Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 247. Sayı >> GÜNDEM >> Tüketim: Eritmek için değil üretmek için

Tüketim: Eritmek için değil üretmek için

Tüketim, anlık doyumlara ulaşabilmek adına maddeyi heba etmek
değil, yaratılış amacına uygun bir hayatın devamı için maddeden
yardım almak olmalıdır.

Modern zamanlara hâkim görünen ‘mut-
luluğu, daha çok kazanma ve kazandı-
ğıyla daha çok tüketme ekseninde algı-
layan’ bakış açısı, kapitalist sistemin temel daya-
nağını oluşturmaktadır. Tüketim toplumu insanı,
hazzı hayatın temel amacı haline getirerek yaşa-
makta; maddileşen, estetikleşen ve sürekli fark-
lılaşan bir kültüre ayak uydurmak için çabala-
maktadır.

(Featherstone, Mike, Postmodernizm ve Tüketim
Kültürü, (Çev. Mehmet Küçük), Ayrıntı Yayınları,
İstanbul 2005, s. 38.)

Neye ihtiyaç duyduğuna ve bu ihtiya-
cını ne tüketerek karşılayacağına kendisi karar
veremez hale gelen ve tüketim çarkının uzman-
ları tarafından profesyonelce yönlendirilen tü-
ketici, artık bir öğrenciyi andırmaktadır. (Illich,
Ivan, Tüketim Köleliği, (Çev. Mesut Karaşahan.),
Pınar Yayınları, İstanbul 1990, s. 59.) En ince
ayrıntısına kadar düşünülerek tasarlanmış cazip
ürünler, müşterisine ne giymesi veya ne yemesi
gerektiğini fısıldarken, aslında konumunu ve
kimliğini dikte etmektedir.

(Odabaşı, Yavuz, Tüketim Kültürü, Sistem
Yayıncılık, İstanbul 1999, 29-30.)

Dinî ve geleneksel kodlarını yitiren müşteri ise,
kaybettiği değerlerin boşluğunu bu yeni kültürün
anlam dünyası ve sembolleri ile doldurmaya
çalışmaktadır. Dolayısıyla günümüzde tüketim,
“mal ve hizmetler aracılığıyla bireylerin
ihtiyaçlarının temini” şeklinde özetleyebilece-
ğimiz ana gayesinden uzaklaşarak, ideolojik
bir dil ve değerler/göstergeler sistemi haline
dönüşmüştür.

(Baudrillard, Jean, Tüketim Toplumu, (Çev.
H. Deliceçaylı-F. Keskin), Ayrıntı Yayınları,
İstanbul 1997, s. 90-91.)

Böyle bir kültürde tüketim, ekonomik bir
faaliyet olmanın çok ötesine geçerek, bireyin ha-
yat tarzını inşa eder hâle gelmiştir.

(Chaney, David, Yaşam Tarzları, (Çev. İrem Kutluk),
Dost Kitabevi Yayınları, Ankara 1999, s. 18.)

Tüketimin hayatın gereği olmaktan çıkarak rahat-
sız ve hatta tehdit edici bir boyut kazanmasının
altında, onun yaşamı sürdürmek için başvurulan bir
‘araç’ değil, ‘yaşamın amacı’ olarak algılanır hale
gelmesi yatmaktadır. Bu bağlamda Kur’an’da, tüke-
timin ana kalemlerinden biri olan giysilerin insana
bahşedilişi anlatılırken “Allah, (kendisine boyun
eğip) Müslüman olasınız diye üzerinizdeki nimeti-
ni tamamlıyor.” (Nahl, 81.) buyrulması, tüketimin
hangi amaca hizmet etmesi gerektiğini belirlemesi
bakımından son derece dikkat çekicidir. Nitekim
Hz. Peygamber’in ipek ve ibrişim giymekten, altın
ve gümüş kaplardan yemekten men etmesi, (Buhârî,
Muhammed b. İsmail, el-Câmiu’s-Sahîh, (Mevsûatü’l-Hadîs
eş-Şerîf içinde), Haz. Sâlih b. Abdülazîz, Dâru’s-Selâm,
Arabistan, 2000, “Libâs”, 25; Müslim, Müslim,
İbnü’l-Haccâc el-Kuşeyrî, el-Câmiu’s-Sahîh,
(Mevsûatü’l-Hadîs eş-Şerîf içinde), Haz. Sâlih b.
Abdülazîz, Dâru’s-Selâm, Arabistan, 2000, “Libâs
ve Zînet”, 21.) bu eşyaların ‘aracı amaçlaştırmaya
müsait’ bir cazibeye sahip olmasındandır. Şu halde
tüketim, anlık doyumlara ulaşabilmek adına maddeyi
heba etmek değil, yaratılış amacına uygun bir hayatın
devamı için maddeden yardım almak olmalıdır.

Tüketimin ahlaki olabilmesi onun ‘araç’ katego-
risinde ele alınmasına bağlı ise, bu durumda ce-
vaplanması gereken soru, ‘tüketimin neyin ara-
cı olduğu’dur. Tüketim, madde ile mana arasın-
daki üretken döngüsel ilişkinin aracıdır. Şöyle
ki, insan, ihtiyaçları için maddeyi tüketir. “De ki:
Allah’ın, kulları için yarattığı ziyneti ve temiz rız-
kı kim haram kılmış?” (A’râf, 32.) ayeti gereği in-
san, tüketim ehliyetine sahiptir. Ancak bu tüket-
me faaliyeti, maddeyi yok etmekle veya işe ya-
ramaz hale getirmekle eşdeğer değildir. Zira her
ne kadar ilk bakışta tüketim, bir yapı bozulması
ve kaynak harcaması gibi görünse de aslında o,
insanın tükettiği maddeye yeni bir varlık boyu-
tu kazandırması ve bu esnada kendi varoluşunu
dönüştürerek devamlı kılması gibi olumlu bir an-
lam taşımaktadır.

Tüketilen maddenin insan varlığı üzerinde yeni
bir kimlik kazanması, Mevlana’nın deyişiyle
“sofrada durduğu müddetçe cansız olan ekme-
ğin, insan vücuduna girmesi ile neşve ve ruh
kazanması”dır.

(Mevlânâ, Mesnevî, (Çev. Veled İzbudak), MEB
Yayınları, İstanbul 2001, c. I, beyit: 1470.)

Mevlana, Allah’a, “Ey çorak toprağı ekmek ha-
line getiren! Ey ölü ekmeği canlandıran, can
eden!” diye seslenmektedir.
(Mevlânâ, Mesnevî, c. V, beyit: 780.)

Zira her ne kadar cansız olan ekmek tüketilmekle
yok olmuş görünse de, kendisini tüketende yeniden
hayata gelmekte ve yeni bir anlam ve varlığa
bürünmektedir. Can olarak, tekrar anlamlı üretimler
için potansiyel oluşturmaktadır. Bu can, bir adım
sonra ürettiğini tüketirken yine tükettiği sayesinde
üretme gücü biriktirmektedir. Böylece tüketim-üretim
çemberinde, ‘anlamın devamlılığı’ ya da ‘sürekliliği’
ön plana çıkmaktadır.

Bu döngü tüketim lehine bozulduğunda, tüketim manalı
olmaktan çıkmakta ve anlamsız bir atık madde yığını
oluşturmaktan başka işe yaramamaktadır. Kendini gerçek-
leştirmek ve anlam ile madde arasındaki döngüsel
devamlılığı sağlamak için tüketmeyen insan, bir
süre sonra sadece ‘tüketmek için tüketmeye’ baş-
lamaktadır. İşte bu noktada İslam’ın öngörüsü,
madde ve mana arasındaki döngüsel sürekliliği
sağlayacak şekilde maddeyi tüketerek, dengeyi
muhafaza etmektir. “Eli sıkı olma, büsbütün eli
açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.”
(İsrâ, 29.) buyuran Kur’an, böylesi bir uyumu ya-
kalayanları; “Onlar harcadıkları zaman ne israf
ederler, ne de cimrilik ederler. Harcamaları, bu
ikisinin arasında dengeli olur.” (Furkân, 67.)
ayetiyle övmektedir.

Tüketime dair ahlaki zaafların temelinde yine
araç-amaç şaşkınlığı vardır. Tüketmeyi araç de-
ğil amaç edinen birey, en kaliteli üründen en
uzun süre ve en fazla miktarda tüketebilmek uğruna,
erdemlerinden taviz vermektedir. Nitekim tüketim
toplumlarında ürün ve hizmetin insani değerlerin
önüne geçtiği ve tüketmeye kilitlenmiş bireylerin
değerleriyle çatışır hale geldiği inkâr edilemez
bir gerçektir. Belki de bu değerlerin en başında
kanaatkârlık gelmektedir.

Bireylerin birer potansiyel tüketici olarak
görüldüğü ve daha çok tüketmelerini sağlamak
üzere sürekli kışkırtıldığı bir dünyada, hırs
ve tamahın önüne geçmek imkânsızlaşmaktadır.
İhtiyaçlar sınırsız kabul edilmekte, zihinler
doyumsuzluğa şartlanmaktadır. Oysa “Âdemoğlunun
bir vadi dolusu malı olsa, bir vadi dolusu malı
daha olmasını arzu eder. Âdemoğlunun gözünü ancak
toprak doldurur.” (Buhârî, Rikâk, 10; Müslim,
Zekât, 118.) buyuran Peygamber Efendimiz’e göre,
ihtirasını dizginlemeyen bir tüketici iflah olma-
yacaktır. Diğer yandan, yine Hz. Peygamber’in
cümlesiyle özetlemek gerekirse; “Müslüman olan,
geçinmesine yetecek kadar rızka kavuşan ve Allah’ın
verdiklerine kanaatkâr kıldığı kişi, mutluluğu
yakalamıştır.”
(Müslim, Zekât, 125.)

Günümüz tüketicisinin, metaı yüceltme ve onunla
kendisine anlam biçme sorunu da eşyanın araç
oluşunu unutmaya bağlı aynı yanlış zihin kalıbından
kaynaklanmaktadır. Tükettiği malın veya aldığı
hizmetin kalitesine göre değer gören/görmek isteyen
birey, madde olmaksızın kimliğini tanımlayamaz hale
gelmektedir. Allah Rasulü (s.a.s.)’nün bu durumdaki
tüketicileri anlatırken, “Altının, gümüşün, kadife ve
kaftanın kulu olanlar helak oldu!” (Buhârî, Cihâd, 70,
Rikâk, 10.) buyurması, yaşamın amacını ve kulluk bilincini
yitirmişliğe yönelik ciddi bir uyarıdır. Maddeyle böy-
lesine özdeşim kurmanın bir diğer tehlikeli sonucu da
gösteriş ve kibirdir. Tüketim kültürünün alabildiğine
süslediği vitrinler, tüketicide süslenme ve bu şekilde
varlığını görünür kılma çabası oluşturmaktadır. Hâlbuki
Peygamber Efendimiz, giyimiyle gurur duyarak, o günün
tabiriyle, eteklerini sürüyen kişiye Allah’ın rahmet
nazarıyla bakmayacağını söylemektedir.
(Müslim, Libâs ve Zînet, 42; Buhârî, Libâs, 1.)

Tüketim toplumunun en ciddi açmazlarından bi-
risi ise israftır. İsraf, eşyayı salt objeye dönüş-
türmek yani ‘işe yararlık’ kategorisinden çıkara-
rak, gereksiz bir tüketim ile anlam alanının dışı-
na atmaktır. Her geçen gün yeni bir yüzle tüketi-
cinin karşısına çıkarak gündemde kalmayı başa-
ran nice ürün, bir süre sonra gereksiz ve amaç-
sızca biriken eşya yığınları oluşturmaktadır. Tarih
boyunca geçerliğini koruyan böyle bir sorun kar-
şısında Rasul-i Ekrem’in koyduğu sınır gayet be-
lirgindir: “Yiyin, sadaka verin, giyinin ama isra-
fa ve gösterişe kaçmadan!”

(Nesâî, Ebû Abdurrahman Ahmed b. Şuayb, es-Sünen,
I-IX, Haz. Abdülfettâh Ebû Ğudde, Dâru’l-Beşâiri’l-İslâmiyye,
Beyrut, 1994, “Zekât”, 66.)

Allah’ın malı boşa harcamaya yönelik faaliyetler-
den hoşlanmadığını belirten Hz. Peygamber’in, (Buhârî,
İstikrâz, 19.) ihtiyaç fazlası tüketimi doğrudan
şeytanla ilintilendirmesi ise dikkat çekicidir.
Bu ilinti, saçıp savuranları nankörlük bağlamında
“şeytanların kardeşleri” olarak tanımlayan Kur’an
diliyle örtüşmektedir.
(İsrâ, 26-27.)

Söz gelimi Hz. Peygamber, cana can katacak tek bir
lokmanın bile heba edilmemesini isterken, “Biriniz
elindeki lokmayı yere düşürürse, ondaki toz toprağı
gidersin, lokmasını yesin. O lokmayı şeytana bırak-
masın.” demektedir. (Müslim, Eşribe, 136.) Nihayetinde
her lokma, anlamın devamlılığına hizmet için
yaratılmıştır.

Bir Müslüman olarak tüketim ahlakı geliştirirken,
insanın her türlü maddi imkânı ve doğal kaynağı di-
lediğince harcama hakkına sahip, imtiyazlı bir varlık
olmadığı unutulmamalıdır. “Göklerde ve yerde ne varsa
hepsini Allah’ın sizin hizmetinize verdiğini ve açıkça
yahut gizlice üzerinizdeki nimetlerini tamamladığını
görmediniz mi?” (Lokmân, 20.) ayetinin de ifade buyurduğu
üzere, kâinat bütün zenginliği ile insanoğlunun hizme-
tine sunulmuştur. Ancak insan, kâinatın efendi-
si değil, tükettiği canlı ve cansız varlıklarla birlik-
te bir parçasıdır. Dolayısıyla yerinde ve zamanın-
da tüketmediği sürece aslında kendi değer dün-
yasından çalmakta, kendi varlığını heba etmekte-
dir. Tüketirken aslında tükenmektedir.

Sonuç olarak, tüketim, aslında “üretim” denen
maddi-manevi yeni bir oluşum sürecinin hareket
noktası ya da eşiği olarak rol üstlendiğinde gaye-
sine ulaşmış demektir. Bir başka deyişle tüketim,
tüketilen şeyin yeni bir boyut, varlık ve anlam
kazanmasına yol açtığı ölçüde anlamlıdır. Buna
göre, modern toplumlardaki temel sıkıntı, üretim
sürecinden bağımsız bir şekilde tüketim kelime-
sine değer yüklenmesi ve bu sahte değere göre
yaşayan insan modelinin yüceltilmesidir. İslam’ın
bu noktadaki ilk vurgusu, mutlak anlamda üre-
tenin Allah olduğu gerçeğinin bilinciyle, tüketi-
min Allah’ın yaratma gücüne bir saygı olarak ele
alınması gerektiğidir. Nihai vurgusu ise, insanın
da Allah’ın yanı sıra üretebilen bir varlık olduğu-
nu unutmaması ve asla ürettiğinden fazla tüket-
memesidir. Peygamber Efendimizin ifadesiyle,
“Hiç kimse kendi elinin emeği ile kazandığından
daha hayırlı bir lokma yememiştir.”
(Buhârî, Büyû’, 15.)

Zira Allah, varlık-yokluk dengesi taşıyan bir
kâinatta insanı ‘var etmiş’, böylece varoluşa bir
üst değer kazandırmıştır. Tüketim, bir yok ediş
sürecine dönüştürüldüğünde, insan kâinattaki bu
dengeyi bozmaya ve böylece Allah’ın ona verdiği
üst değeri tahrip etmeye başlamaktadır.

(Bu makale “Tüketim: Hayatın Amacı Değil, Anlam
Döngüsünün Aracı” başlığı ile Tüketim ve Değerler
Sempozyumu’nda (UTESAV/06 Haziran 2009 İstanbul) sunu-
lan tebliğin yazar tarafından yeniden düzenlenmiş bir
özetidir.)

Yrd. Doç. Dr. Huriye Martı - Selçuk Üniv. İlahiyat Fak.



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97