Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 247. Sayı >> DİN-DÜŞÜNCE-YORUM >> Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in eğitim(ciliğ)inde Merhametin etkin gücü

Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in eğitim(ciliğ)inde Merhametin etkin gücü

Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in tamamen bir eğitim-öğretim faaliyeti
olarak yürüttüğü tebliğ görevindeki başarısının altında yatan en
önemli faktörlerden biri, onun insanlara merhametli yaklaşımıdır.

Merhametin neliği

Merhamet, sözlükte şu anlamlara sahip:
“Acıma, şefkat gösterme, birini esirge-
me, kötü hale düşenlere karşı duyulan
üzüntü, rahm...

Merhamete gelmek: gönlü yumuşamak, şefkatli
davranmak.”
(Fidan, 2000.)

Esasen merhamet kavramı, birçok kavramı çağ-
rıştırmakta, onlarla birlikte düşünülmektedir.
Bunlardan acıma, affetme, hoşgörü, müsama-
ha, dostluk, şefkat, karşılık beklemeden verme,
koruma, kurtarma, yardım etme, bağışta bulun-
ma, hilm gibi bir kısmı olumlu iken, kızmak,
kin, nefret, düşmanlık, intikam, şefkatsizlik, ağ-
zının payını vermek, zorlamak, baskı yapmak,
kınamak, ayıbını yüzüne vurmak, hor görmek,
kibir, öfke, zulüm, şiddet, korku, tehdit, kin,
nefret, öç alma gibi bir kısmı da olumsuz anlam
içermektedir.

Bu olumlu tutum ve davranışları merhamet üre-
tirken, merhamet olmadığında da olumsuzlar,
ayrık otu gibi boy atarlar.

Merhamet potansiyel olarak her bireyin yaratı-
lıştan sahip olduğu bir yetidir. Bu fıtri yetinin
eğitimle açılıp gelişmesini sağlamak gerekmek-
tedir. Dolayısıyla eğitimle bu merhamet yetene-
ği bireyde ne kadar geliştiril(ebil)miş ise mer-
hametin eseri olan tutum ve davranışlar onda o
kadar görülür. Bu nedenle, öğretime konu edil-
mesi, onun nesnesi olması itibarıyla merhamet,
eğitim-öğretimle doğrudan ilişkilidir.

Hz. Peygamber’in eğitim(ciliğ)inde merhametin
güdüleyici etkisi/gücü

Birey, varlıklar hakkında sağlam düşüncelere
sahip olup doğru ve olumlu değerlendirmeler
yaptığı oranda, onlara karşı merhametli olabilir.
Bireyin hayata ve varlığa bakış açısı, anlamlan-
dırma düzeyi, onun tutum ve davranışlarını belir-
leyicidir. Birey, birisini kötü, muzır, düşman vb.
olarak görüyorsa ona karşı kin, intikam, öfke gibi
olumsuz duygu ve düşünceleri öne çıkar ve onu yok
etmek ister. Ama onu, böyle olumsuzluklarla nitelemeyip
ilgiye, saygıya, yardıma, korumaya layık/muhtaç biri
olarak görürse o zaman acıma, affetme, hoşgörme, koruma,
kurtarma, yardım etme, bağışta bulunma gibi olumlu duygu
ve düşünceler öne çıkar ve ona göre davranır.

İşte Rahmet Peygamberi (s.a.s.)’nin bütün ya-
ratıklarla ilgili mükemmel tutum ve davranışla-
rının arkasında, varlıklara bakış açısı ve bu ba-
kış açısının sonucu olarak onlara karşı besledi-
ği son derece güzel duygu ve düşünceler yatı-
yordu. Yaratan’a olan sonsuz muhabbeti, O’nun
yaratıklarına karşı muhabbetli ve bu sayede son
derece merhametli olmasını sağlıyordu. Bunlar
arasında insana karşı merhameti tabii ki, daha da
özeldi. Allah’a olan sonsuz sevgisinden dolayı
yaratıklara merhametli olması, merhametinde son
derece hasbi, arı duru, garazsız, ivazsız olmasını
sağlıyordu.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in engin merhametinin
eğitim(ciliğ)iyle ilişkisi, hem bizzat kendisinin
eğitime coşkuyla, tam bir adanmışlık ruhuyla yönelmesini
tetikleyen güç olması itibarıyla, hem de eğitim sürecin-
de muhatabı olan bireyi güdülemesi yönüyle söz
konusudur.

Beşerî planda en büyük ve en etkili eğitimci/mu-
allim olan Hz. Peygamber (s.a.s.), bu konuda da
insanlara en güzel örnektir. O (s.a.s.), bitmek
bilmeyen merhametiyle dikkatleri çekmektedir.
Bizzat hayatı, bunu ortaya koyduğu gibi, Kur’an
da onun (s.a.s.) bu yönünü öne çıkarmaktadır.
Öyle ki, Kur’an’a göre o (s.a.s.), rahmetin/mer-
hametin ta kendisidir: “Seni, ancak âlemlere rah-
met olarak gönderdik.”
(Enbiya, 107.)

“Ey insanlar!
And olsun size içinizden öyle bir peygamber gel-
di ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşme-
niz/sürçmeniz, ona çok ağır gelir, üstünüze titrer,
müminlere ise son derece merhametli ve şefkatli-
dir.”
(Tevbe, 128.)

“Peygamber, müminlere canla-
rından daha ileridir/dosttur/velileridir.”
(Ahzab, 6.)

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) kendisini şöyle ta-
nımlamaktadır: “Ben sizin aranızda tıpkı kırda
ateşin başında oturup da hayvanların, kelebekle-
rin, kuşların, cümle mahlûkâtın, o ateşe düşmesi-
ni önlemeye çalışan adamın misaline benzerim.
Ben o ışığın cazibesine kapılan, fakat yanacağını
bilmeyen o hayvanları ve yaratıkları ateşten koru-
mak için çalışıyorum.”
(Buhari, Rikak, 26.)

Efendimiz (s.a.s.)’in derin merhameti, bu ifadeler-
le nitelendirildiği üzere, onun hayatında ideal
ölçülerde somutlaşmıştı.

O, hem şahsı hem de davası açısından “can düşmanı”
olarak nitelendirebileceğimiz insanlara bile düş-
man gözüyle bakmayacak kadar merhametliydi, bakış
açısı olumluydu. Kendi şahsı için asla öfkelenmez
ve öç almazdı. Affediciliği tabii idi. İntikam almazdı.
Onun gözünde âdeta “düşman” yoktu. Bu yüzdendir ki,
kendisine ve davasına karşı düşmanca tavır takınanları
kahretmeyi, onları ezmeyi, yok etmeyi düşünmedi.

Tam aksine onları, ilgilenmesi, imdatlarına yetiş-
mesi, karanlıklardan aydınlığa çıkarması gereken
insanlar olarak gördü. Onların yardımına koşma-
yı zevkli görev edindi. Söz gelimi Hz. Peygamber
Efendimiz, Vahşi’yi katil, zalim, hain, düşman vb.
olarak görseydi hiç defaatle ona tebliğde buluna-
rak Müslüman olup cennete gitmesini ister ve bu-
nun için aşkla çalışır mıydı? Tabii ki, asla! Belki
onu yok etmek isterdi. Ama onu ilahî lütuftan
mahrum kalmış zavallı bir insan/kul olarak gör-
düğü için onun imdadına koşmayı, kurtarmayı
kendisi için zevkli bir görev edindi.

Herkesin iyiliğini istemesi, her bireyin inanıp
iyi insan olmasını, cennete girmesini kendine te-
mel mesele/dert edinmesi, bu uğurda her türlü
kabalıklara, işkencelere seve seve katlanması,
bu amaçla gece gündüz demeden durup dinlenmeden
koşuşturması ve onların Müslüman olmalarıyla mutlu
olması, işte onun (s.a.s.) bitmek tükenmek bilmeyen
merhametinin eseriydi. Efendimiz (s.a.s.) öyle-
sine arı duru bir merhamete sahipti ki, insanları
eğiterek varoluş düzeylerini yükseltmek, dünya ve
ahirette mutlu olmalarına katkı sağlamak için aşkın-
dan, heyecanından hiçbir şey kaybetmeksizin sürekli
çalışıyor, yeni yeni yollar, yöntemler deniyordu.
Kendi ifadesiyle, bir “muallim” olarak eğitim-öğretime
ilgisi, merhameti sayesinde hep canlıydı, hatta sürekli
artarak devam ediyordu.

Onun merhameti, insanların kurtuluş yollarını açmak
amacıyla yürüttüğü eğitim faaliyetine kendini adamasına
yol açmıştı. “(Ey Muhammed!) Bu Kur’an’a inanmayanların
ardından üzülerek, neredeyse kendini mahvedeceksin.”
(Kehf, 6.)

“Rasulüm! Onlar inanmıyorlar diye neredeyse kendine
kıyacaksın!”
(Şuara, 3.)

O kadar ileri düzeyde gelişmiş rafine bir merha-
mete sahipti ki, insanları kurtarmak için canla
başla çabalarken karşılaştığı cefalara da aldırmı-
yor; hatta onlara katlanmaktan zevk alıyordu. Bu
çerçevede karşılaştığı kabalıklar, zulümler bile,
onun (s.a.s.) merhametinde en ufak bir azalma-
ya neden olmuyordu. Taiflilerin taşlayarak kov-
duklarında onların ellerinden zor kurutulup me-
calsiz kaldığı anda Cebrail’in onları helak etme
teklifine “hayır” deyişi… Mekke’yi fethettiğinde
herkesin yaptıkları kötülüklerin karşılığını ceza/
kötülük olarak göreceğini beklediği bir noktada,
her şeyi yapma imkânına sahip bir muzaffer lider
olarak, “sizler özgürsünüz” diyerek asla onlar-
dan intikam almaya kalkışmaması ve daha binler-
ce bunun gibi örnek tutum ve davranışları, onun
(s.a.s.) merhametinin ne kadar güçlü ve rafine/
hasbi olduğunu kanıtlamaktadır. O, bütün yanlış-
ları, doğru karşılıklar vererek yok etmeye çalıştı.
“İyilikle kötülük bir olmaz. O halde sen kötülüğü
en güzel tarzda karşıla. Bir de bakarsın ki seninle
kendisi arasında düşmanlık olan kişi candan, sı-
cak bir dost oluvermiş!”
(Fussılet, 34.)

Hz. Peygamber’in, merhametiyle oluşturduğu manyetik
alanın çekiciliği Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in
tamamen bir eğitim-öğretim faaliyeti olarak yürüttüğü
tebliğ görevindeki başarısının altında yatan en önem-
li faktörlerden biri, onun insanlara merhametli
yaklaşımıdır. Onun merhametle insanlara yönelmesi ve
onları şefkatle eğitmesi, onların ilgilerini çekmesine,
kendisine onların sevgiyle yönelmelerine neden oluyordu.
Onu hoşnut etmek için can atıyor, ne gerekiyorsa seve
seve yapıyorlardı. Efendimiz (s.a.s.)’e insanların
böylesine içten yönelmeleri, doğal olarak onun dünya
görüşüyle, iletmek istediği değerlerle, öğretmeye ça-
lıştığı öğretiyle de içtenlikle ilgilenmelerine yol
açıyordu. Onun (s.a.s.) engin merhameti, insan-
ları eğitirken oluşturduğu çekim alanının bitmez
enerjisiydi.

İşte Peygamber Efendimiz (s.a.s.), engin merha-
metiyle insanların ilgisini, sempatisini rahatlık-
la çekebiliyordu. Muhatapları, onun oluşturdu-
ğu manyetik alana bir girince, kendilerini onun
cazibesine kaptırıyor, bir daha ayrılmak istemi-
yorlardı. O kadar ki, onun yanında âdeta melek-
leştiklerini söylüyorlardı. Onlar da onun (s.a.s.)
gibi olmak için can atıyorlardı. “Allah’tan bir rah-
met olarak sen onlara yumuşak davrandın. Şayet
katı kalpli ve sert tavırlı olsaydın onların hepsi
senin yanından dağılıp giderlerdi.”
(Âl-i İmran, 159.)

Onun (s.a.s.) şahsı üzerinden öğretisine de gö-
nülden ilgi duyup ilgileniyor, onu tanımaya ça-
lışıyorlardı. Böylece eğitim-öğretim sürecine gö-
nüllü olarak katılmış oluyorlardı. Bu da, eğitim
sürecinin etkinlik düzeyini yükseltiyor, öğren-
meyi/davranış değiştirmeyi kolaylaştırıyordu.

Peygamber Efendimiz, merhametiyle herkes için
son derece rahat, huzur verici bir ortam oluştu-
ruyordu. Bu asude ortam, herkesin ona sevgiy-
le sempati duymasına, ona karşı saygılı olması-
na neden oluyordu. Dolayısıyla onun oluşturdu-
ğu bu rahat(latıcı) atmosfer, hem kişisel nüfuzu-
nu artırıyor, sevgi ve saygıya dayanan bir disiplin
oluşturuyor, hem de eğitimin etkinlik ve çekicilik
düzeyini yükseltiyordu.

Bu durum, aslında eğitim-öğretimin doğal ger-
çekliğine işaret etmektedir: Başta çocuk olmak
üzere her birey, korktuğu, çekindiği kişileri de-
ğil, sevip saydığı kişileri daima kendine örnek
alır. Korktuklarından değil sevdiklerinden huy
kapar. Eğitimcinin merhametli tutum ve davra-
nışları, eğitileni/öğrenciyi olumlu etkiler. Bu etki,
öğrencinin eğiticiyi sevmesini, sevdiği için de ona
sempatiyle yaklaşmasını sağlar. Öğrenci, eğitici-
ye olan sevgi ve ilgisini ister istemez, ona ait her
şeye transfer eder. Bu yüzden, hocasının merha-
metiyle karşılaşan bir öğrenci, hocasını sevdiği
gibi onun dersini de sever ve o dersle de zevk-
le ilgilenebilir. Bu sevgi ve ilgi, onu başarılı kılar.

Çağdaş eğitim bilimlerinin verilerine göre de,
eğitim sırasında şefkatle, merhametle muhata-
ba yaklaşım, eğiticiye de öğrenciye de rahat-
lık kazandırır ve mutlu edici bir disiplin oluştu-
rur. Baskı, dayak, şiddet, korkutma gibi cezalan-
dırıcı davranışlarla ise, sevgi ve güven ortamı ze-
delenir veya yok olabilir.
(Bk. Erden ve Akman, 2001: 143., Hesapçıoğlu,
1988: 303-7; Sönmez, 1996: 74.)

Birey (özellikle çocuk) üzerinde baskı yapmadan,
hiddet ve şiddet göstermeden, terör estirmeden
yumuşaklıkla disiplin kurup onu ikna ederek eğit-
mek bir maharettir ve bu, merhametsiz gerçek-
leştirilemez.

Merhametsizliğin bugün yol açtığı bireysel ve
toplumsal sorunlarla baş edebilmek için rahmet/
merhamet Peygamberi (s.a.s.)’ni yeniden anla-
mak, keşfetmek ve onun eğitim anlayış ve uygu-
lamalarını güncelleştirmek zorundayız. “Doğrusu,
Allah’ın rahmeti, muhsinlere (işini/görevini güzel
ve sağlam yapanlara) çok yakındır.”
(A’raf, 56.)

Kaynak:
Erden, Münire ve Akman, Yasemin, Gelişim ve Öğrenme, 10.
bs. Ankara 2001.
Fidan, Ahmet ve Arkadaşları, Örnekleriyle Türkçe Sözlük,
M.E.B. Yay. İstanbul 2000.
Hesapçıoğlu, Muhsin, Öğretim İlke ve Yöntemleri Eğitim
Programları ve Öğretim, İstanbul 1988.
Sönmez, Veysel, Sevgi Eğitimi, 4. baskı, Ankara 1996.

Prof. Dr. Muhammet Şevki Aydın - Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97