Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 246. Sayı >> EDEBİYAT >> Cahit Zarifoğlu

Cahit Zarifoğlu

1960’lı yıllar... Cumhuriyet sonrası Türk edebi-
yatının kendini iyiden iyiye tamamladığı, çeşit-
li dergilerin etrafında toplanan gençlerin edebi-
yata adım adım dâhil oluşuna şahitlik eden güzel
zamanlar... “Yazar’’ sözcüğünün kıymetinin hâlâ
bilindiği -en azından yazın dünyamız adına- öz-
lenilesi yıllar... İşte Cahit Zarifoğlu da böyle za-
manlarda kalemini gezdirmeye başlar Türk ede-
biyatında...

Bir yaz sabahı babasının görevi gereği bulun-
dukları Ankara’da dünyaya gelir Abdurrahman
Cahit Zarifoğlu. Bir hukukçu olan babası Niyazi
Bey’in görev yerinin sıkça değişmesi sebebiyle
ailede sorunlar yaşanmaktadır. Nitekim sorunlar
zamanla büyür, anne ve babası boşanır. Niyazi
Bey’in ikinci bir evlilik yapması sonucunda an-
nesi ile kalır Zarifoğlu ve bir nevi babasız bü-
yür. İleriki yıllarda kişiliğinde de yer edecek olan
“yalnızlık’’ olgusu, bu olay sonrasında temelleri-
ni atmaya başlar çocuk aklında. Zor bir çocuk-
luk geçirir. Bir şiirinde: “Ne korkunç birikimdi
çocukluğum’’ dizesiyle itiraf edeceği kadar zor...

Kendini gerçekleştirebileceği bir ortam yoktur
evde. Yapmak istedikleri kısıtlanır zaman zaman,
bu yüzden evde tek kalacağı anları iple çeker. O
zamanlarını “Yaşamak’’ isimli eserinde şöyle an-
latır: “Evdekiler gidince radyoyu kurcalayıp kla-
sik batı müziği çalan bir yer arardım, rastlayınca
durur dinlerdim. Bu ne demek? Bir çocuğun kla-
sik müzik dinlemesi ne demek? Anlıyor değildim
elbet, bugün bile anladığımı söyleyemem. Ama
dinlerdim işte.’’

Aile hayatının çalkantısıyla eğitimi de sekteye uğ-
rar Zarifoğlu’nun, farklı farklı yerlerde tamamlar
öğrenimini. Siverek’te başladığı ilkokulu Maraş
ve Ankara’da tamamlar. Kızılcahamam’da başla-
dığı ortaokulu da Maraş’ta tamamlar. Hayatının
dönüm noktası sayılabilecek olan lise eğitimi-
ni yine Maraş’ta alır. Lisenin ilk yılında dâhil ol-
duğu arkadaş grubunu gelecekte edebiyat dün-
yasında birer isim olacak kişiler oluşturmakta-
dır. Rasim Özdenören, Alaaddin Özdenören ve
Erdem Beyazıt ile aynı sıraları paylaşır.

Sessiz ve içine kapanık bir gençtir Zarifoğlu. Bu
aşırı suskunluk zaman zaman yanlış anlaşılma-
lara da sebep olur. Kimi arkadaşlarının gözünde
duyarsız ve oldukça vurdumduymaz bir görün-
tü oluşturur sessiz hali. Yanlarında olduğu hal-
de sohbetlerine iştirak etmemesi bu yanlış fikrin
oluşmasında büyük bir etken olur. Arkadaşları
Zarifoğlu’nun durgun ve sürekli düşünen hali-
ni karşılayan bir lakap da bulurlar ona: “Aristo
Cahit.’’ Kendilerini dinlemediğini, umursamadığı-
nı düşünen bazı arkadaşları, o yıllarda yaşadıkla-
rı, paylaştıkları çoğu olaya Zarifoğlu’nun şiirlerin-
de ya da günlüklerinde rastlayınca şaşıracaklar-
dır. Zira Aristo Cahit neredeyse her duyduğunu,
her gördüğünü kaydeden müthiş bir gözlemcidir.

Yaşıtlarının aksine edebiyatla ziyadesiyle haşır
neşir olan bu arkadaş grubunun yazıp çizdikleri-
ni paylaşma olanağı okul dergileri olan “Hamle’’
ile doğar. Bu süreçte garip olan, o grubun içinde-
ki herkesin birbirinin şiire ya da öyküye adım atış
hikâyelerini aşağı yukarı bilirken; Zarifoğlu’nun
şiir yazmaya ne zaman ve nasıl başladığını hiçbiri
bilmez. Onlara göre: “O zaten şiir yazar veya şiir
yazmaz gibi yazardı.’’ Cahit Zarifoğlu’nun daha
sonra yazacaklarının haberini veren delikanlı-
lık şiirlerini okul dergisi için şiir verdiğinde fark
ederler.

O yıllarda başka ilgi alanları da vardır
Zarifoğlu’nun. Mektuplaştığı Enver isminde bir
teğmen vasıtasıyla bir planör kampına katılır
ve uçuş brövesi alır. O sıralarda odasının du-
varlarını da uçak resimleriyle donatır. Teğmen
Enver ve kamp komutanının talihsiz bir uçak
kazası sonucu ölmeleri uçuş sevdasını noktalar
Cahit Zarifoğlu’nun. O ölümlerin ardından duy-
duğu üzüntüyü anlatan bir yazı kaleme alır, o
yazı 1958 yılında “Türkkuşu’’ dergisinde yayım-
lanır. Sonraları harp okuluna gitmeye niyetlenen
Zarifoğlu’nun karşısına, muayene sırasında tespit
edilen göz ve kulak rahatsızlıkları çıkar.

Aynı senelerde bir diğer merakı da güreştir.
47-48 kilo civarında -güreş için hayli zayıf- ol-
masına rağmen Alaaddin Özdenören’le birlik-
te Maraş Güreş Kulübü’ne kaydolur. Birkaç defa
Zarifoğlu’na yenilen Özdenören o günleri şöyle
anlatır: “Cahit müthiş güreş tutuyordu. Sonra dik-
kat ettim, çok güzel teknikler, çok güzel oyunlar
biliyordu. Hatta kimsenin baş edemediği, güçlü
kuvvetli bir Halil’imiz vardı. Kendi aramızda bir
müsabaka var, eşleştik. Cahit’in payına Halil düş-
tü. Ben içimden diyorum ki, şimdi bu Halil Cahit’i
ezer. Birkaç dakika içinde Cahit Halil’i devirdi.
Çok ince bir tekniği vardı. Şiir gibi güreş tutardı.’’

Lisenin son yılında Rasim Özdenören’in mezun
olup İstanbul’a gidişiyle grupları dağılır. Alaaddin
Özdenören’in ve Cahit Zarifoğlu’nun iki dersten
kalmaları sonucunda mezuniyetleri uzar. O grup
içinde cebirden en iyi anlayan Zarifoğlu’dur, ta-
kıntısı olanlara ders verir. Fakat neticede bir yıl
edebiyattan, iki yıl da cebirden olmak üzere me-
zuniyeti üç yıl gecikir. Hocalarının ve çevresinin
tüm ısrarına rağmen kitap açmaz. Belki de “Ben
bu kadar cebir bileyim, ama sınıfta kalayım.’’ gibi
bir düşünce onun kitap açmamasına sebep olur.

Alaaddin Özdenören’in de kalan derslerini ve-
rip İstanbul’a gitmesiyle Zarifoğlu tümden yalnız
kalır. Maraş’ta kendi ruhunu doyuracak bir arka-
daşı kalmadığından katı bir yalnızlık dönemi ge-
çirir. Zarifoğlu’nun yazıları o sırada Maraş valisi
olan Orhan Akbay’ın dikkatini çeker ve Zarifoğlu
valinin yanında gazetecilik yapmaya başlar. Vali
ile birlikte köyleri ve kasabaları dolaşır. O dö-
nemde son imtihanına da Vali Bey tarafından biz-
zat götürülür. Mezun olduktan sonra da İstanbul
Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde
yüksek tahsile başlar.

Şiir çalışmalarına süratle devam eder Zarifoğlu o
yıllarda. Maraş’ta birlikte olduğu arkadaşlarıyla
bir araya gelmiştir ve yazdıklarını paylaşmak adı-
na “Açı’’ isminde bir dergi çıkarırlar. Ne yazık ki
“Açı’’, tek sayılık bir deneme olarak kalır. Bunun
üzerine şiir çalışmalarını “Yeni İstiklal’’ gazete-
sinde “Abdurrahman Cem’’ ismiyle yayımlama-
ya başlar.

Fakülte yılları yalnız edebiyat açısından değil,
Cahit Zarifoğlu’nun kendini bulması adına da bü-
yük önem taşır. Maraş’tan beri içinde bulunduğu
arkadaş grubunun çoğu zaman şaşkınlıkla kar-
şıladığı cesaret isteyen işlere kalkışır. Deniz yol-
culuğunu, enginde bulunmayı seven Zarifoğlu
sırf denizi yaşamak, bu sevginin hakkını vermek
için Suadiye’de deniz motoru kiralayan birinin
yanında bir yaz geçirir. Motorcunun kulübesin-
de yatar kalkar, bir yandan da motor kiralayan-
ları botla motora kadar götürür, gelenleri de kar-
şılayıp kıyıya getirir. Bu iş karşılığında para al-
maz, arkadaşlarının deyimiyle “bot tokluğuna’’
çalışır. O yıl denizin tadını doyasıya çıkarır ve o
çevreye mahsus arkadaşlıklar kurar. Uzun yıllar
görüşmeye devam etmelerine rağmen o insan-
lar Zarifoğlu’nun gerçek kimliğini bilmezler, onu
Cem ismiyle tanırlar. Alaaddin Özdenören o dö-
nemde aralarında geçen bir konuşmayı şöyle an-
latır: “Bir gün ‘Yahu, sen bu insanlarla nasıl olu-
yor da bir arada oluyorsun, bundan haz duyuyor-
sun? Seni tanımıyorlar bile...’ dedim. ‘Sizin o en-
tellektüel ortamınız bana sıkıntı veriyor. Ben o sı-
kıntıdan kaçıyorum, siz hep aynı şeyleri tekrar
ediyorsunuz. Onlarsa burada capcanlı yaşıyor-
lar.’ dedi’’

Üniversiteye devam ettiği yıllarda “Diriliş’’ der-
gisinde yazıları düzenli olarak yayınlanır.
Diriliş’in yanı sıra “Papirüs’’ ve “Soyut’’ gibi der-
gilerde de kendini gösterir. İlk kitabı olan “İşaret
Çocukları’’nı bu yıllarda taksitle bir matbaaya bas-
tırır. Aylık iki yüz elli lira olan öğrenci kredisi-
ni de matbaaya verir. Bu dönemi Yaşamak’ta şu satırlarla
anlatılır:

“Aybaşında bankadan parayı alırdım ve matbaaya kadar
zengin yürürdüm.’’ Gayretli birkaç dostu tarafından
bir kısmı satılır kitapların, bir kitapçı da % 50
tenzilatla yüz tane almayı kabul eder. Kalan kitapları
koyacak bir yer bulamadığından bir arkadaşının yakınına
teslim eder, aylar sonra kitapların teslim ettiği yerden
Cağaloğlu yokuşundaki bir kitapçıya düşmeye başladığını
fark eder. Elinde kalmadığı için kendisi de gidip oradan
satın alır ilk kitabını. Teslim ettiği yerde kalan
kitaplar aylarca arayıp sorulmadığından, o kış bıraktığı
yerde odun niyetine yakılır.

Edebiyat çevrelerinde az da olsa bir tanınmışlık
sağlamıştır artık. Almancasını geliştirmek adına
ikişer aylık sürelerle iki kez Almanya’ya gider, bu
süre zarfında cesaret gerektirecek bir iş daha ya-
par: Avrupa’yı otostopla gezer.

Üniversitenin ardından doktora yapmak ister, sı-
nava girer ve kazanır. Eğitimine başlar; fakat dok-
tora bursu bulamadığından aynı zamanda da ça-
lışmak zorunda kalır ve ikisini birlikte yürütemez,
eğitimi yarıda kalır.

Bunun üzerine askere gider, kıta hizmetini
Sarıkamış’ta ve Kıbrıs Harekâtı sırasında Kıbrıs’ta
tamamlar. Ödeyemediği öğrenci kredisi başına
dert açar askerdeyken. Babası ve kendine kefil
olan Maraşlı bir arkadaşı zor durumda kalır. İns
hikâyesinin de içinde bulunduğu bazı yazılar, he-
nüz tamamlanmadığı halde, Zarifoğlu’ndan ha-
bersiz, borcu ödemek için telif karşılığı yayımla-
nır. Duyduğunda çok üzülen Zarifoğlu’nun elin-
den bir şey gelmez. Askerden dönüşünün ar-
dından çeşitli kurumlarda tercümanlık yapar,
bir yandan da arkadaşlarıyla birlikte Mavera
Dergisi’ni çıkarmaya başlarlar.

Mavera dergisinin çıktığı zamanlar, Cahit
Zarifoğlu’nun şairliğinin doruğa ulaştığı yıllara
denk gelir. Orada yayımlanan şiirlerinin yanında
okur mektuplarını ve onlara verdiği cevapları da
yayımlamaya başlar Zarifoğlu. Bu mektuplaşmalar,
yeni yeni edebiyata koyulanlar için güzel bir
yol açar, bir nevi usta çırak ilişkisi içerisinde
yetişmeye başlarlar. İlerleyen yıllarda diğer şiir
kitapları yayımlanır, birkaç yıl sonra da masallarını
kitaplaştırır.

Uzun yıllar yavaş yavaş içine işleyen, sebebi bir
türlü anlaşılamayan ağrıları artmaya başlar Zarif-
oğlu’nun. Çok önemsemese de zaman zaman günlük
yaşamını sekteye uğratacak kadar ağırlaşır hastalığı
ve daha kırk yedi yaşındayken aramızdan ayrılır.

Cahit Zarifoğlu çevresince yeterince benimse-
nen bir şair değildir, çünkü çevresi çok daha baş-
ka önceliklere ayarlıdır. Daha başlangıçta anlaşıl-
maz şeyler yazan şair olarak damgalanmıştır za-
ten. Onun şiirini sorgulayanlara: “Anlaşılmaz bu-
lunuyordu da ondan müstağni kalınamayışın se-
bebi neydi?’’ diye soruyor Rasim Özdenören.

Zarifoğlu kimilerine göre anlaşılmaz, kimilerine
göre çeşitli akımların etkisinde kalmış, kimileri-
ne göre de kapalı bir kutu denecek bir şairdir.
İçinden geldiği gibi, yaşadığı gibi yazdığını, ifa-
delerinin çoğu yerde dolambaçlı oluşunun özen-
tili yazma hevesinden değil, nasıl yazması gereki-
yorsa onun hakkını verme kaygısından ileri geldi-
ğini o yaşarken çok az kişi fark etmiştir.

Cahit Zarifoğlu, bu dar kapsamlı yazı içerisinde
değinebildiğim kadarıyla kısa ömrünü edebiya-
ta böyle dâhil etmiştir. Yaşasaydı daha neler ya-
zacaktı kim bilir demekten kendimi alamadığım
bu ömrün en büyük derdi kendini anlatamamak-
tır belki de. Çok fazla dürüst ve cesaretli oluşu,
edebiyat adına çoğu yazarın, şairin itiraf edeme-
yeceklerini rahatça dile getirişi bile kendini anlat-
masına yetmemiştir kimi zaman...

“Bir okula mensup olmadım, ustam da olmadı.
Rilke’nin etkisinde kalmış olabilirim. Ama onu
hiç tanımadan zaten ovari yazıyormuşum, öyle
demişlerdi. Daha çok kendimin etkisinde kal-
dım. En çok okuduğum şair Cahit Zarifoğlu’dur.
Hani etkisinde kaldığım Rilke’den okuduğum şiir
sayısı da onu geçmez. Sistemli bir edebiyat oku-
yucusu olamadım. Edebiyattan sınıfta kalabilirim.
Yerli edebiyatı, hele edebiyat tarihini hiç bilmem.
Bunları bir gün itiraf edeceğimi biliyordum.’’

Evrim Ege



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97