Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 247. Sayı >> BAŞYAZI >> Dünyayı imar etmek

Dünyayı imar etmek

Kerim Kitabımızda insanoğlunun yaratılış gayesini,
hayatın nihai anlamını açıkça ifade eden pek çok
ayet vardır. Bunlardan birisi bütün insanlığı birlikte
ilgilendirir: “O sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı
ve sizden yeryüzünü imar etmenizi istedi.”
(Hud, 61.)

Bu ayet başta Ragıp el-İsfahani olmak üzere pek çok
İslam bilgini tarafından müstakil eserlerde ele alın-
mış, bilhassa Farabi ve İbn-i Haldun gibi filozoflara
ilham kaynağı olmuştur.

İnsanoğluna dünya hayatında bahşedilen zaman di-
limine “ömür” denilmiştir. Ömür, imar ile aynı kök-
ten gelir. İmar ile geçmeyen ömür, ömür değildir.
İmar ile geçmeyen ömür mamur olamaz. Resul-i
Ekrem’in buyurduğuna göre, kıyamet gününde in-
sanın sorguya çekilmeden yerinden kımıldamaya-
cağı hususların başında, gençliğini nerede çürüttün,
gelir. Kişiye “ömrünü nerede/ne yaparak geçirdin”
diye sorulacaktır. Farabi’nin “Erdemliler Şehri”/el-
Medinetü’l-Fadıla’daki ifadesine göre her fert mimar-
dır. Dolayısıyla her ferdin imar etmek, mimar olmak,
mamur etmek gibi bir sorumluluğu vardır. Ancak
gönüller imar edilmeden, yürekler tamir edilmeden,
beldeler, şehirler, şehirler imar edilmeden de yeryü-
zü imar edilemez. İbn Haldun’un “Umran” adını ver-
diği medeniyet tasavvuru, insanın ve kâinatın birlikte
imar edilmesini öngörür. Ona göre insanlığın yeryü-
zünde bir umranı gerçekleştirmek gibi bir sorumlu-
luğu vardır. İnsanlar yeryüzünü talan etmeye değil,
imar etmeye gelmiştir.

Bugün yeryüzünü imar etmek için varlığa karşı mü-
tevazı olmak ve yaratılan her şeyin bize bir emanet
olduğunu unutmamak, hulkumuzun yani ahlakımı-
zın, halkımıza yani yaratılışımıza uygun olması ge-
rekir. Yüce Rabbimizin, doymak bilmeyen tutku ve
ihtiraslarımız için değil, insani ihtiyaçlarımızı karşıla-
mak için bize nimet bahşettiğini göz önünde bulun-
durmamız gerekir.

Oysa bugün yeryüzü aşırı gösterişçi, çılgınca bir
tüketimin körüklediği bir talan ile karşı karşıyadır.
Yeryüzünü hoyratça tüketiyoruz. Sadece suları, göl-
leri, nehirleri, bağları bahçeleri değil, sevgiyi, dost-
luğu, güveni, komşuluğu kısaca bizi biz yapan de-
ğerleri de tüketiyoruz. Sınırsız arzu ve ihtiraslarla sa-
dece zamanımızı, enerjimizi, bilgimizi, birikimimizi
değil, kendimizi, ömrümüzü de tüketiyoruz. Sadece
kendi yaşadığımız dünyayı değil, bizden sonra gele-
cek olan nesillerin dünyalarını, umutlarını da tüketi-
yoruz. Üstelik tükenişimizi hızlandıran bu tüketimi,
sektörel örgütlerle, reklam ve propagandanın bütün
çeşitleriyle teşvik ediyoruz.

Unuttuğumuz bir gerçek var ki, Yüce Rabbimiz doy-
mak bilmeyen tutku ve ihtiraslarımıza yetecek kadar
değil, insani ihtiyaçlarımıza kafi gelecek kadar nimet
bahşetmiştir. Tüketmek için tüketmekten, bizi tüke-
ten tüketimden vazgeçmeli, yeryüzünü bize musah-
har edene musahhar olmalıyız. Üzerinde yaşadığı-
mız tabiatın hukukunu da savunmalıyız.

Hepimizin ciddi bir tüketim ahlakına ihtiyacı var.
Ancak bunun da yeterli olmayacağı bir gerçek-
tir. Zira aşırı tüketim ile ahlak yan yana gelmeye-
cek kadar birbirinden uzak kavramlardır. Tüketimin
Arapçadaki karşılığı istihlaktir. İstihlak, helak etmeyi,
yok etmeyi talep etmektir. Tüketim gerçekten helak
etmek, talan etmek demektir. Helak etmenin ahlakı,
talan etmenin terbiyesi olmaz.

Tüketirken tükenmemek için yapılacak ilk iş, ahlaki
bir karşı duruş sergilemektir. Zira Yüce Kitabımızda
şöyle buyrulmaktadır: “Akrabaya, yoksula ve yolda
kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.
Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir.
Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.”
(İsra, 26, 27.)

Bizler, bir nehir kıyısından bile olsa abdest alırken
suyu ölçülü ve tutarlı kullanıp israf etmemek konu-
sunda derin bir duyarlılığa sahip olan ve çevresini
de bu doğrultuda tutumlu davranmaya davet eden
bir Peygamberin (s.a.s) ümmetiyiz. Bir defasında
Rasulullah (s.a.s) Sa’d’a uğradı. Sa’d (r.a) abdest alı-
yordu. Rasulullah (s.a.s) onun suyu aşırı kullandığını
görünce: “Bu israf niye” diye sordu. Sa’d (r.a) da;
“Abdestte de israf olur mu?” dediğinde, Rasulullah
Efendimiz; “hatta akmakta olan bir nehirden abdest
alsan bile” buyurdu.
(İbn Mace, Taharat, 48; İbn Hanbel,
Müsned, II, 221.)

Bu nebevi uyarıda aynı zamanda insana, tabiata ve
Allah’a karşı duyulan bir sorumluluk bilinci vardır.
Gönüllerde yankı uyandırması beklenen bu nebevi
duruş, din gönüllülerinde çok daha derinden makes
bulmalıdır. Dolayısıyla din görevlilerinin, her konu-
da olduğu gibi tüketim ahlakı konusunda da örnek
davranışlarıyla toplumu bilinçlendirmeleri gerekir.
Hizmet erleri olarak bizlerin, vaktimizi, bilincimizi,
zihin dünyamızı, kültürümüzü hasılı bütün değerle-
rimizi israf etmemek gibi bir sorumluluğumuz var.

Prof. Dr. Mehmet Görmez - Diyanet İşleri Başkanı



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97