Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 247. Sayı >> SÖYLEŞİ >> Prof. Dr. Kemal Sayar ile Camilerde merhamet eğitimi üzerine

Prof. Dr. Kemal Sayar ile Camilerde merhamet eğitimi üzerine

"Çocuklar kendilerinin de katılabilecekleri eğitim faaliyetlerinden çok hoşlanırlar. Onlara da söz hakkı verelim. Onları da konuşturalım. “Siz böyle bir durumda ne yapardınız?”, “Ne yapılması daha uygundur?” gibi sorularla onların da ruh dünyasını açalım."

Hocam merhamet eğitiminde caminin yeri sizce nedir?.

Toplumumuzda merhametin çokça konuşulması, çokça dile getirilmesi gereken bir zaman diliminden geçiyoruz. İnsanlar bütün dünyada giderek acımasızlaşıyor. Modern dünyada maalesef merhamet duygumuz giderek köreliyor, bu da büyük savaşların, büyük çatışmaların, mahallenin ortasında büyük kıyametlerin kopmasına yol açabiliyor.

Camilerin bu toplumun en önemli eğitim merkezlerinden olduğunu düşünüyorum. Camilerde bizim toplumumuza verilen mesaj çok büyük bir hüsnü kabul görüyor. İnsanların manevi eğitimi, ruhsal eğitimi büyük ölçüde camilerde dinledikleri hutbeler ve hocalarımızla girdikleri etkileşimler sonucu şekilleniyor, gerçekleşiyor.

Merhamet eğitimini cami merkezli olarak konuşacağız. Ailede merhamet eğitiminin önemi konusundan başlayalım isterseniz.

Aile sosyal zekânın, ahlak zekâsının, manevi zekânın temellerinin atıldığı yerdir. Her çocuk yabancı olduğu bir evrene doğar. Neticede zihinsel melekeleri geliştikçe bu dünyayı tanımaya ve kendine bir yurt bilmeye başlar. Bu yurt bilmenin en önemli aracı anne ve babadan aldığı sevgidir. Anne ve baba o sevgiyle, o merhamet ve şefkat duygusu ile dünyayı çocuklarına emin bir yer kılarlar. Her çocuk, daha iki aylık bir çocuk bile annenin gözünde bir ışıltı görmek ister. O ışıltı ona bu dünyada sevilebilir bir varlık olduğunu hissettirir.

O gözlerdeki ışıltı, heyecan, coşku, çocuğa bakarken duyulan samimi sevinç çocukta, bana bu kadar güzellikle, sevgiyle baktıklarına göre ben bu dünyada değerli birisiyim herhalde, hissini uyandırır. İşte çocuklar bu duyguyu hissederek büyürlerse bu dünyayı ve ailelerini de emin bir sığınak olarak algılamaya başlarlar. Amerikalı bir yazar ve önemli bir analistin ifadesi ile “aile kalpsiz bir dünyada son sığınaktır”. Dolayısıyla ailede çocuğa verilen değerler, merhamet çok önemlidir. Merhamet gören merhamet gösterir. Zulüm gören daha büyük bir ihtimalle zulüm gösterir.

Ailede merhametle büyütülüyorsa, doğrunun bu olduğuna inanır çocuk. Fakat anne ve baba çocuğu her fırsatta eziyorsa, onu aşağılıyorsa, ona hakaret ediyorsa, fiziksel cezalar veriyorsa çocuk da normun bu olduğu duygusuyla yetişir. Herkesin herkesi cezalandırabildiği, güçlünün zayıfa tahakküm ettiği inancıyla büyür. Dolayısıyla yarın bir gün kendisi de zayıf bir kişi ile karşılaştığı zaman ona gücünü göstermekten, ona gücünü ölçüsüzce tatbik etmekten imtina etmez. İşte ailede moral değerlerin, ahlaki değerlerin doğru bir biçimde aktarılabilmesi, merhamet duygusunun yoğun bir biçimde sunulabilmesi fevkalade mühimdir. Bunun bir ayağı az önce söylediğim gibi sevgidir. Çocuk sevildiğini hissetmekle bu duyguya sahip olur. İkinci ayağı diğer varlıklara karşı merhameti öğretmektir.

Kastettiğiniz nasıl bir sevgi? Sadece çocuğun kendisine gösterilen sevgi yeterli mi merhameti öğretmekte?

Bazı aileler görürsünüz; çocuklarını çok severler fakat evlerinin dışında o sevgi biter. Başka çocuklara, başka varlıklara merhamet göstermezler. Ailedeki merhamet eğitiminin bir diğer sacayağı da diğer varlıkların kendimiz kadar aziz olduğunu, diğer varlıkların da kendi evladımız ve bizim nefislerimiz kadar saygıya muhatap olması gerektiğini çocuklarımıza öğretmektir. Bu çok mühim bir şeydir. İnsanın kendi canını sevmesinde bir sorun yoktur.

Hepimiz kendi canımızı, kendimizden olanı kolayca benimser ve severiz. Fakat insanın öteki saydığı varlığa karşı aynı ölçüde muhabbet beslemesi; işte bütün maharet buradadır.

Yani toparlamamız icap ederse önce ailede anne ve baba merhametli bireyler olarak hal ile örnek olacak ve kâinattaki bütün mevcudata, bütün varlığa saygı, sevgi göstermeyi öğretecekler. Sadece insan kardeşlerine değil, hayvanata da saygılı olmak,bitkilere de saygılı olmak… Bir ağacın canını lüzumsuz yakmamak mesela…

Beyne ve kalbe yeterince çaba harcayan birisi için merhamet mizacın asli unsuru olabilir.Bunun için ailede yapılacak çok önemli çalışmalar var. Bu manevi eğitimin ailede eksik kalan taraflarını üç ay gibi kısa bir dönemde yaz kuran kurslarında en sağlıklı şekilde nasıl tamamlayabiliriz?

Bunun için çocuklarımızla, oraya müracaat eden insanlarla, duygusal ve ruhsal manada da ilgilenen, onların ihtiyaçlarına dikkat kesilen görevlilerimizin olması lazım. Bizim cami çalışanlarımızın, din görevlilerimizin, hizmette bulunan arkadaşlarımızın çok aktif insanlar olmaları gerekir. Bugünün dünyasında insanların ruhsal yapısını bilmeden, aile yapısını bilmeden, onlarla tam manasıyla hemhal olmadan onlara dinî bir iyilik öğütlemek mümkün görülmemektedir.

Çocuklarımızla sadece bir şey öğretmek maksadıyla değil, insan olarak ilgilenmesi lazım eğitmen konumundaki insanların. Onların hâletiruhiyelerini, ihtiyaçlarını iyi anlamaları, evlerinde bir ihmalkârlık,bir görmezden gelme, bir aşırı cezalandırma, uygunsuz bir durum varsa o konuda çok latif bir üslupla anne ve babalarla konuşmaları, onları rencide etmeden, anlayabilecekleri bir şekilde çocuğumuzu korumaya almaları lazım.

Yaz Kur’an kurslarında verilecek eğitimin kalitesini arttırmak için başka neler tavsiye edersiniz?

Çocuğumuza, çocuklarımıza daha güzel bir evrenin, daha güzel bir kâinatın nasıl olması gerektiği ile ilgili hikâyeler, verilen örnekler kadar çocukların ruh dünyası üzerinde tesirli bir şey yoktur. Çocuklara bir şeyi hikâyeler yoluyla anlatmak çok değerlidir. Bizim kendi klasik edebiyatımızda da kıssaların, hikâyelerin çok sıklıkla kullanıldığını görürüz. Kur’an-ı Kerim dilinde de Yusuf (a.s.) kıssası ve diğer kıssaların özellikle muhataplarda farklı bir eğitim metodu olarak kullanılacağına dikkat çekmektedir.

Çocuklarımızın Hz. Yusuf kıssasını çok iyi bilerek büyümesi lazım. Hakikaten bizim medeniyetimizde bununla ilgili çok örnekler vardır. Bu örnekleri çocukların dikkatine getirmek, onları merhamet üzerine düşünmeye sevk etmek çok önemlidir. Benim ilkokul yıllarında öyle bir çocuk arkadaşım vardı. Kedilere zulmederdi bu çocuk. Kedileri yakalardı, kedilere eziyet ederdi. Böyle çocuklar etrafımızda hep vardır. İşte bizler bunun yanlış bir şey olduğunu idrak edersek, başka bir varlığa, savunmasız herhangi bir varlığa zulmetmenin de merhamete aykırı bir şey olduğunu, Allah’ın rahmet sıfatına aykırı bir şey olduğunu, böyle davranmamamız gerektiğini bilerek çocuklarımızı büyütürsek bu çocuklar ileriki hayatlarında da kurtulurlar. Çünkü bugün kediye zulmeden yarın başka bir şeye zulmediyor. Daha güçlü olduğunda başka insanlara zulmetmeye başlıyor. O bakımdan camileri bir merhamet eğitim evine dönüştürebiliriz diye düşünüyorum.

Merhameti sadece acımak olarak algılamak doğru mudur?

Merhamet acımak değil, onu bir tavzih edelim. Acımak dediğimiz şeyde bir rütbe ilişkisi var. Bir hiyerarşi var. Ben daha yukarıda bir pozisyondayım. Sana acıma duygularımla bakıyorum. Bir gurur, bir kibir var. Bir lütufkârlık var. Merhamet böyle bir şey değil. Merhamette zaten bende olması gereken şeyi yardıma çağırıyorum. Ben sana merhamet ediyorum ama sana merhamet etmekle merhamet edilmiş oluyorum. Bunun farkındayım.

Allah’ın beni rahmet sıfatıyla kuşattığını düşünüyorum. Sana merhamet etmekle senin tarafından merhamet ediliyorum aslında. Yani acımada olduğu gibi benden ona giden, onda kalan bir şey değil.

Hocam bugün halkımızın büyük kısmının, belki tamamının çocukluk döneminde bir şekilde camilerimize, yaz Kur’an kurslarımıza yolu düşüyor. Buralarda hoca efendiyi, mihrabı, minberi, kürsüyü, camiyi ve onun çevresini tanıyan insanların hatırasında ömür boyu bunun mutlaka bir yeri oluyor. Bu hatıraların yıllar boyu olumlu bir iz bırakması için din görevlimizin neler yapmasını tavsiye edersiniz?

Onlarla çok merhametli, çok sevecen, çok güzel bir ilişki kurmalarını tavsiye ederim. Bir öğretmenin bir çocuğun ruhuna bıraktığı iz onun karakterinin oluşmasına çok tesir eder. Yani o izler sayesinde karakter oluşur. Pek çok iz birbiriyle buluşur,karışır, etkileşir o izlerle bir karakter,kişilik teşekkül eder. Eğer din görevlisi arkadaşlarımız çocukların ruhunda güzel izler bırakırlarsa onların iyi insan, merhametli insan olmalarına çok hizmet etmiş olacaklardır. Ve bence o insanların işledikleri hayırlı işlerde de sevap kazanacaklardır. Bu çok mühim bir şeydir. Yani öğretmenliğin, tabipliğin kendine mahsus güzellikleri vardır. Hakikaten yapılan güzel bir şey, insanın acısını dindirmek, bir insanın karakterine olumlu yönde tesir etmek, size ömür boyu o kişi yaşadıkça hayır hasenat olarak dönecek bir şeydir. O bakımdan çok şuurlu, çok sorumlu hareket etmelerini, çocuklarla çocuk olmalarını dilerim. Onlarla yeri geldiğinde maç yapsınlar. Yeri geldiğinde koşsunlar, güreşsinler, onların iç dünyalarını anlasınlar. Onlara ulaşmaya çalışsınlar. Ruhlarına iyiliğin, merhametin tohumunu atmaya çalışsınlar. Onları daha adaletli, daha ilim iştiyakı içinde olan meraklı, gayretli, insanlara ve diğer varlıklara karşı merhametli bireyler olarak yetiştirmek işte bu işler sayesinde mümkün olacaktır.

Bu noktada din görevlilerimizin mesuliyetlerinin ne kadar büyük olduğunu görüyoruz…

Evet, değerli dostlarımız mesuliyetlerinin mutlaka farkında olsunlar. Yani hayırlı bir insan yetişmesine vesile olurlarsa dünyaya büyük iyilik yaparlar.

Belki o insan ileride aldığı o izle, o aldığı renkle,kendi memleketine, insanlığa çok büyük hizmetlerde bulunabilir. Ve onda da o zaman sizin bir payınız olmuş olur. Bir söz var, bir roman yazarının çok hoşuma giden bir sözüdür. Diyor ki “Çölde bir kum tanesinin yerini değiştiren, dünyada pek çok şeyin yerini değiştirmiş olur.” bazen basit gibi görünen bir şey çok büyük yankılara sebep olur. Bugün kaos teorisi denen bir teori var. Bilim de bize bunu söylüyor. Diyor ki “Okyanusun bu tarafında bir kelebek kanat çırptığında, bu çok değişik mekanizmalarla okyanusun öbür tarafında fırtınaya sebep olabilir.” Hakikaten bazen kaos teorisi çok ufak girdilerle çok büyük sonuçlar olabildiğini bize gösteriyor. Siz yaptığınız işi ehemmiyetsiz zannedersiniz ama o insanda çok büyük bir iz bırakmıştır.

İnsanlar hata yapma, yetersiz olma, başara mama korkusuyla büyük organizasyonları, çalışmaları, projeleri öteleyebiliyorlar. Özellikle eğitim noktasından baktığımızda bu konuda neler söylersiniz?

Hata yapmak insan oluşun bir parçasıdır. İnsan hata ile malul bir varlıktır. Bizler her şeyi kontrol etme ve her şeyi yapma hastalığına düçar olursak hiçbir şey yapamayız. Bir söz vardır, “en iyi iyinin düşmanıdır” derler. İnsanın önce iyiye talip olması lazım. Bir şeyleri ortaya çıkarmaya, bir şeyleri yapmaya talip olması lazım.Buna talip olmadığımız zaman, bunu deruhte etmediğimiz zaman, işte hiçbir iş üretememeye başlıyoruz. Böyle bir insan tipi vardır. Mükemmeliyetçi insan yapısı. Bir şeyi yapmak istiyorsa muhakkak en iyiyi yapması gerektiğini düşünür. Fakat bir yola çıkar ki,bir şeyi en iyi yapmak mümkün olmaz. Zaten hiçbir şey ortaya çıkarmamış olur. Yola çıkan insanın bir şeyleri ortaya çıkarmak gayesi ile güçlü bir irade göstermesi lazım. Bir şey ortaya çıkarması lazım. Onun eksik olduğuna aldırmadan… Onun eksik halinde de insanlara faydalı olabileceğini bilerek yola çıkması lazım. Bir şeyi çok yaptıkça, çok ürettikçe, çok gayret ettikçe işimiz de tekemmül edecektir zaten kendiliğinden.

Bazen eğitimciler aslında muhatabının daha iyi, daha güzel olmasını istemesine rağmen hatalı davranabiliyor. Bu hatalı davranışlardan biraz bahsetsek…

Bir defa fiziksel ve psikolojik ceza… Fiziksel ceza;kulak çekme, ele cetvelle vurma, kafasına vurma gibi cezalar ilkeldir. Bunları bizim eğitim sistemimizden kovmamız lazım. Çıkarmamız lazım demiyorum. Kovmamız lazım. Bu ilkelliklere artık bizim mağlup olmamamız lazım. Cezalandırarak eğitim verdiğiniz zaman öğretmek istediğiniz şeyden çocuğu soğutursunuz. Çocuk bir şey öğrenir ama öğretmek istediğiniz şeyden nefret ederek öğrenir.

En kısa zamanda orayı psikolojik olarak terk edip,kendini güçlü hissettiğinde başka limanlarda sığınak arar. Yine önemli olan diğer şey… Tahkir etmek, aşağılamak. Sen aptalsın, sen öğrenemiyorsun, sen şöylesin, sen böylesin gibi hakaret ifadelerinde bulunmak. Bu da çocukları soğutan yanlış bir tavırdır. Sevdirerek öğretmemiz lazım. Yani SevgiliPeygamberimiz bize “müjdeleyiniz, korkutmayınız” diyor. Müjdelemek lazım. Onu öğrenmeklene kadar güzel şeylere kavuşacağını ona müjdelemek lazım. Bence iyiliği yaymanın en önemli vasıtası müjdelemektir. İnsanları neye sahip olabilecekleri konusunda bir fikir sahibi kılmaktır. Onların iç imkânlarının nasıl genişleyeceği,iç evrenlerinin, iç uzaylarının nasıl genişleyeceğini böyle bir donanımla onlara söylemektir. Korkutmak insanları sadece uzaklaştırır. Ve hele hele maneviyat eğitiminde, dinî eğitimde fiziksel ve psikolojik şiddetin en ufak bir yerinin olmaması gerekir.

Son olarak, merhamet eğitimiadına din görevlilerimizin, camilerimizde, Kur’an kurslarında gerçekleştirmeleri gereken ana mesajlar neler olmalıdır?

Peygamber Efendimiz’in (selam üzerine olsun) hayatından kesitleri okuyabilirler, anlatabilirler, paylaşabilirler. Çocuklarımızı bu konuda düşündürebilirler. Örnek olaylar verip onların bu konuyu müzakere etmesini sağlayabilirler. Çocuklar kendilerinin de katılabilecekleri eğitim faaliyetlerinden çok hoşlanırlar. Onlara da söz hakkı verelim. Onları da konuşturalım. “Siz böyle bir durumda ne yapardınız?”, “Ne yapılması daha uygundur?” gibi sorularla onlarında ruh dünyasını açalım. Ailelerden izin alarak mahalledeki yoksul,düşkün insanları, çocuklarla birlikte ziyaret edelim. Çocuklarla beraber mutlaka bir mezarlık ziyareti yapalım. Yani ölümün nasıl bir şey olduğunu çocuklar görsünler, idrak etsinler. Çocuklarla beraber mesela sıkıntılı durumdaki, zor durumdaki bir yaşıtlarını yine ailelerinden izin alarak ziyaret edelim. Yani imam sadece caminin içinde kalmasın. Sokağa girsin, sokağa taşsın, mahalleye taşsın.

Merhametin öncüsü olsun. Merhametin yaşayan numunesi olsun sokakta, mahallede. Mesela çocukların bir arkadaşı bir kanser koğuşunda, bir lösemi koğuşunda yatıyor olabilir. O mahalleden bir insan… Çocukları toparlayıp çiçeklerle, hediyelerle o arkadaşlarını ziyaret götürelim. Düşkünler evini, darülacezeleri ziyaret edelim. Bunların ne kadarını yapabiliriz bilemiyorum ama birkaç tanesini bile yapsak çocukların ruh dünyasında çok tatlı, latif bir esinti estirmiş oluruz. Bu dünyada kırılgan bir şey de var, bu dünyada düşkün insan da var,hasta insanlar da var, ölüm var, demek ki bu hayatı daha güzel yaşamamız lazım. Daha merhametli… Başka varlıklara merhamet ederek, onlarla uyum içinde, ahenk içinde yaşamamız lazım duygusunu verebiliriz bu şekilde. Biraz caminin dışına çıksın diyorum yani din görevlisi dostlarımız.

Bünyamin Albayrak - DİB Program Geliştirme Daire Başkanı



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97