleri, zikrettiğimiz kavramlara göre asli
muhtevalarını ve anlamlarını büyük ölçüde korumaktadır. Çünkü kulla-
nıldıklarında, ‘ideal bir dindarlık’ veya ‘ilahî buyrukları yerine getirme
konusunda hassasiyet sahibi insan’ akla gelmektedir. Ancak günümüzde
‘takva’nın deruni bir hal, içsel bir yöneliş olmaktan, şeklî yönü öne çıkan
bir boyut kazandığı veya böyle algılandığı da bir gerçektir.

‘Takva’ kelimesi, lügat manası itibarıyla bir şeyi ‘korumak’ anlamına ge-
len ‘v-k-y’ kökünden türemiştir. Yine aynı kökten türeyen ‘itteka’ keli-
mesi bir tehlikeden ve zarardan bir şey aracılığı ile ‘korunmak’, sakın-
mak, çekinmek ve korkmak anlamlarını içerir. ‘Muttaki’ de bu kelime-
nin ism-i failidir. Yani korunan, sakınan, çekinen, korkan anlamlarına
gelmektedir.

Mümin, Allah’ın buyruklarını çiğnemekten, günahlardan, cehennemin-
den sakınır ve çekinir. Yarın O’nun huzurunda vereceği hesaptan endişe
eder. Ancak O’nun korumasına girmeyi, O’na sığınmayı arzular. Merhum
Hamdi Yazır’ın da ifade ettiği gibi, en kapsamlı ve en güvenceli koru-
ma O’na aittir. Çünkü insanın koruması, geleceğe hâkim olamadığı gibi,
şimdiki zararları gidermek için de yeterli değildir. Bundan dolayı gerçek
korunma ancak Allah’ın korumasına girmekle gerçekleşebilir. Aslında
Rahman sıfatı dolayısıyla inanan-inanmayan herkes Allah’ın korumasın-
dadır. Fakat müminler, Allah’ın korumasına girmeyi arzular ve Rahîm sı-
fatı sebebiyle de buna mazhar olurlar.
(Bakara, 2’nin tefsiri)

Kur’an, daha ilk ayetlerinde, bir anlamda, muhatap kitlesini belirler ve
‘muttakilere’ bir hidayet rehberi olduğunu ifade eder.
(Bakara, 2.)

Takva şuuru kişiye bir bilgilenme ve aydınlanma imkânı verir. Kalbin
kapılarını ilahî çağrıyı almaya ve kabullenmeye müsait bir hale getirir.
Kalbi takvaya hazırlayan Kur’an’dır; Kur’an’ın çağrılarını almaya hazırlayan
da takvadır. Takva, kalbin ritminin Kur’an’ı almaya ve özümsemeye ayarlan-
masıdır.

Ebu Hüreyre’ye nispet edilen bir benzetmede takva şöyle anlatılır:

“Yolda yürürken dikenler görürsün; ya yolu değiştirirsin ya da dikene
dokunmadan geçmenin bir yolunu arar ve bulursun; işte takva da bu-
dur; hayatı Allah Teala’nın yasakladığı kötülüklere bulaşmadan yaşa-
maya çalışmaktır.’’

Muttaki, şehvet-şöhret, makam-mevki, para-pul
ihtiraslarının önüne serdiği dikenli yolda manevi
hayatını çizdirmeden yol alma çabasını sürdüren
kişidir. O, günahın tuzağına düşmeden, dalaletin
çamuruna bulaşmadan yaşama mücadelesi verir.
Gönlündeki takva meşalesinin inkâr ve isyan rüz-
gârıyla sönmesine fırsat vermemek için çırpınıp
durur. Takva, Allah’a karşı derin bir sorum-
luluk bilincine sahip olmamızdır.

Dindarlığımızın, Mevla’ya yapmamız gereken
kulluğumuzun zirvesidir. O, aslında kalbe ait,
görünmez, deruni bir yöneliştir; ancak yaptığı-
mız amellerin ‘olmazsa olmaz’ şartıdır. Dinî
hayatımızın temeli, Mevla ile olan rabıtamızın
esasıdır. Bütün hayatımızda yaptığımız amellerin
özünü o oluşturur ve hayatımız bu sayede değer
kazanır. Allah katındaki değerimiz de onunla ölçülür.

Yaşadığımız bu hayattan geriye kalacak ve Allah’a
varacak olan da takvamızdan başkası değildir.
Nitekim kurban bağlamında konu şu şekilde dile
getirilir: “Fakat unutmayın ki ne onların etleri,
ne de kanları asla Allah’a ulaşacak değildir.
Lakin O’na ulaşan tek şey, kalplerinizde
beslediğiniz takvadır.’’
(Hac, 37.)

Dinler tarihinin de ortaya koyduğu şekilde, za-
man içerisinde insanlar, dinî hayatlarını özden
yoksun, şeklî birtakım törenlere dönüştürürler.
İşte bu ayet, zahiri öne çıkaranlara, içsel derinlik-
ten nasibini alamayan ritüellere Kur’an’ın verdiği
bir cevaptır. İnsanlar çoğunlukla şeklî olarak bir
takım ibadetleri yerine getiriler ve böylece görev-
lerini yaptıklarını zannederler. Oysa bundan daha
zor olanı, yapılan ibadetle beraber içsel bir derin-
liğin yakalanması ve Allah’a karşı saygı şuurunun
artmasıdır.

Kur’an takvayı, Arapların günlük yaşantıları açı-
sından oldukça önemli olan ‘azık’ örneğiyle an-
latır. Günlerce süren bir çöl yolculuğuna ima-
da bulunur. Bu yolculukta iki şey çok önemlidir:

Bunlardan birisi güvenlik ise; diğeri de yanımıza
alacağımız yiyecek ve içecek maddeleridir. Eğer
yanımızda erzakımız yoksa uçsuz bucaksız çölün
bir yerinde aç susuz perişan olmamız işten bile
değildir. İşte çıkmış olduğumuz bu hayat yolculu-
ğunda da takva bu denli önemlidir.

Onsuz manevi hayatımızı sürdürmemiz mümkün değildir.
Nitekim ayet şöyle diyor: “(Ey müminler! Ahiret için)
azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvadır.
Ey akıl sahipleri! Öyleyse bana karşı gelmekten sakının.’’
(Bakara, 197.)

Nasıl ki beden aç bırakıldığı takdirde ölüm kaçınılmazsa,
manevi hayat da takva gıdasından mahrum olursa ölüme
mahkûm olur.

Yine Kur’an takvayı elbiseye benzetir. Şöyle ki, “Ey
Âdem’in evlatları! Bakın size edep yerlerinizi örte-
ceğiniz giysi, süsleneceğiniz elbise indirdik. Fakat
unutmayın ki en güzel elbise, takva elbisesidir.’’
(A’râf, 26.)

Elbise nasıl ki insanı sıcaktan, soğuktan korursa,
takva da dünyada manevi düşüş ve yok oluştan, ahi-
rette de hüsrana ve zarara, dolayısıyla mahcubiye-
te uğramaktan onu korur. Elbise nasıl ki yağmur-
da doluda, karda kışta bizleri sağanaktan, soğuk-
tan koruyorsa, takva elbisesi de mahşerin o kas-
vetli gününde yalnızlık ve mahcubiyetin donduru-
culuğundan bizleri koruyacaktır. Yine elbise, gü-
neşin yakıcı etkisinden bizleri nasıl muhafaza edi-
yorsa, takva elbisesi de inkârın, isyanın sebep ol-
duğu hem dünyanın hem de ahiretin ateşinden ve
yakıcılığından koruyacaktır.

Takva vurgusu Kur’an’da tekrar tekrar geçer; bu-
nun hikmetini anlamak zor değildir; çünkü insan
her an bir şuursuzluğa ve gaflete kapılma riski ile
karşı karşıyadır. İşte insan, bu duruma karşı uya-
nık olmaya, Rabb’ine karşı saygıda kusur etmeme-
ye çağırılmaktadır.

Kur’an, takva sahiplerinden bahsettiği her du-
rumda en güzel müjdelerini verir. Meselâ Talâk
sûresinin ilk sayfasında peş peşe gelen ayetler bu-
nun en etkileyici örnekleridir. Herhangi bir yo-
rum yapma gereği duymadan bunları meal ola-
rak veriyoruz: “Kim Allah’a karşı gelmekten sakı-
nırsa, Allah onu dert ve sıkıntıdan kurtarır. Onu
hiç ummadığı yerlerden rızıklandırır. Allah’a da-
yanıp güvenene Allah kâfidir. Allah buyruğunu el-
bette yerine getirir.’’
(Talâk, 2-3.)

“Kim Allah’ı sayıp O’na karşı gelmekten sakınırsa,
Allah onun işinde bir kolaylık verir.’’
(Talâk, 4.)

“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa Allah onun
günahlarını örter, mükâfatını bol bol verir.’’
(Talâk, 5.)

Doç. Dr. İbrahim Hilmi Karslı - Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97