Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 246. Sayı >> PORTRE >> Müminlerin annesi Hz. Cüveyriye (r.anha)

Müminlerin annesi Hz. Cüveyriye (r.anha)

Cüveyriye (r.anha) ile evlenmekle Hz. Peygamber (s.a.s.), çok
zekice planlanmış diplomatik bir deha örneği vermiştir. Zira o
dönemde, Araplar arasında akrabalık bağları çok güçlüydü. Bu
sebeple Hz. Peygamber (s.a.s.), 58 yaşlarında bulunmasına
rağmen böyle bir evliliği gerçekleştirme zarureti duymuştu.

Asıl adı Berre olan Cüveyriye (r.anha) miladi 607 yılın-
da Huzâa kabilesinin Benî Müstalik kolunun reisi Hâris
b. Ebu Dırar’ın kızı olarak dünyaya geldi. Hicretin 5.
yılında (M. 626-27) Hz. Peygamber’le (s.a.s.) evlenme-
den önce amcasının oğlu Müsafi’ b. Safvan ile evliydi.

(İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, I-VIII, Beyrut ts.
(Dâru Sâdır),VIII, 116; İbn Abdilberr, el-İstîâb
fî Ma’rifeti’l-Ashâb, I-VI, Kahire ts, (Dâru Nehdati
Mısr), IV, 1804.)

Cüveyriye (r.anha)’nin Hz. Peygamber’le (s.a.s.) evliliğine
sebep olan hadiseler zinciri siyer kitaplarında şu şekilde
zikredilir:

Hz. Peygamber (s.a.s.) Hendek savaşıyla birlikte Mekke‘den
gelen büyük Kureyş ordusunu geri püskürttükten ve
Medine’de kalan son Yahudi kabile Benî Kureyza’yı et-
kisiz hale getirdikten sonra Medine civarındaki düşman
Araplarla ilgilenme fırsatı bulmuştu. Diğer taraftan bölge-
deki müşrik Araplar da, Müslümanların rakiplerini sırasıy-
la mağlup ettiklerini görerek, aynı akıbetin kendileri için
de gerçekleşeceğinin endişesini taşıyorlardı. Bunun için
Medine üzerine ani bir baskın tertip etmeyi planladılar.
Benî Müstalik kabilesi reisi Hâris b. Ebu Dırar kendi kabile-
si ve çevrede yaşayan diğer müşrik Arap boylarını bir araya
getirerek, bunları Medine üzerine saldırıya hazırladı.

(Vâkıdî, Kitabu’l-Meğâzî, (thk. Marsden Jones), I-III,
Beyrut 1984, I, 404-405.)

Benî Müstalik Kabilesi’nin, başkanları Hâris b. Ebi Dırar
komutasında Müslümanlarla savaşmak üzere asker topladı-
ğına dair haberleri Medine’ye ulaştı. Bu haberlerin gerçek
olup olmadığının araştırılması için Allah’ın elçisi (s.a.s.),
Beni Eslem Kabilesi’nden Büreyde b. Hüsayb’ı görevlen-
dirdi. Büreyde de gidip bizzat Hâris ile görüşmeler yap-
tıktan sonra haberin doğru olduğunu Rasulüllah (s.a.s.)’a
haber verdi. Hz. Peygamber (s.a.s.), Medine’de Zeyd b. Hârise
(r.a.)’yi (Bazı kaynaklarda Ebu Zer el-Ğıfârî) vekil olarak
bırakarak hicretin 5. Yılı Şaban-Ramazan’da (Ocak-Şubat 627)
tarihinde bu kabile ve müttefikleri üzerine yaklaşık 700
kişiden oluşan bir orduyla harekete geçti. Bu seferde
müminlerin anneleri Hz. Aişe (r.anha) ile Hz. Ümmü Seleme
(r.anha) de Allah Rasulü (s.a.s.) ile birlikteydiler.

Müslümanların, Medine’den hareket ettiklerine dair haberler
gelince Hâris b. Ebi Dırar’ın etrafında toplanmış bulunan
kalabalıktan büyük bir kısmı dağılmaya başladı. Öyle ki,
onun yanında sadece kendi kabile mensupları kaldılar.

Hz. Peygamber (s.a.s.) Benî Müstalik topluluğunu Müreysi’
Suyu’nun başında ansızın yakaladı. Çarpışmalar başlamadan
önce Benî Müstalik, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in emriyle Hz.
Ömer (r.a.) tarafından teklif edilen İslamiyeti kabul
etmeyince savaş hazırlıklarına başlandı. Rasul-i Ekrem
(s.a.s.), ordusunu savaş düzenine getirdi. Muhacirlerin
sancağı Hz. Ebu Bekir (r.a.), Ensar’ın sancağı da Sa’d b.
Ubade (r.a.)’ye verildi. Muhatapların İslam’ı kabul
etmemekte direnmeleri üzerine savaş başladı. Benî Müstalik,
Müslümanlar karşısında tutunamadı. Çarpışmalar esnasında
onlardan yirmi kişi öldürüldü. Müslümanlardan da sadece
bir kayıp verildi.

(Buhârî, Meğâzî 32; Vâkıdî, Meğâzî, I,
405-408; İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye,
(thk. Mustafa es-Sakkâ-İbrahim el-Ebyârî-Abdülhâfız
Şelebî), I-IV, Beyrut ts., III, 302; İbn Sa’d, II,
63-64; Belâzürî, Ensâbü’l-Eşrâf, I, (thk. Muhammed
Hamidullah), Jerusalem, 1963, I, 343.)

Müreysi savaşı neticesinde Müslümanlar çok bü-
yük ganimet ele geçirmişlerdi ki, bu onlar için
şimdiye kadar kazanılan en büyük savaş ganime-
tiydi. Ayrıca 700 kişi de çarpışmalar sonucunda
Müslümanların eline esir düşmüştü. Esirler ara-
sından bulunan ve kocası bu savaşta ölen henüz
yirmi yaşında olan kabile reisinin kızı Cüveyriye
(r.anha), ashaptan Sabit b. Kays b. Şemmas
(r.a.)’ın veya amcazadesinin hissesine düşmüştü.
Esaretten kurtulmak için ödeyeceği fidye miktarı-
nı Sabit b. Kays (r.a.) ile belirledikten sonra Hz.
Peygamber (s.a.s.)’in yanına gitti ve kendisini ta-
nıtarak fidyesinin ödenmesi hususunda yardımcı
olmasını talep etti:

“Ey Allah’ın elçisi: Ben kavmimin efendisi ve ulusu
Hâris b. Ebi Dırar’ın kızıyım. Senin için gizli
olmayan esirlik belası gelip bana da çattı. Ben,
Sabit b. Kays’ın hissesine düştüm. Kendimi azat
ettirmek için onunla anlaşmış bulunuyorum. Kendimi
kurtarmak için ödemek zorunda olduğum fidye-i necat
(kurtuluş akçası) için senden yardım istemeye geldim.’’
dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) derhal onun için bir çare
bulunması icap ettiğini anladı. Zira sadece o değil,
onunla birlikte esir alınmış birçok kadın daha vardı.
Hem onların kurtulması, hem de İslam’ın yayılması
için bir şeyler yapmak gerekiyordu. Ashabını çok iyi
tanıyan Hz. Peygamber (s.a.s.), onlara bir şey söyle-
medi. Çünkü yapacağı iş, onların da kendisi gibi
davranmalarına sebep olacaktı. Bunu çok iyi bi-
len Allah’ın elçisi muhatabına:

“Senin için bundan daha hayırlı olan yok mu-
dur?’’ diye sordu. Beklemediği bir soru ile karşıla-
şan Cüveyriye (r.anha): “O nedir? Ey Allah’ın el-
çisi’’ deyince, Hz. Peygamber (s.a.s.): “Senin kur-
tuluş akçanı ben ödeyeyim ve bundan sonra da
seninle evleneyim’’ dedi. Bu cevap, Cüveyriye
(r.anha)’yi heyecanlandırmıştı. Bu teklif, kendi-
sini yine yüksek bir konuma getirmekle kalmı-
yor, aynı zamanda onu, Allah elçisinin zevcele-
ri arasına da katıyordu. Bu sebeple kendisine ya-
pılan teklifi kabul etti. Bu cevaptan sonra Hz.
Peygamber (s.a.s.), Cüveyriye (r.anha) ile evlen-
di. Cüveyriye (r.anha) bu şekilde, müminlerin an-
neleri arasına dahil oldu.

(Vâkıdî, Meğâzî, 408-411; İbn Hişâm, es-Sîre,
IV, 295; İbn Sa’d, II, 64, VIII, 116-117; Belâzürî,
I, 343; İbn Abdilberr, IV, 1408.)

Rasul-i Ekrem (s.a.s.) ile Cüveyriye (r.anha)
validemizin evliliği hususunda İbn Hişam’da başka
bir rivayet daha bulunmaktadır: “Hz. Peygamber
(s.a.s.), Benî Müstalik gazvesinden, yanın-
da Cüveyriye binti Hâris (r.anha) olduğu hal-
de döndü. Onu (Cüveyriye’yi) koruyup muhafaza
etmek üzere Ensar’dan bir şahsa teslim etti.

Rasulüllah (s.a.s.), Medine’ye döndüğünde
Cüveyriye (r.anha)’nin babası Hâris b. Ebi
Dırar, kızını kurtarmak için Rasulüllah (s.a.s.)’ın
yanına geldi. Kurtuluş akçesi olarak da yanın-
da develer getirmişti. Yolda gelirken, Akik deni-
len yere vardığında kurtuluş akçesi olarak getir-
diği develerine baktı. Gönlü bunlardan iki tane-
sini çekti ve onları vermek istemedi. Hoşuna gi-
den o iki deveyi Akik vadilerinden birinde giz-
ledi. Sonra da Hz. Peygamber (s.a.s.)’e geldi ve:

“Ya Muhammed, kızım esir alındı, bunlar onun
kurtulması için getirdiğim fidyedir.’’ dedi. Bunun
üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.): “Akik’te gizle-
diğin o iki deve nerede?’’ diye sordu. Bunu du-
yan Hâris: “Allah’tan başka hiçbir ilah olma-
dığına ve senin onun elçisi olduğuna şehadet
ederim. Allah’a yemin ederim ki, bu olaydan,
Allah’tan başka kimsenin haberi yoktur.’’ diyerek
Müslüman olmaya karar verdi. Onun İslamiyeti
kabul etmesi üzerine yanında bulunan iki oğlu
ile kabilenin diğer ileri gelenleri de Müslüman
oldular. Hâris, daha sonra o iki deveyi bulun-
dukları yerden getirtip Rasulüllah (s.a.s.)’a ver-
di. Cüveyriye (r.anha) de bunun üzerine babası
Hâris’e teslim edildi. Rasulüllah (s.a.s.), daha son-
ra da onu babasından istedi. Babası onu dört yüz
dirhem mehir ile Rasulüllah (s.a.s.) ile evlendir-
meye karar verdi.’’
(İbn Hişam, III, 308.)

Bu evlilik, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Benî Müstalik
kabilesiyle akraba olması sonucunu getirdiği
için, ashabın büyük çoğunluğu ellerinde bulu-
nan esirleri serbest bıraktılar. Bu uygulamayı gö-
ren Müstalikoğulları, toplu bir şekilde Müslüman
olduklarını ilan ettiler. Böylece Müslümanları yok
etmek amacıyla harekete geçen bu müşrik Arap
kabilesi, savaştan kısa süre sonra Müslümanlar
arasına katılmış oldu. Bu gelişmede Allah Rasulü
(s.a.s.)’nün, Cüveyriye (r.anha) ile gerçekleş-
tirdiği evliliğin rolü şüphesiz çok büyüktür.
Dolayısıyla Benî Müstalik gazvesi hem maddi,
hem de manevi açıdan Müslümanlar için çok se-
mereli bir askerî harekât olmuştur.

(Vâkıdî, I, 411-413; İbn Hişâm, es-Sîre, III,
306-308; İbn Sa’d, II, 64.)

Müminlerin annesi Hz. Aişe (r.anha) tarafından
“Kavmi için kendisinden daha hayırlı ve bereket-
li bir kadın bulunmayan kişi’’ olarak tavsif edi-
len (İbn Abdilberr, IV, 1805.) Cüveyriye (r.anha)
ile evlenmekle Hz. Peygamber (s.a.s.), çok zekice
planlanmış diplomatik bir deha örneği vermiştir.

Zira o dönemde, Araplar arasında akrabalık bağ-
ları çok güçlüydü. Bu sebeple Hz. Peygamber
(s.a.s.), 58 yaşlarında bulunmasına rağmen böy-
le bir evliliği gerçekleştirme zarureti duymuştu.
Cinsî bir cazibenin etkisinde kalmadan gerçek-
leştirilen bu evlilikle, birçok insan esir ve köle
olmaktan kurtulduğu gibi, büyük bir kabilenin de
bütünüyle Müslüman olmasına sebep olmuştu.

Hz. Peygamber (s.a.s.)’in yaptığı bu evlilik, on-
larla bir akrabalık bağı kurmak ve esir alınan in-
sanları kurtarmak içindi. Müstalikoğulları’nın da
bunun farkına vararak evlilikten sonra İslamiyet’i
kabul etmeleri bunu açıkça göstermektedir.

Hz. Cüveyriye (r.anha)’nin Müslüman olmadan
önceki adı “saliha, hayırlı kadın’’ anlamında Berre
idi. Böyle adlar almayı insanın kendi kendini te-
mize çıkarması olarak değerlendiren ve bunu
hoş karşılamayan Hz. Peygamber (s.a.s.) ona
“küçük kız’’ anlamında Cüveyriye adını verdi.
(İbn Sa’d, VIII, 118-119; İbn Abdilberr, IV, 1805.)

Hz. Âişe (r.anha)’nin belirttiğine göre Cüveyriye
(r.anha) ibadete çok düşkün çokça namaz kılan, Allah’ı
tespih eden ve oruç tutan bir kimse idi. Bu sebeple
bazen Hz. Peygamber (s.a.s.), onun tutmuş olduğu nafile
oruçlarına müdahale eder ve orucunu bozmasını söylerdi.
(Müslim, Zikr ve Dua 19; İbn Mâce, Edeb 56.)

Cüveyriye (r.anha), Hz. Peygamber (s.a.s.)’den
yedi hadis rivayet etmiştir. Bunlardan biri
Sahih-i Buhari’de, biri de Sahih-i Müslim’dedir.
Kendisinden de İbn Abbas, Câbir b. Abdullah,
İbn Ömer ve Mücahid b. Cebr gibi sahabi ve tabi-
iler hadis rivayetinde bulunmuşlardır.

Cüveyriye (r.anha) validemizin vefat tarihi ile il-
gili iki farklı görüş bulunmaktadır. Bunlardan
biri, Abdullah b. Ebu’l-Ebyad’dan gelen rivayet-
tir ki, buna göre Hz. Peygamber (s.a.s.)’in zev-
cesi Hz. Cüveyriye (r.anha), hicretin 56. sene-
sinin Rebiülevvel ayında vefat etmiştir. Bu du-
rumda onun yetmiş yaşlarında olması gerekir.
Medine’de vefat eden Hz. Cüveyriye (r.anha)’nin
cenazesini o zaman Emevilerin Medine valisi
Mervan b. Hakem kıldırmıştır.

(Zübeyr b. Bekkâr, el-Müntehab (nşr. Sükeyne eş-Şihâbî).
Beyrut 1403/1983, s. 45-46.)

Bu husustaki ikinci rivayete göre ise o, yine
Medine’de hicretin 50. yılında vefat etmiştir. Bu
rivayete göre vefat ettiği zaman altmış beş yaş-
larında idi. Bu rivayette, onun Hz. Peygamber’le
(s.a.s.) evlendiği zaman 20 yaşında olduğu da
belirtilmektedir.

(İbn Sa’d, VIII, 120; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-
Ğâbe, (thk. Muhammed İbrahim-Muhammed Ahmed Aşûr),
I-VII, ? 1970 (Kitabü’ş-Şi’b), VII, 56-58; İbn Hacer,
el-İsâbe, I-VI, Mısır 1328, IV,265-266. Ayrıca bk. Kazıcı,
Ziya, Hz. Muhammed’in Aile Hayatı ve Eşleri, İstanbul 2003,
s. 266-279; Savaş, Rıza, “Cüveyriye’’, DİA, VIII, 146.)

Doç. Dr. Âdem Apak - Uludağ Üniv. İlahiyat Fak.



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97