Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 246. Sayı >> SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER >> İmtisâl-i câhidû fillâh olubdur niyyetüm Dîn-i İslâm‘un mücerred gayretidür gayretüm

İmtisâl-i câhidû fillâh olubdur niyyetüm Dîn-i İslâm‘un mücerred gayretidür gayretüm

İmtisâl-i câhidû fillâh olubdur niyyetüm Dîn-i İslâm‘un mücerred gayretidür gayretüm
Fatih Sultan Mehmed (Avnî)

(Niyetim, Allah için, küfürle savaşmanın misalini göstermektir. Gayretim, sadece
İslam dininin yücelmesi içindir.)

Bizans, kendi halkına zulmediyordu.
Halk, bu zulümden kurtuluşun reçetesini
Osmanlı’da, Fatih’te gördüğü için “İstanbul
sokaklarında kardinal şapkası görmekten-
se, Türk sarığı görmeyi tercih ederiz.’’ diyordu.
Sultan Mehmet ise genç, fakat Molla Güranîlerin,
Akşemseddinlerin ellerinde pişmiş bir padişahtı.
Mazlum Bizanslıların feryatlarını cevapsız bırakma
niyetinde değildi. Üstelik İstanbul’un Müslüman
olma zamanı çoktan gelmiş, çağ ise ihtiyarlamıştı.

Çağ kapatıp çağ açan ve İstanbul’u fethetmek-
le Hz. Muhammed (s.a.s.)’in “Letüftehanne’l-
Kostantiniyyete. Fele ni’mel-emiru emiruha vele
ni’mel-ceyşu zalike’l-ceyş’’ (İstanbul elbette fethe-
dilecektir, onu fetheden kumandan ne güzel ku-
mandan, onun askeri ne güzel askerdir.) Hadis-i
şeriflerine mazhar olan Fatih Sultan Mehmet, ço-
cuk yaştan itibaren kuvvetli bir ilim tahsili gör-
müştür. Onun yetişmesinde babası Sultan 2. Murat
Han’ın büyük çabaları etkili oldu. Sultan Murat,
sarayının kapısını âlim ve şairlere açmış; Fatih de
onların feyizleriyle farklı ve manevi bir atmosfe-
rin içinde büyümüştür. Padişah olduktan sonra da
Sultan Mehmet Han, gerek yerli, gerekse yaban-
cı ilim adamlarına, sanatkârlara iltifatlarda bulun-
muş, onlardan hak ettikleri desteği hiçbir zaman
esirgememiştir.

Kudretli ve kuvvetli bir padişah, üstün niteliklerle
donanmış bir kumandan olmasının yanında hassas
bir ruh yapısına sahip olduğu bilinen Fatih, Avnî
mahlasıyla az fakat adından söz ettirecek kadar
şiir yazmış; Osmanlı padişahları arasında ilk defa
bir divan sahibi olma özelliğini de o kazanmıştır.
Fatih’in divanı Ali Emirî Efendi tarafından bulun-
muş ve Fatih Millet Kütüphanesine bağışlanmıştır.

Sultan olmasaydı daha kuvvetli bir şair olabile-
ceği tahmin edilen Fatih Sultan Mehmed’in bili-
nen/bulunan çoğunluğu gazel olmak üzere, çeşit-
li nazım şekilleriyle yazılmış yetmiş küsur şiiri var-
dır. Şiirlerinde İstanbul’u fetheden bir sultan eda-
sını bulmak mümkün değil. Genellikle bir kısmı
tasavvufî özellikler taşıyan rindane gazellerle aşk-
tan, sevgiden bahseden gazeller yazmıştır. Onun
bu durumunu Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu “Bir ba-
kıma bu hususun, onun şahsiyetine uygun oldu-
ğu da söylenebilir. Zira o, maddi zevk ve safaya
bigâne olan, hizmetlerini manevi bir vazife telakki
eden bir hükümdardı. Umumiyetle aşktan, sevgili-
den bahsetmesini, başka bir âlemi terennüm ede-
rek bir dinlenme ve yaşanılan hayatın yorucu meş-
galelerinden uzaklaşmak ihtiyacına, bir nevi ma-
nevi bir hicret duygusuna bağlayabiliriz.’’ şeklinde
yorumlamaktadır.
(Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu, Eski Türk
Edebiyatı Araştırmaları, İst. 1998. s. 182.)

Avnî’nin şiirlerinde kahramanca, sultanca ve otori-
ter ifadelerin olmayışı, aslında onun hassas yapısını
ortaya koymaktadır. Zira o, devlet yönetiminde ve
cenk meydanında güçlü bir padişah ve asker; fakat
insan ve kul olarak mütevazı bir yapıya sahip olma
terbiyesini almıştır.

Fatih’in şiirlerini incelerken bir tasnif gereği duya-
cak olsak, bu tasnifin önemli bir bölümünü aşkın
insan üzerindeki yoğunluğu teşkil edecektir.

Avnî, şiirlerinde cihana hükmeden bir padişahtan
ziyade, kalabalıklar içinde yalnızlığı yaşayan bir
garip âşıktır. Öyle ki derdini açabileceği hiçbir sa-
mimi dostu yoktur; üstelik sevgiliye olan aşkından
dolayı da düşmanları çoğalmıştır.

Aşk içinde kimi yâr idem kime hâlüm diyem
Düşmen oldular senünçün dostum âlem bana
Âşık, ölümden korkmaz.

Nasıl ki Yunus “Ölen hayvan imiş / Âşıklar öl-
mez’’ hükmünde karar kılmışsa, Avnî de hakiki
manada ölümü âşık için korkulacak bir durum
olarak görmez. Âşıka dünyayı ve canını terk ey-
lemek kolaydır; ama canandan ayrılış zordur.

Âşıka dünyâ vü can terk eylemek âsân olur
Lîk cânân terkini itmek gelüpdür câna güç

Fatih, padişah ya da İstanbul’u fetheden güzel
bir kumandan olmasaydı bile, güzel söyleyişle-
ri, taze buluşları ile Divan edebiyatımızın seç-
kin şairleri arasında yer alması mümkün ola-
bilirdi.

İmtisâl-i câhidû fillâh olubdur niyyetüm
Dîn-i İslâm’un mücerred gayretidür gayretüm

Fatih Sultan Mehmed’e ait olduğu sanılan bu
beyitte kudretli bir mümin-sultan edası hemen
göze çarpmaktadır. Ceddimizin bütün seferle-
ri nizam-ı âlem için yapılmıştır. Onlar hiçbir za-
man bir milleti aciz bırakma, başkalarının top-
raklarına el koyma ve halkını sömürme gibi bir
gaye ile hareket etmemişlerdir. Bu hususta as-
lında sözden ziyade tarihe bakmak kâfidir; an-
cak tarihe de inanmayanlar olacağı muhakkak.

Necip Fazıl Kısakürek’le ilgili bir hatıra anlatılır.
Bu hatıra belki bizim sayfalarca yazacağımız ya-
zıdan daha etkilidir:

Bir konferansta Fransız bir genç Necip Fazıl’a:
“Osmanlı emperyalist değil miydi?’’’ şeklinde
bir soru yöneltir. Necip Fazıl ise ona çok net
bir cevap verir: “Eğer Osmanlı emperyalist ol-
saydı şu anda bu soruyu Fransızca değil Türkçe
sorardın.’’

Doğrusu da budur. Osmanlı devleti gittiği, fet-
hettiği yerlerdeki insanları dinlerinde, dillerin-
de serbest bırakmakla kalmamış onların ibadet-
lerini rahatlıkla yapabilmeleri için de Türk vali-
leri görevli kılmış, emniyet ve teminatları biz-
zat Türkler tarafından üstlenilmişti. Bosna’nın
fethinden sonra bugün aslı Bosna’da, Foynica
kentindeki Fransisken Kilisesi’nin duvarında
asılı bulunan 1478 tarihli belgede (Günümüz
Türkçesiyle) şöyle diyor Sultan Fatih:

“Ben Fatih Sultan Mehmet Han, bütün dünya-
ya ilan ediyorum ki, kendilerine bu ferman-ı
hümayunum Bosnalı ruhbanlarına ve kiliseleri-
ne ve her din ve milletten herkes himayem al-
tındadır. Onlara kimse mani ve zararlı olmasın.

İstedikleri gibi, memleketimde hür ve müref-
feh yaşasın ve gezsinler ve kiliselerine yerleş-
sinler. Ne hazretimden, ne vezirlerimden ve re-
ayalarımdan ve cümle memleketim halkından
kimseler bu insanlara dokunmayıp onları in-
citmesinler. Kendilerine ve mallarına ve canla-
rına ve kiliselerine ve dahi yabancı memleket-
lerden gelen insanlar da aynı haklara sahip ola-
lar. Yemin ediyorum ki, yeri ve göğü yaratan
Allah hakkı için ve peygamberimiz hakkı için
(Muhammed Mustafa s.a.s.) ve yedi Mushaf
hakkı için ve ulu peygamberler hakkı için ve
yüz yirmi dört bin peygamber hakkı için ve ku-
şandığım kılıç hakkı için, emrime uyarak bana
itaat ettikleri müddetçe bu fermana muhalefet
edilmeyecektir. Şöyle biline…’’

Fatih, Ayasofya’ya girdiğinde de korkularından
yerlere uzanarak ağlayan Bizanslılara, susmala-
rını işaret ederek, patriğe hitaben şöyle diyor-
du: “Ayağa kalk, ben Sultan Mehmet sana, ar-
kadaşlarına ve bütün halka söylüyorum ki; bu
günden itibaren artık ne hayatınız ne de hür-
riyetiniz hususunda benim gazabımdan kork-
mayınız.’’ Sonra ordu kumandanlarına döne-
rek halka hiçbir fenalık yapılmaması için askere
tembih edilmesini ve bunun için gereken ted-
birlerin alınmasını emretti.

Sultan Fatih/Şair Avnî, İslam ahlakının ve ter-
biyesinin gereği ne ise öyle bir siyaset izle-
miş, düşmanların bile takdirini kazanmıştır.
Şüphesiz ki onun bu karakterini şekillendiren
mefhum, mensup olduğu dinin güzelliğidir.

Zaten o da bu güzel beytinde, niyetinin sadece
Allah rızası için, küfürle, kötülükle, karanlıkla
savaşmak ve bütün gayretinin de sadece İslam
dininin yücelmesi olduğunu söylüyordu.

Vedat Ali Tok



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97