Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 246. Sayı >> DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN >> Bir kez gönül yıktın ise…

Bir kez gönül yıktın ise…

Sıcak ağustos güneşi batmak üzere idi. Kuş
cıvıltısı arasında caminin bahçesinde ağaç-
ları suluyor, akşam vaktini bekliyordum.
Yorgun bir günün ardından çiftçiler tarladan
dönüyorlardı. Hayvanları otlatmaya götüren
evin küçükleri ise önlerine kattıkları sürüy-
le evlerine doğru gidiyorlardı. Uzaktan he-
yecanlı bir halde önündeki koyun sürüsünü
süratle yürüten Ferhat’ı gördüm. “Hayırdır
Ferhat! Acelen ne?’’ diye seslendim. “Hocam,
hocam, akşam ezanını okuma ben gelene ka-
dar.’’ diye nefes nefese bağırdı. Ferhat ilko-
kul 5. sınıf öğrencisi idi. Sürekli camiye geli-
yordu. Namaz surelerini öğrendiği gibi cami-
de bana müezzinlik bile yapıyordu. Hasretle
beklediği gün bugündü. Ezan okumak en
büyük hayali idi. Ezanı öğrenmişti, ama he-
yecandan dolayı henüz minarede okumaya
başlamamıştı. En son hatasız okuduğunu gö-
rünce bugün akşam için söz vermiştim, eğer
tarladan erken dönerse...

Sürüyü bırakır bırakmaz fırlayıp gelen
Ferhat, hızlıca abdestini alıp geldi yanıma.
“Okuyorum değil mi hocam’’ diye emin ol-
mak için sordu. Tabii ki, dedim. Minareye
yönelip kapısını açtıktan sonra mikrofunu
Ferhat’a uzattım. İlk defa okumanın da verdi-
ği heyecana rağmen hatasız bir şekilde eza-
nı okudu. Caminin kapısında ezanın bitme-
sini bekliyordum. Ezan bitmişti, yanına gi-
dip alnından öptüm, “Aferin Ferhat, çok gü-
zel okudun’’ dedim. Sevinmişti, gözlerinin içi
gülüyordu. Ses cihazını kapatıp minare kapı-
sını kapatıyordum ki, Yunus amcanın kızgın
sesini duydum. Daha dönüp ne oluyor diye-
cektim ki, haşin bir şekilde Ferhat’ın üzeri-
ne yürüyen Yunus amca, suratına tokatı ya-
pıştırmıştı bile. Bir yandan da söyleniyor-
du; “Küçük sabiye ezan mı okutulur, burası
oyun, eğlence yeri mi?’’

Yıkıldım, kalakaldım minare kapısında.
Aslında o tokat bana vurulmuştu, “çocukla-
ra’’ ezan okutmam Yunus amcayı rahatsız et-
mişti demek ki. Ağlayarak koşar adım giden
Ferhat’ın ardından bakakaldım. Ferhat göz-
leri çakmak çakmak, bir yandan ağlıyor bir
yandan da “Bir daha camiye gelmeyeceğiii-
im’’ diyordu. Bir ona, bir Yunus amcaya bak-
tım. Cevap vermedim Yunus amcaya, ısrarla
söylendi ama tek kelime etmedim. Çünkü bi-
liyordum ki cevap verdiğim anda bana aynı
kızgınlıkla cevap verecekti.

Başım önde camiye girdim. Siz buna sükutun
çığlığı deyin, ben içimin yangını diyeyim. Bir
yıldır emek verdiğim, müezzinliği öğrettiğim
Ferhat yoktu. Seyranî’nin dörtlüğü düştü ak-
lıma, biraz ferahladım:

“Kalbini geniş tut sıkma Seyranî,
Rızay-ı Barî’den çıkma Seyranî,
Gönül Beytullah’tır yıkma Seyranî,
Elinden gelirse inayet eyle’’

Müezzinliği Yunus amca yaptı. Tesbihattan sonra
eller semaya açıldı. El-Fatiha demeden önce
cemaate “Değerli cemaat, müsaade ederseniz Yunus
Emre’den bir beyit aktarmak istiyorum;

Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil’’

Namaz bitmişti, ama Yunus amca da bitmişti.
Kızmasını bekliyordum ama Yunus amca kızmadı.
Asıl gönlü kırık olan kendisi idi bu sefer.
Hatasını anlamış olmanın verdiği mahcubiyetle;
“Peki hocam ne yapmam lazım şimdi? Bir kere
yaptım böyle bir hata, nasıl oldu da o çocuğun
gönlünü kırdım’’ dedi.

“Yunus amca, yapman gereken bir şekilde gönlünü
kazanıp Ferhat’ı tekrar camiye getirmen’’ diye
cevap verdim. Birkaç gün boyunca Ferhat camiye
gelmedi. Yine bir akşam namazı vakti, Yunus amca
Ferhat’ın elinden tutarak sevinçli bir halde
camiye geldiler; “Hocam, Ferhat’tan özür diledim,
yanlış yaptığımı söyleyip gönlünü aldım.’’

Sen ne büyüksün Allah’ım, yetmiş yaşındaki Yunus
amca, on bir yaşındaki Ferhat’tan özür diliyordu.

* 2001 yılında Kayseri’nin Tomarza ilçesi Güzelsu kö-
yünde yaşadığım bir anıdır.

Abdulcelil Alpkıray



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97