Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 247. Sayı >> GÜNDEM >> Tüketimde dinî ve ahlaki ilkeleri gözetmek

Tüketimde dinî ve ahlaki ilkeleri gözetmek

Gösteriş amaçlı harcama yapanlar ve nimetleri israf edenler,
Kur’an’da “şeytanın kardeşleri”, “şeytanın arkadaşı” olarak
nitelendirilmiştir: “Saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir.”

Günümüzde tüketim çok farklı bir an-
lam ve boyut kazanmış; tüketim, ihtiyacı
karşılama ölçüsü olmaktan çıkarılıp, is-
tek ve arzular doğrultusunda hızlı bir şekilde art-
tırılarak âdeta çılgınlık boyutuna vardırılmıştır.
İnsanlar tüketim yarışına girişmiş, harcamalarının
büyük bir bölümü gelirlerini aşarak, gelecek ne-
sillerin potansiyel kaynaklarına bile zarar vere-
cek boyutlara ulaşmıştır. Aşırı tüketim her alana
yayılmış, insanlar ihtiyaçlarını karşılamak için ça-
lışıp kazanmak ve üretmekten ziyade tüketmek
için üretir olmuştur. Başta reklamlar olmak üze-
re çeşitli araç ve gereçlerle aşırı tüketim özen-
dirilmiş, kişiler gösteriş amaçlı tüketim yaptıkla-
rı ölçüde “değerli” kabul edilmiş; böylece insa-
nın kendi eliyle ürettiği mal ve eşya, bir yönüyle
kendisinden daha üstün konuma getirilmiştir. Bu
anlayış ve felsefenin bir sonucu olarak daha çok
tüketmek için her yol mübah sayılmış, bir ürünü
kullanıp atmayanlar bazı kesimlerce “çağdışı” ka-
bul edilir olmuştur.

Buna karşılık dünya üzerindeki insanların bü-
yük bir bölümü ise açlık sınırında yaşamakta, te-
mel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz durumda bu-
lunmaktadırlar. Kısaca, bir tarafta çok büyük bir
zenginlik, sefahat, israf, gösteriş tüketimi ve bu-
nun sonucunda dejenerasyonun her türlüsü ya-
şanmaktayken; diğer tarafta insanlar tek bir ek-
mek için bile birbirleriyle kavga eder olmuşlar-
dır. İşin en dramatik yönü ise, önemli bir oranda
Müslümanların da farkında olarak ya da olmaya-
rak bu aşırı ve dengesiz tüketime kendilerini kap-
tırmış olmalarıdır.

Oysa İslam’da mal ve servet edinme birtakım
dinî ve ahlaki ilkelere bağlandığı gibi, edinilen
mal ve servetin tüketimi ya da harcanması da
aynı ilkelere bağlanmıştır. Kazanırken ve harcar-
ken bu ilkelere riayet edilmediğinde bundan do-
layı sadece dünyada değil, ahirette de sorumluluk
söz konusu olacaktır. (Tekâsür, 8.) Bu durumu Sevgili
Peygamberimiz şöyle ifade etmişlerdir:

“Ahirette insan şu beş şeyden sorguya çekilmedikçe
Allah’ın huzurundan ayrılamaz; ömrünü nerede tükettiğin-
den, gençliğini ne şekilde yıprattığından, malını
(servetini) nereden kazanıp nerelere harcadığından ve
bildikleriyle amel edip etmediğinden.”
(Tirmizi, Kıyâmet, 1.)

O halde yapılması gereken, tüketim alanında
yüce dinimiz İslam’ın Müslümanlardan uymala-
rını istediği ve aşağıda kısaca vereceğimiz temel
kural ve ilkeleri sürekli göz önünde bulundur-
mak ve bunları farkındalığa dönüştürerek uygu-
lamaktır.

1. İhtiyacı esas almak

Tüketim, insan ihtiyaçlarının karşılanması için
mal ve hizmetlerden yararlanmaktır. İnsanlar ha-
yatlarını devam ettirebilmek için tüketmek ve ih-
tiyaçlarını karşılamak zorundadırlar. İhtiyaçlar ise
-sanılanın aksine- sınırsız değildir; sınırsız olan in-
sanın arzu ve istekleridir. Sevgili Peygamberimiz,
“İnsanoğlunun bir vadi dolusu malı/altını olsa
ikincisini de ister.” (Buhârî, Rikak 10; Müslim,
Zekât, 117.) buyurarak, insanın doymak bilmeyen bu
özelliğine işaret etmiş, ihtiyaç ile arzu ve istek
arasındaki farka dikkat çekmişlerdir.

Bu nedenle insanlar gerçek ihtiyaçlarını iyi belir-
lemeli; harcamada bulunurken bunu sınırsız istek
ve arzularına göre değil; zaruret derecesine göre
ihtiyaçlarını sıralayarak yapmalıdırlar. Zaten tü-
ketime yönelik eleştiriler de tüketimin bizzat ken-
disine değil; tüketim harcamalarının reel ihtiyaç-
ların önüne geçirilerek arzu ve istekler doğrultu-
sunda israf ve gösterişe dönüştürecek şekilde ya-
pılmasına yöneliktir.

2. Mal ve serveti israf etmemek

Dinî bir kavram olarak israf, insanın sahip oldu-
ğu nimetleri gereksiz ve aşırı bir şekilde tüketme-
si demektir. Buna göre, kişinin mal ve servetini
kumar, içki, fuhuş gibi gayri meşru alanlara har-
caması israf olduğu gibi; helal ve meşru alanlar-
da ihtiyacın üzerinde harcamada bulunması da is-
raftır. Aynı şekilde gıda maddelerinin çürütülme-
si, ekmek, yemek, sebze ve meyvelerin çöpe atıl-
ması, giyilebilen eskimemiş giysilerin, kullanılabilen
ev eşyalarının vb. sırf moda uğruna atılıp yerine
yenilerinin alınması, gereksiz yere elektrik tüke-
timi, suyun boş yere akıtılması, yeme ve içmede
ölçünün kaçırılması, helal olan nimetlerden yanlış
algılar nedeniyle faydalanılmaması gibi tutum ve
davranışlar da israftır.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, “Ey
Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının
(güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf et-
meyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” (Araf, 31.)
buyurarak israfın her çeşidini müminlere yasak-
lamış; Hz. Peygamber (s.a.s.) de, “Kibirsiz ve is-
raf etmeden yiyiniz, içiniz, giyiniz ve sadaka veri-
niz.” (Buhâri, Libâs,1.) hadisi ile tüketim harcamala-
rının israf boyutuna vardırılmadan gerçekleştiril-
mesini istemişlerdir. Bu bakımdan İslami duyarlı-
lığa sahip müminler az veya çok her türlü israftan
sakınmak durumundadırlar.

3. Gelir artınca meşru ölçülerin dışına çıkmamak
İslam’da meşru (helal) olmayan alanlarda az veya
çok her türlü tüketim yasaklanırken, meşru (he-
lal) alanlarda da “israf etmeme” prensibi getiril-
miştir. (Araf, 31.)

Bu nedenle tüketim ahlakını içselleştirmiş müminler
tüketimlerini gelirlerine göre ayarlar, gelirlerinin
üzerinde tüketim yapmaz; gelirleri artınca da Yüce
Allah’ın koyduğu ilahî kuralları ihlal etmez, meşru
ölçülerin dışına çıkmazlar. Ayrıca gelirlerini yalnızca
kendi tüketimleri için değil, aynı zamanda yoksul
akrabalarının, komşularının ve diğer muhtaç insanların
ihtiyaçları için de belli bir oranda harcama sorumluluk-
larının olduğunu (Nisâ, 36; İsrâ, 26-27.) unutmazlar.
Esasen Sevgili Peygamberimiz’in, “Komşusu açken tok yatan
(gerçek) mümin değildir.” (Ebu Şeybe, Musannaf, 7/218;
Heysemî, Mecmeu’z-zevâid, VIII/167.);

“Kendi nefsiniz için istediğinizi mümin kardeşi-
niz için de istemedikçe (olgun) mümin olamazsınız.”
(Buharî, İman, 7; Müslim, İman, 71-72.)
hadislerine muhatap olan duyarlı bir mümin, sahip
olduğu maddi ve manevi nimetleri sorumsuzca ve sı-
nırsızca meşru olmayan alanlarda harcamayacağı
gibi, başkalarının açlık ve ıstırabına da duyarsız
kalamaz. Zira İslam’a göre “Müslüman insan” tipi,
“ekonomik insan” tipinden farklıdır. Ekonomik
insan tipinde kişi yalnızca kendi ekonomik çıkar
ve menfaatlerini düşünürken; Müslüman insan ti-
pinde yalnızca kendi çıkarlarını düşünmekle kal-
maz, aynı zamanda toplumun diğer bireylerinin
de menfaatini dikkate alır.

Bunun için varlıklı bir Müslüman artan geliriyle
maddi ihtiyaçlarını karşıladığında israftan kaçın-
ma prensibiyle tüketimini frenler. Lükse ve gös-
teriş tüketimine yönelmeyeceği gibi gayrimeş-
ru yollara da sapmaz. Buna karşılık sosyal amaç-
lı harcamalarda bulunur. Böylece tüketiminden
yalnızca kendisi kişisel fayda ve mutluluk sağla-
makla kalmaz, başkalarının mutluluğunu da he-
saba katarak fakirleri, yoksulları, öksüz ve yetim-
leri yardımlarıyla sevindirmiş olacağı için manevi
fayda da elde eder.

4. Gösteriş amacıyla tüketim yapmamak

İslam, mal ve serveti dünya hayatı için bir zinet
(süs) olarak kabul etmekle beraber; (Kehf, 46.)
bunlarla gösteriş yapılmasını yasaklamış, Müslümanlar
arasında mal varlığına dayanan farklılığın, üstünlük,
şımarıklık ve gösteriş nedeni olmasını istememiştir.

Bu yüzden gösteriş amaçlı harcama yapanlar ve nimetleri
israf edenler Kur’an’da “şeytanın kardeşleri”, “şeytanın
arkadaşı” olarak nitelendirilmiştir: “Saçıp savuranlar
şeytanların kardeşleridir.” (İsra, 27.);

“Bunlar (Allah’ın sevmediği kibirli insanlar), mallarını
insanlara gösteriş için harcayan, Allah’a ve ahiret
gününe de inanmayan kimselerdir.

Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaş-
tır. Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe iman etseler-
di ve Allah’ın verdiği rızıktan (gösterişsiz) harca-
salardı kendilerine ne zarar gelirdi? Allah, onları
en iyi bilendir.” (Nisa, 36-39.)

Lüks ve gösteriş amaçlı tüketimde bulunmak in-
sanların psikolojik yapısıyla ilgili bir durum olma-
nın yanı sıra, yukarıdaki ayet-i kerimeden anlaşı-
lacağı gibi iman yoksunluğundan ya da dinî du-
yarlılığın azlığından da kaynaklanmaktadır. Bu
bakımdan dünya mutluluğunun yanı sıra ebedî
mutluluğu ve ilahî rızayı kendilerine gaye edinen
gerçek müminler bu duruma düşmezler. Çünkü
onlar yaptıkları her şeyi sırf Allah rızası için ya-
parlar, “Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime
ve esire yedirirler. Yedirdikleri kimselere: “Biz
size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir
karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz.”
(İnsan, 8-9.) derler, servetin gerçek sahibinin ve
ihsan edeninin Allah olduğu inancıyla, mal ve
servetlerini yüce Allah’ın kullarına karşı gösteriş
amaçlı olarak kullanmazlar. Harcamalarını gösterişe
göre değil, ihtiyaca, dinî ve ahlaki prensiplere ve
makul olana göre yaparlar.

5. İktisat ve denge prensibine bağlı kalmak
İslam’da müminlerden hayatlarının her alanında
olduğu gibi ekonomik alanda da ifrat ve tefritten
uzak, ölçülü ve dengeli olmaları istenmiş; bu yüz-
den ifrat noktası olan israf ile tefrit noktası olan
cimrilik yasaklanmıştır. Buna karşılık tüketim ah-
lakının bir gereği olarak iktisatlı yaşam (orta yol)
teşvik edilmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de, Yüce Allah’ın her şeyi bir ölçü
ve denge ile yarattığı (Kamer, 49.) hatırlatılmış;
“Onlar harcadıkları zaman ne savurganlığa saparlar,
ne de cimrilik ederler. Harcamaları, bu ikisinin arasında
dengeli olur.” (Furkan, 67.) ayetiyle israfla cimrilik
arasında tam bir denge kurulması istenmiş; İsra suresinde
de bu ilke şöyle vurgulanmıştır:“Eli sıkı olma, büsbütün
eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.”
(İsra,29.)

Aynı surenin 26. ve 27. ayetlerinde de infak ve har-
cama emredilirken, tüketim sınırının savurganlık ve
gösterişe varacak şekilde aşılması yasaklanmaktır:

“Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını
ver, fakat saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar
şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı
çok nankörlük etmiştir.” Aynı şekilde; “Ey iman eden-
ler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetle-
ri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koydu-
ğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları
sevmez. Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden
helal, iyi ve temiz olarak yiyin ve kendisine inan-
makta olduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının.”
(Mâide, 87-88.) ayetlerinde de, bahşedilen ni-
metlerden iktisat ve denge prensibini ihlal etme-
den helal ve meşru ölçüler içerisinde yararlanıl-
ması istenmiştir.

Hz. Peygamber (s.a.s.) ise, “İktisat eden geçim
sıkıntısı çekmez.” (Kenzu’l-Ummal, III, 49 (5430.)
buyurmuşlar, kendileri de hayatlarının her alanında
orta seviyede mütevazı bir hayat yaşamışlardır.

Bu nedenle İslami duyarlılığa sahip müminler ha-
yatlarının her alanında olduğu gibi tüketim ala-
nında da dinî ve ahlaki ilkeleri gözetmeli; Yüce
Allah’ın bir ikramı olarak bahşettiği her bir nimeti
yerli yerince kullanmalı; israftan, gösteriş tüketi-
minden ve cimrilikten sakınmalı; gelirlerinden fa-
kir, yoksul, yetim ve öksüzleri de gözetmeli; har-
camalarında iktisat ve denge prensibine bağlı kal-
malıdırlar. Aynı şekilde mal ve servetlerini kamu
çıkarlarına aykırı bir şekilde kullanmamalı; “tü-
ketim özgürlüğü” adına sağlığa, sosyo-ekonomik
yapıya, tabiata, çevreye ve gelecek nesillerin po-
tansiyel kaynaklarına zarar vermemelidirler.

Dr. Muhlis Akar - Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97