Dergi Kategorileri
AÇIK OTURUM
AÇIKLAMA
ANALİZ
ARAŞTIRMA-İNCELEME
AYIN İÇİNDEN
AYIN KONUSU
BASIN TOPLANTISI
BASINDA DİN DİYANET
BAŞYAZI
BELGESEL
BİLİM
BİR AYET BİR YORUM
BİR HADİS BİR YORUM
CAMİLERİMİZ
DEĞERLENDİRME
DENEME
DİN GÖREVLİSİNİN HATIRA DEFTERİNDEN
DİN VE AHLAK
DİN VE BİLİM
DİN VE ÇEVRE
DİN VE EĞİTİM
DİN VE KÜLTÜR
DİN VE SAĞLIK
DİN VE SOSYAL HAYAT
DİN VE TARİH
DİN VE TOPLUM
DİN-DÜŞÜNCE-YORUM
DÜNDEN BUGÜNE
EDEBİYAT
EDİTÖRDEN
EKONOMİ
ELEŞTİRİ
FIKIH KÖŞESİ
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
GEZİ
GÜNDEM
GÜNDEMİN İÇİNDEN
GÜNÜN İÇİNDEN
HABERLER
HAYATIN İÇİNDEN
HUTBE
İNANÇ VE İNSAN
İNSAN VE HAYAT
İZLENİM
KADIN VE AİLE
KAİNATIN DİLİNDEN
KAPAK GÜNDEM
KİTAP TANITIMI
KONFERANSLAR
KÜLTÜR
KÜLTÜR VE SANAT
KÜLTÜR VE TOPLUM
KÜRSÜDEN
MERHABA
MÜFTÜLÜKLERDEN
NOSTALJİ
ÖRNEK HAYAT
ÖRNEK VAAZ
PORTRE
RÖPORTAJ
SAĞLIK
ŞİİR
SÖYLEŞİ
SÖZÜN ÖZÜ-BERCESTE BEYİTLER
TANITIM
TARİH
TOPLANTI
TOPLUM
TOPLUM VE AHLAK
TOPLUM VE BİLİM
VATAN SEVGİSİ
YARIŞMA
ZİYARET
Dergi Sayıları
Diyanet Dergisi >> 125. Sayı >> KÜLTÜR VE SANAT >> MEZAR TAŞLARI

MEZAR TAŞLARI

Duysak da duymasak da, görsek de görmesek de,
O bizim karşımızda, yanımızda, bacamızda ve kapımızda...
Hayır! Elimizde, kanımızda ve alın yazımızda.
Bir kez varlığı olan her canlı onda eriyecek,
Başlayan her hayat onda bitecek, sönecek.
Yeryüzüne, işine ve ocağına bir daha dönmeyecek,
İstese de istemese de, öteye gidecek ve gelmeyecek!...(1)
Ölüm diye adlandırdığımız bu kaçınılmaz akıbet, insanlık tarihi içerisinde insanların düşündüğü çözümü güç bir mesele olmuştur. Ölüm üzerine çok şey söylenmiş ve yazılmıştır. Sebebi ise, ölüm gerçeğinin herkese yönelik bir konu olmasındandır. Öyle ki, hayatımız boyunca çok kere ölümün sıkıntısını yaşamış, rüyalarımızda ölmüş ölmüş dirilmişizdir. Her ölüm olayı karşısında kendimize çeki düzen vermek ve hayatımızı yeniden gözden geçirmek ihtiyacını hissetmiş, günahlarımızın çokluğu karşısında da ölüme hazır olamamanın dehşetini duymuşuzdur.
Düşünen insan için, her mezarlık dönüşü bir hesaplaşmadır. İhtirasları yumuşatan, fani hayatı birkaç saatliğine de olsa değersizleştiren, ibret alma hissini kamçılayan bir zihni hesaplaşma...
Bu sayıdaki Kültür-Sanat köşemizde; zihni hesaplaşmanın vuku bulduğu, ölümü ve ahireti hatırlatan mezarlıklardan bahsedeceğiz.
Mezar Taşları
Mevtanın gömülü olduğu yeri göstermek üzere baş ve ayak kısmına dikilen taşlara mezartaşı denir. Yüzyıllardır Müslümanların mezarlara diktikleri bu taşlar, sanat ve tarihi değer bakımından önem taşırlar. Tarih ve sanat bakımından önemli birer vesika teşkil eden bu taşlara şahide (orada yatanın kim olduğuna şehadet eden manasına) denilir. Tarih ve biyografi kitaplarında isimleri kayıtlı olmayan âlim, yazar, şair ve sanatkârların kısa biyografi ve vefat tarihlerini bu mezar şahidelerindeki kitabelerden öğrenmekteyiz.
Mezar şahideleri mevtanın siyasî ve içtimaî durumlarına göre çeşitli şekillerde yapılmıştır ki bunlar:
1- Muntazam olmayan ve yazısız mezar taşlar:
Bunlar, fakirlerin gömüldükleri yerIeri bir müddet belli etmek ve çiğnenmemelerini temin etmek için konulan işaret taşlarıdır. Anadolu köylerinde genellikle mezar taşları böyledir. Bunlar çoğunlukla yontulmamış büyük kaya parçalarıdır ve üzerlerinde yazı yoktur.
2- Yazısız muntazam mezar taşları:
Zühd sahipleri, mezarlarını gizlemek amacıyla sadece bir işaret olmasını vasiyet ederler. Bu çeşit mezar taşlarına kime ait olduğu yazılmaz ise de, mevtanın içtimaî derecesiyle mütenasip muntazam bir şekil verilir.
3- Yazılı düz mezar taşları:
Bu taşların baş tarafına genellikle ''küllü nefsin zaikatü'l-mevt= herkes ölümü tadacaktır'' ve ''hüvelbâki = baki olan Allah'dır'' sözü oyma olarak yazılıdır. Ayak ucu şahideleri üçgen şeklinde ve tezyinatsızdır.
4- Musanna (sanatlı, süslü) mezar taşları:
Bu mezar taşları, nesir yazıları ve manzum tarihleri ihtiva eder. Devrin meşhur hattatlarının yazıları, ressamlarının nakışları, usta taşçılar tarafından taşa oyularak meydana getirilmiş sanat eserleridir. Bu taşlar çeşitli şekillerde olur. Bazılarının her cephesinde de yazı ve oyma süsler vardır.
Bir mezar taşında; hattat, nakkaş ve mermer ustası gibi üç sanatkârın emeği vardır. Önce taşa kazılacak söz seçilir. Hattat, yazacağı yazıyı hangi karakterde yazacaksa onunla ilgili ön hazırlığı yapar. Yazı işi tamamlandıktan sonra nakkaş tarafından taşın şekli belirlenir. Bundan sonra kompozisyon için gerekli ilaveler yapılır. İş mermer ustasına kalır. Mermer ustası, büyük bir sabırla günlerce çalışır. Elindeki çekiç ve elmas çelik çubukla yazıları mermere nakşeder. Hüsnühatta milimetrik hatalar bile sırıtacağından, bu çalışma da çok dikkat ve incelik ister. Yazılardan sonra, konacak olan sarığın kıvrımları, fesin püskülleri, gül ve karanfil demetlerini bıkıp usanmadan ince ince işler.
Mezar taşlarındaki yazılar
Mezar taşına yazılan yazılara mezartaşı kitabesi denilir. Buna ''Kitabe-i senk-i mezar'' da denilir. Taşa kabartma ve oyma olarak ölünün adı, doğum-ölüm tarihi, işi yazıldığı gibi, bazan bir şiir veya edebî bir cümle de yazılır.(2) Bu yazılar genellikle nesih, sülüs ve ta'lik'tir, Ahlat mezar taşlarında olduğu gibi kûfî yazı da kullanılmıştır. Müsenna (karşılıklı çift yazı) yazılmış kitabeler olduğu gibi, ibarenin bir kısmı sağdan sola, bir kısmı soldan sağa yazılmış girift kitabeler de vardır. Yazılar, biri erkek diğeri dişi olmak üzere iki şekilde taşa işlenmiştir.
Serpuşlar
Mezar taşlarının bir kısmında medfunun serpuşu, ya taşın bir uzantısı halinde şekillendirilerek yontulmuştur. Yahut ayrıca yapılarak kitabeli taşın üzerinde açılan deliğe yerleştirilmiştir. Bu serpuşlar vasıtasıyla kitabeyi okumaksızın mezarda yatan zatın mesleğini tayin etmek mümkün olur. Bunlardan bir kısmı fevkalâde bir itina ile yapılmış sanat mahsulü olan eserlerdir.
Şekiller, alâmetler
Mezar taşlarında bazı tarikatlara mahsus olan şekil ve alametler görülür. Bazı tarikatların alâmetleri mezar taşlarının boyunlarına işlenmiştir. Bazı mezar taşlarında da damgalar işlenmiştir.
Kadın mezar taşları üzerinde serpuş yoktur. Yalnız örtüyü temsil eden işlemeli çiçek tezyinatı vardır. Bu suretle bir mezar taşı üzerindeki yazıyı okumadan o mezarın bir erkek veya bir kadına ait olduğu derhal anlaşılır.(3)
Osmanlı Türkleri resme mukabil yazıda emsalsiz ve takliti mümkün olmayan şaheserler meydana getirmişlerdir. XVI. yüzyıldan itibaren mezar taşlarında çeşitli şekiller görülmüştür. Mezar taşlarının yapılış şekli kemale doğru giderek XIX. yüzyılın ilk yarısında en mükemmel şeklini almıştır.
Osmanlı mezarlarını, türbelerini, taşların kavuklarını, kadın mezarları tezyinatını, gelin kıyafetinin saç ve duvaklarına kadar sanatkârane taş oymaları görüp hayran olmamak mümkün değildir. Bu mezar taşlarındaki yazıların bir kısmı meşhur hattatlarımıza ait olup, taşların yapılışı ressam kadar mahir senktraş denilen bir taşçı ustasının elinden çıkmıştır.(4)
Kabirlerimizin bu manevî çekiciliğini, güzellik sırrını, dinlendiriciliğini mezar taşlarında her zaman görmek mümkündür.
Yabancı yazarlardan Moltke bu konudaki müşahadelerini şöyle dile getirir: "Kadınların mezar taşları çiçeklerle süslenmiştir. Evlenmemiş kızların taşları da bir gül goncasıyle belli edilmiştir. Bir müslümanın mezarını, bizde olduğu gibi bozup yeniden kazmaya kalkışmak kötü bir hareket olarak görülür. Türbelerin yanında çok defa bir imaret ve çeşme şeklinde hayır eseri vardır. Birçok mezar taşının altı yalak şeklinde oyulmuştur. Buraya yağmur suları toplanır ve sıcak yaz günlerinde köpekler ve kuşlar, susuzluklarını giderirler. Müslümanlar, hayvanların şükranlarının da insanlara hayır getireceğine inanırlar."(5)
Bu yazımızda, mezar taşlarının yapılış tarzları ve mezar taşlarına yazılan hat ve tezyinatların güzellikleri üzerinde durmuş olduk. Taşçılık sanatı, hat sanatı ve edebiyatın bir araya gelmesiyle değer kazanan mezar taşlarının sanat açısından kısaca tahlilini yapmaya çalıştık.
Mezarlıkla ilgili konuyu işlemişken, şu önemli hususu da belirtmekte fayda mülahaza ediyorum: "Ölen bir kimsenin defnedildiği yerin kaybolmasını önlemek için, israfa varmamak şartıyla basit bir mezar yaptırılmasında dinen bir sakınca yoktur. Mezar için yapılan harcamaların ölü ve diri için hiçbir yararı bulunmadığından, büyük paralar sarfederek mezar yaptırmak israftır, israf ise haramdır."(6)
Hüve'I-Bâki
Allah'ın ebedîliğini ifade eden ve Osmanlılarda mezar baş taşlarına yazılması adet olan Arapça bir ibaredir. Dünya hayatını sona erdiren ölüm hadisesi, ibret alınması gereken bir olaydır. "Hüvelbâki=ölümsüz ve ebedî olan sadece O'dur" ifadesi, insana bir yandan Allah'ın üstün kudret ve ebedîliğini hatırlatırken, öte yandan kulun faniliğini ve ölüm karşısındaki aczini dile getirmektedir. Dolayısıyla hakiki saadetin ancak Allah'a teslim olmakla gerçekleşeceği belirtilmektedir. Bu ibare, genellikle kabirlerin başucuna dikilen taşlardaki kitabelerin en üst kısmında yer almaktadır. Ölümden hiç kimsenin kurtulamayacağını anlatmak amacıyla yazılmış olup, aynı zamanda ölüm karşısında geride kalanların acısını hafifletmek, "0 verdi, O aldı; O'ndan geldik, O'na döneceğiz" gerçeğini de yaşayanlara hatırlatmaktır.
Sadece Osmanlılar'da görülen ve özellikle İstanbul'un fethinden sonra yaygınlaşan bu uygulamada; hüvelbâki, celi ta'lik ve sülüs hatlarıyla; harf inkılabından sonra da yeni harflerle yazılmış, bu adet günümüze kadar devam etmiştir. Pek çok hattatın Allah, Muhammed ve besmele istifinden sonra en çok bu ibarenin istifiyle meşgul olduğu bilinmektedir. Bu sebeple Türk sanat ve kültürünün bir nevi açık hava müzesi olarak kabul edilen mezarlıklarda birçok ''hüvelbaki'' istifi bulunmaktadır. Mezar taşlarına bunun yanında ''Küllü men aleyha fan"(7), "Küllü nefsin zaikatülmevt"(8) gibi ayetler de yazılmıştır.(9)
Hiçbir yerde mezarlık, Türk'ün birer yeşil bahçe haline koyduğu mezarlıkları kadar ölümün vekarına ve sükununa uygun değildir. Bazan taşa işlenmiş bir gül demeti kadar güzel, bazan mermerde şekillenmiş bir Türk vekarı kadar ağırbaşlıdır. İşte bu mezar taşları, çok defa koklanacak sevgililer veya derin özleyişle boyunlarına sarılacağımız yaşlı dedeler gibi ölüm dışında kalmış, adeta ölmemiş güzelliklerdir.(10) Yazımızı ibretamiz bir mezartaşı yazısıyla noktalıyorum.
Dikkat ile nazar eyle şu mezarım taşına
Âkil isen gâfil olma aklını al başına
Salınıp ben bir dem gezer iken neler geldi başıma
Akıbet türâb oldum taş dikildi başıma(11)

1- Egemen, Bedi Ziya, "Ölüm Üzerine", Ankara Üniv. İlâh. Fak. Dergisi (1963) , XI, s. 31.
2- Pakalın, Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, 2/528.
3- Arseven. Celal Esad, Türk Sanatı Tarihi, 453-459.
4-Uzunçarşılı, İ Hakkı, Osmanlı Tarihi, c. 4, Böl 2. sayfa 561.
5- Öztuna, Yılmaz, Büyük Türkiye Tarihi, 12/206.
6- Fetvalâr, 26, "Mezar Yaptırmak" maddesi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yay.
7- Rahman, 26.
8- Ankebût, 57.
9- T.D.V.İ.A. 19/67.
10- Banarlı, N. Sâmi, İman ve Yaşama Uslûbu, 138.
11-Kuşoğlu, M. Zeki, Dünkü Sanatımız-Kültürümüz. 86.



247 246 245 241 240 239 238 237 236 235 234 233 232 231 230 229 214 144 143 142 141 140 139 138 137 136 135 134 133 132 131 130 129 128 127 126 125 124 123 122 121 120 119 118 117 116 115 114 113 112 111 110 109 108 107 106 105 104 103 102 101 100 99 98 97